Üniversiteye Başlayacaklara Tavsiyeler


Yeni bir yazı dizisine başlıyorum arkadaşlar. Üniversitede iki senemi doldurdum, bu yazı dizisi için yeterli tecrübem olduğuna inanıyorum. Hem de üniversiteye hazırlayıp gönderdiğim okuyucularımı da üniversite hayatında yalnız bırakmamış olayım. :)

Şu anda 4 yazı var. Fakat ilerleyen zamanlarda (örneğin mezun olunca) daha fazla yazmayı planlıyorum.

Bilkent'teki İki Yılımı Anlattığım Yazı

Her Yeni Üniversiteliye Verdiğim Tavsiyeler

Ek Olarak Bilkentli Mühendislere Özel Olarak Verdiğim Tavsiyeler

Yukarıdaki Ek Olarak Endüstri Mühendisi Bir Arkadaşımın Dersler Hakkında Verdiği Tavsiyeler

Yeni Çıktı! Bilkent Elektrik Elektronik Mühendisliği Dersleri

İlginç Bir Spor: Ultimate Frisbee

İlginç Bir Spor 2: Oryantiring

Üniversiteye Başlayacaklara Tavsiyeler I - Bilkent CS Serüvenim

Not: Başlığı "Benim Hikayem" diye koyacaktım ama google'dan "Bilkent CS nasıl bir yer?" diye aratan adam da bulup okusun diye böyle koydum. Böyle biri denk gelirse sorularını bu başlıktan veya dolkrutos@gmail.com'dan sorabilir.

Malum üniversiteler açılıyor, böyle bir yazı yazmam elzemdi fakat önce biraz tecrübe kazanayım dedim. Hazırlığı direkt atlayıp 2 sene bölüm okuduktan artık bu yazı dizisine başlamanın vaktinin geldiğine inanıyorum ve başlıyorum.

*

İlk yazımda iki senede ben ne yaptım kısaca (inş cnm) onu özetleyeceğim. Özeti paragraf paragraf ve başlıklarla yazıyorum, istemediğiniz yeri geçebilirsiniz, çünkü kendime hakim olamayıp her şeyi anlattım. Yine de tabii hepsini okumanız daha iyi olur.

Önceki Planlarım

YGS-LYS yazılarımı okuyanlar bilir, bir işe planlayamadan başlayamam. Planlama aşaması aslında işin zevkli kısmıdır. Hayaller beleş ve gani ganidir, insanı motive eder.

Bilgisayar mühendisliği yazarken hayalim kendi şirketimi kurup kendi oyunumu yapmaktı. İlkokulda RPG Maker motoru üzerinde çalışmıştım, lisede 3 saatlik oynama süresi olan bir demo çıkarmıştım, bu öyle dandik bir şey değildi, Final Fantasy serisinin 2 boyutlu oyunları biliyor musunuz? Hah işte tam öyle bir şeydi. Fakat oynatacak insan yoktu. Bunu farkedip işi bıraktım. Android bu aralar popüler olaydı iyiydi. Neyse. Özetle bu 3 saatlik oyunun devamı ve onu takip eden bir sürü RPG projem vardı, hâla bir köşede duruyorlar. Ben bunu düşünerek forumlarda "yönetici yetiştirmesiyle" övülen Boğaziçi üniversitesine gitmeyi çok istiyordum.

Yeni Planlarım
Bilkent'i kazandım. Bilkent ise internet ortamında yurtdışı bağlantıları iyi olan, akademik ağırlıklı eğitim veren ve akademisyen yetiştiren bir okul olarak tanınıyordu. Bu gerçekten doğru mu? 2 sene sonra ki yazımda açıklayacağım.
(Yine de kendi gözlemimle bir not gireyim, oda arkadaşım makine mühendisi, 1.sınıfın sonunda California Institute of Technology'den mezun bir hocayla araştırma yapmaya başladı, 1 senedir yapıyor. Öyle "dahi", "Baran 14 yaşında" bir tip değildi, not ortalaması da çok yüksek sayılmazdı. Birkaç tane daha böyle işlerle uğraşan arkadaşım var, ben de bu sene başlamayı düşünüyorum. Bilkent tanıtım ofisinde çalışmadığım size istatistik verip diğer üniversitelerle karşılaştırma yapamayacağım. Yalnız ODTÜ'de bir arkadaşım robot yapmayla uğraşıyor, araba yapımında görev alıyor yarışlara felan katılıyor. Bilkentte de bu yok. Neyse konu dağılmasın aklıma esti yazdım.)

Abimle bir konuşma yaptım ve her şey değişti. Artık kariyer planım "Yurtdışında doktoraya git, sonra ülkeye dön iyi bir üniversitede akademisyenlik yap, projelerin olsun, öğrencilerin olsun, derslere gir, esnek saatlerle çalış." şeklindeydi. "Bunların yazıyla ne alakası var?" diye düşünebilirsiniz. Bu karar benim 2 senemi çok ayrı bir çizgiye soktu ve hala o çizgide devam etmemi sağlıyor.

Şöyle açıklayayım: akademisyenlik için iyi bir not ortalamasına ve iyi referanslara (araştırma ve stajlar vesilesiyle) sahip olmak gerekiyordu. İyi bir şirkette iş bulabilmek için not ortalamasından ziyade kendini kodlama konusunda iyi eğitmiş olmanın gerektiğini söylüyorlardı. Bunun ikisini birden elinde bulundurabilen insanlar var ama ben mükemmel olmadığım için ilk yolu seçtim.

Üniversiteden Beklentilerim
Tabii tek hayalim kariyer yapmak değildi. Üniversitede yapmak istediğim daha başka şeyler de vardı. Değişik ve enteresan bir spora (eskrim, kendo, squash gibi) yazılıp herkesle beraber gediklisi olmak istiyordum. Nitekim bu hayalimi gerçekleştirdiğim için mutluyum, hem de tek bir sporla değil iki sporla. Bir kulüpte de etkin rol almayı çok istiyordum, buna ilişkin girişimlerim oldu anlatacağım.

1. Sınıf 1.Dönem



(Bilkent'i ilk kez kayıt gününde gördüm, fiziki görünümü beklediğimden daha güzeldi.)

Üniversiteye gittim. 2 kişilik yurda yerleştim. Yurttan epey bir arkadaş edindim, ilk birkaç gün Ankara'yı gezdik. Kulüplerin tanışma toplantılarına falan gittim. İlk günler güzel geçti.
Hazırlığı atlama sınavına girdim. Sınavı geçtim. Acaba yarım sene hazırlık mı okusam diye bir düşüncem vardı ama abim "Boşver boşuna yıl kaybedersin." dedi. (Şimdi diyorum ki "Adam haklı beyler.") Ben de "Ya şimdi sınav senesinden edindiğim bir disiplin var, yatarak kaybetmeyeyim diye bölüme başlayıverdim. Bir sürü insanla tanışmıştım, sadece bir arkadaşım hazırlığı atlayabilmiş. Bu pek iyi olmadı tahmin edebileceğiniz gibi.

Dersler
Normalde ders programımda 5 dersim vardı: Programlamaya ve Algoritmalara giriş, İngilizce (Essay yazma dersi), Türkçe (Deneme yazma dersi), Calculus (Türev, integral) ve Modern Biyolojiye Giriş (Hücrenin yapısı, bölünme, genetik, evrim gibi lise konularını içeren bu dersin veriliş amacı bölüme abet akreditasyonu kazandırmak, yani mantık beklemeyin.) Ders seçimleri zamanı geldi, istediğimiz dersi ekleyip çıkarıp istersek sınıfımızı/hocamızı/ders saatlerini değiştirebiliyorduk. Birkaç değişiklik yaptım. Bir de yabancı dil dersi ekleyeyim dedim hani en süper ben olacağım ya.. Lisede Almanca öğreniyorduk, Almanca'ya devam edeyim dedim ama sınıflar ful çekiyordu. LYS'den 1-2 gün önce kafam dağılsın diye "Yav şu Çince nasıl bir şey?" diyip Çince çalışmıştım, hoşuma gitmişti. Çince sınıfı boştu, Çince'ye kaydoldum.

İlk haftalarda çok güzel başlayan Çince, öbür derslerin yoğunlaşmasından dolayı gelen uykusuzluk probleminden dolayı işkenceye dönüştü. Oda arkadaşımın bu konuda bir özlü sözü var hiç unutmam: "Benim pazartesi sabah sekiz buçukta Çince dersim olacak s*ksen gitmem lan."
Planlarken bu tip şeyleri de düşünmek lazım tabii. Neyse ki hocam iyi bir insandı da arada 8:30 derslerini ekip hocanın öbür sınıfıyla derse giriyordum, beni var yazıyordu. Çince sınıfı 20 kişilikti ve ders interaktif işlendiği için verimliydi. Hoca Türktü, ders de Türkçe işleniyordu.

Matematik, yani Calculus 50-60 kişilik bir resim sınıfında işleniyordu. Hoca bayandı, Rustu, değişik bir aksanı vardı, th'yi z diye okuyordu. Anlamakta sıkıntı çekmiyordum. Tatlı bir insandı severdim, bazı arkadaşlarım konuşanı dışarı atan bir hocaya denk gelmişti, onunla karşılaştırınca karşımdaki melekti.

Biyoloji dersi hakkında yazacak pek bir şey yok, 60 kişilik sınıfta lise dersi görüyorduk. Dersleri dinlemeye çalışıp sınavlardan önce sunumlara bakıyordum.

Türkçe dersi beni en çok geliştiren ders oldu. Bu derste hocaların seçtiği 5 kitabı okuyup kitaplar üzerine deneme yazıyorduk. Bir de üzerine 1 tane kitap okuyup proje ödevi yapıyorduk. Bu ders beni şöyle geliştirdi; artık işin profesyoneli olmuş, dersten önceki akşam 1 kitap bitirip üzerine 700 kelimelik deneme yazabilir hale gelmiştim. Fuları takma vakti gelmişti. Sınıf 20 kişilikti, bu ders de tabii Türkçe işleniyordu.

Bilgisayar dersini David Davenport isimli İngiliz bir hoca veriyordu. İnternette bayağı kötü bir nam salmış bu hoca bana üniversitenin lise olmadığını en çok hissettiren hoca oldu. Adam ders anlatırken yanındaki açık kapıdan paşa paşa çıkıp gidebiliyordunuz. Giden pek olmuyordu. Dersi eğlenceli kılmak için sürekli espiriler yapar, kod yazarken yaptığı hatalara enteresan tepkiler veriyordu. Fakat ilk birkaç haftadan sonra güldürmemeye başladı çünkü uykusuzdum ve hocanın alıştığımdan biraz daha hızlı olan konuşmasını takip etmekte zorlanıyordum.
Adam bir vize yaptı, bir 40-50 kişi filan dersi bıraktı veya daha finali göremeden sınıfta kaldı. (Daha fazla da olabilir.) Ben ortalamayı alıp "Noluyoruz lan??" dedim.
Bir de Bilgisayar dersi için 3000 kelimelik deneme yazdırmak gibi abuk bir iş yaptırdı bize, notumuzu fazla etkilemediği halde yazmayanı sınıfta bıraktığı için mecburen yazdık.
Haftada bir dört saatlik labımız vardı, bilgisayarın karşısına geçip zor kodlama problemleriyle boğuşurduk, bunlar da hayatımın en stresli saatleriydi.



Bu kadar uykusuzluğun sebebi olan ders İngilizce dersiydi. Bu dersin iş yükü çok ağırdı, 3 denemesi (essay) 2 sunumu, sayısız ödevi vardı. Dersi A ile geçmek imkansız gibiydi çünkü 95 ve üzeri toplamanız gerekiyordu. Bunu benim dönemimde 1400 kişiden 40 kişi başarabildi.

Ben Kurban bayramında ailemin yanına gidip tatil boyunca kendi halimde takıldım. Döndüğümde ödevler, projeler, sınavlar öyle birikmişti ki artık her gün ertesi güne yetiştirmem gereken bir işim oluyordu. Okul tam bir kâbus halini almıştı. Günde 5 saat falan uyuyabiliyordum sadece. Türkçe sunumuma anca 1 saat uyuyarak gidebilmiştim, esneye esneye sunum yapmıştım.

Bilkent devamsızlık konusunda sıkıydı. Bu dönem her derste yoklama alınıyordu. Özellikle İngilizce dersi çok problemliydi, 7. saatte kalıyordunuz. Öbür dönemlerde sadece 60 kişinin bir sınıfa toplandığı bilgisayar derslerinde bazı hocalar yoklamayı "Quiz yaparak" aldılar, diğer tüm derslerde yoklama kağıdına imza atıp durduk.

Dönemi çok çileler çekerek ama iyi bir not ortalamasıyla bitirdim.

Hayat




(Pek sevgili 91. yurt ve abuk girişi)

İlk dönem benim için çok zordu. Kampüs ikiye ayrıktı, benim derslerim Merkez Kampüsteydi, fakat ben hazırlık öğrencileriyle birlikte Doğu Kampüste kalıyordum çünkü Merkez Kampüste yer yoktu. O zaman denk gelen yemekhane inşaatından dolayı dersler 10 dakika geriye alınmıştı bu yüzden kahvaltı saatlerini kaçırıyordum. Doğu Kampüs - Merkez Kampüs arası 2 kilometre falandı, bu her ne kadar şu an gözüme çok gelmese de o zamanlar hem 85 kilo olan ham ve uyuşuk bir tiptim (verdim neyse ki) hem de günde 6-8 saat derse giriyordum (cuma günleri boştu, tüm dersler 4 güne toplanmıştı). Dolayısıyla doğudan merkeze giden otobüse bağlı yaşıyordum. 7:30 gibi kalkıp kahvaltı ediyordum. Kahvaltı dediğim de mikrodalgada kaşarlı ekmek. Sabah 8:30-9:30'da dersim başlıyordu genelde 16:40-17:40 gibi bitiyordu. Ben bir kulüp aktivitesine gitmemişsem saat 7 gibi yurtta karnı tok vaziyette hazır oluyordum. 7'de genelde çok uzun bir ödevim yoksa oyun oynar veya diziler izler veya 1 saat kestirir, 9-10 gibi ödeve otururdum, saat 2'ye kadar yapardım. Akşam yemeğini 5-6 gibi yediğim için saat 10'da yine acıkır dışarıdan bir şeyler söylerdim, bu yüzden üniversitede sınav senesinde aldığım kiloları vereceğime daha da kilo aldım.

Sosyal hayata gelince, ilk dönem bölümden fazla arkadaşım yoktu, daha çok yurt arkadaşlarımla takılıyordum. Akşam yemeklerini beraber yiyorduk Yurtta bilardo vardı arada onu oynuyorduk. Televizyon salonu vardı, ligtv izliyorduk. Arada televizyona laptop bağlayıp film izliyorduk. Oda arkadaşım gececi bir tipti, genelde odada olmazdı, muhabbeti iyiydi, birkaç kez beni dışarıya çağırdı, çok yoğun olduğumdan hiç gitmedim, şimdi keşke elemanla başka bir dönem karşılaşsaydık, işler daha farklı olurdu diyorum.



Final haftasından önce bir Cem Yılmaz gecesine katılmıştım ki saat sabah 6'da bitmişti. Final haftasından önce ders olmadığı için kafamıza göre takılıyorduk, ben uyku düzenini doğrultamamış, uyku saatlerimi ileri alarak akşam 6'da yatıp gece 1'de falan kalkmaya başlamıştım. Gece 1'de kalkıp final sınavının saati gelene kadar çalışıyordum. Acayip günlerdi.

Bu dönemden sonraki hiçbir dönem bu kadar zor ve ağır olmadı ve nispeten daha eğlenceliydi.

Birçok kişinin Bilkentle ilgili sıkça sorduğu bir soru var, Burslu burssuz ayrımı oluyor mu? Diğer bölümleri bilmiyorum ama mühendislik fakültesinde bunu hiç hissetmedim. Çoğu kişinin bursu olup olmadığını dahi bilmezsiniz zaten. Bir sosyal ortamda "Hmm şu çocuğa bak kesin burslu/burssuz ben bunla konuşmayayım." de demezsiniz herhalde. Okul diğer özel okullara göre nispeten ucuz zaten, annesi babası çalışan biri hele bir de tek çocuksa bu miktarı karşılyabilir. Oda arkadaşlarımdan biri hukuk okuyordu, burssuzdu, burslu burssuz ayırımı falan yapmıyordu odada yatıp telefonuyla falan oynuyordu sabahları yulaf yiyordu yani ekstra bi durum yoktu. :d Bir kere ENG101 dersinde telaffuzumla dalga geçen bir eleman vardı kıl olmuştum "özel okullu işte İngilizcesi daha iyi hava atıyor" demiştim içimden, sonra öğrendim ki adam tam burslu EE okuyormuş.

Kulüpler

Ben ilk dönem kulüp olayını çok yanlış anladım arkadaşlar. Ben zannediyordum ki tanışma toplantılarında listelere isim yazıp üye olacağız sonra o etkinliklere sadece biz gidebileceğiz falan. Tabii oturup bu sistem nasıl işliyor diye etraflıca düşünmemiştim. Etkinlikler tüm okula açık oluyor , ki böyle olsa bile boş kalan etkinlikler oluyor, "Kulüplerde aktif rol almak." ise etkinlikleri hazırlayıp tüm sıkıntıyı çeken yönetici tayfasından olmak manasına geliyor. Bir tane kulübe ismimi yazdırmıştım da ilk birkaç toplantısına gitmediğim için beni kulüpten (facebook grubundan) atmışlardı hatta.

Genelde cuma günleri saat 22:00'da yapılan film geceleri favori aktivitemdi. Çeşitli kulüpler belirli bir tema üzerine olan 4-5 filmi sabaha kadar oynatırdı, kahve, patlamış mısır, pizza ikramı falan yaparlardı. Bazen küçük kulüpler zamansız vakitlerde bunu yapar da koca salonda 10-15 kişi filan olurdu, bu durum iyi bir kaynaşma ortamı yaratırdı.

Doğu Asya kulübü anime gösterimleri yapardı, arada giderdim. Apolitik bir insan olduğum halde, Politik Görüş Topluluğunun tartışmalarına gider tartışanları dinlerdim, bu kulübün tartışmalarına katılan insanlar epey bilgiliydi, lisede yakın dönem tarihi görmediğimiz için ben de bunu kendi kendime öğrenmek durumundaydım, bu tartışmalar da epey yardımcı oluyordu. Felsefe kulübünün de enteresan etkinlikleri vardı, "logical fallacy"ler (bunu Türkçe'ye çevirince bayağı komik oluyor.) üzerine güzel bir sunum sonrasında bir de yarışma yapmışlardı fakat pek sık etkinlik yapmıyorlardı, felsefe bölümü 15 kişiydi zaten, etkinliklerine gelecek gedikli kişiler yoktu.

Yukarıdaki kulüplerin etkinlikleri gibi haftaiçi olan ve kısa süren etkinliklerden sonra insanlar toplanıp akşam yemeğine giderler. Kaynaşmak için iyi bir fırsattır. Ben bilgisayarla alakalı kulüplerin (dolu var) yemeklerine katılırdım ara ara.

Bundan başka bu dönem ve sonraki dönemler sayısız öğle arası ve akşam sunumuna katıldım ki hepsini yazmaya yetecek kadar vaktim yok. Bazıları yararlı oldu, bazılarında uyudum çünkü uykusuzdum.

Bilkent Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi öğrencilerinin rol aldığı tiyatrolar var. Giriş ücretsiz ve bazı tiyatrolar epey iyi, gideceklere tavsiye ederim. Bir de Bilkent Senfoni Orkestrası var. Sadece film müzikleri konserine yazın arkadaşlarla gitmiştik, iyiydi. Başka konsere katılmadım sıkılırım diye.


(Film müzikleri konseri)

Spor

Okulun ilk haftası gittim tenise yazıldım, kurs beleşti ama sadece 5 haftaydı. Derse 5 kişi başladık. 2 kişiden ilk haftadan sonra bir daha haber alamadık. İkinci hafta benden başka kimse gelmemişti ki hoca bana özel ders vermişti.

Tenis bitti, ben tenise tekrar yazılmak yerine aynı dönem beleşe bir de masa tenisine yazıldım. Hayret ki bu kursa bir tek ben yazılmışım. İlk gün hocayla karşılıklı maç yaptık. İkinci hafta hoca okul takımıyla maça gideceğim dediği için gitmedim. Sonra dersler ağırlaştı bir daha hiç gitmedim. Okulun özel okul olmasının bir artısı da buydu, tek ben geldiğim halde kurs katılım yetersizliğinden kapatılmadı.

*

Bu çaylaklık dönemini böyle uzun uzun yazdım çünkü ben üniversite hayatı diye bekleyip karşılaştığım şey bu oldu. Sizinki böyle mi olur bilmiyorum. 

Bundan sonraki dönemler bende bu dönem kadar travma yaratmadı. Artık işi çözüp daha dikkatli ilerliyordum, her anlamda.

1. Sınıf 2. Dönem

Merkez kampüste başka bir yurda geçtim. Okuldan derse 5 dakikada yürüyerek gidiyordum artık. Bu rahatlıktan ötürü bu dönem yine çokça kulüp etkinliğine katıldım. Yukarıda yazdığım etkinliklere aslında en çok bu dönem katıldım. Yine aktif rol aldığım kulüp yoktu ama kulüp sonrası yemeklerle bölümden arkadaş edindim. İngilizce sınıfımdaki bir bilgisayarcı arkadaş da sağolsun beni epey bir kişiyle tanıştırmıştı.

Dersler
Bu dönem derslerin 4'ü öncekilerin devamıydı, yani yine Programlama ve Algoritmalara Giriş, Calculus (yine türev integral), Türkçe, İngilizce. İngilizce'deki iş yükü bu dönem daha hafifti. Biyoloji yerine Ayrık (Discrete) Matematik diye bir ders geldi. Bu dersin bilgisayarcıları ilgilendiren bir ders olsa da Matematik bölümü tarafından verilip çok teorik işlendiği ve bilgisayarla alakasının ne olduğu yeterince açıklanmadığı için verimsiz geçti. Zaten hoca hastaydı, dediklerinden bir şey anlaşılmıyordu. Adamın kariyeri iyiydi (Oxford ve Cambridge bitirmiş) o sebeple okuldaydı.
Bu dönem biraz rahatlayayım diye Calculus'ü ders programından çıkarıp yaza bıraktım, onun yerine Sosyal Seçmeli olarak Film Tarihi aldım. Film tarihi dersi 1 saat sesi epey monoton bir hocadan film akımları üzerine bir şeyler dinlemek, geri kalan 2 ders saatinde ise film izlemek sonra izlenilen 2 filmi çekip 1'er essay yazmak, sonra da benim blogta da sorduğum "Gelecekte film endüstrisinde nolur?" başlıklı final sınavını cevaplamaktan ibaretti. Ben o sıralarla hem filmlerle hem de essay yazmakla (çünkü akademisyen olmak için gerekliydi) kafayı bozduğum için bu işi çok ciddiye alıp güzel yazılar ortaya çıkarmıştım yani özetle entel olup çıkmıştım.
Bir de oryantiring diye acayip bir spor dersine kaydoldum ki sormayın.

Proje
Bilgisayar dersinde proje yaptık. Proje grubumuz 4 kişilikti, önceki dönemki İngilizce dersinden arkadaşlarla grup olmuştum. Hepsi elektronikçiydi. Dolayısıyla bilgisayar dersini pek sallamıyorlardı, bu yazıyı görseler bana kızmazlar herhalde. Projenin büyük kısmını sorumluluk alıp ben yapmaya çalıştım, kolay ama uğraştırıcı kısımları arkadaşlara verdim. Ekşi sözlükte sağ tarafta Avrupa'nın 1000 yılı 59 saniyede tipinde bir video görüp "Ya şu haritanın üzerine soru işaretleri koysak, oyuncu soru cevapladıkça yıl atlanıp harita değişse böyle bir quiz oyunu yapsak?" fikriyle yaptık projeyi. Projeyi yapmaya son 2 hafta başladık, bir 5 gün falan çalıştık, ilk 2 gün çalışmaya sadece 1 arkadaş geldi. Sabah 10'da Fen fakültesinde şelalenin önünde başlayıp gece 10-11'de dağılıyorduk. Ortaya fena bir şey çıkmadı. Javayla yazmıştık, Androide çıkarsaydık belki de google mağazasına bile atabilirdik. Olmadı. Kuru kuru soru cevaplamakla olmaz diyip fon müziği, options ekranı, achievements falan da koydum. Buna rağmen hocalar projeyi programlama açısından yetersiz buldular. Hocam sadece 4 kişiyiz, ben hariç herkes elektronikçi, hiçbirimiz buraya gelmeden önce programlama bilmiyorduk diye kendimi acındırdım, başarılı olduk mu bilmiyorum ama bizden çok daha fazla emekle yapılmış bomba projeler 8 alırken bizim dandik proje 7 aldı. Adalete gel.

Oryantiring
Oryantiringe hala devam ediyorum, yakında bunun hakkında da uzun bir yazı kalem alacağım. Fakat şimdi bir özet geçeyim: bu şu ana kadar yaptığım en zevkli sporlardan biri. Ve eminim bir çok kişiye de zevkli geçecektir. Hunger games'e özendiyseniz ama ölmek de istemiyorsanız bu spor tam size göre. Spordan çok bir survivor ödül oyunu gibi. Spor şöyle: sizi bir ormana salıyorlar elinize de harita ve pusula veriyorlar siz de bu ikisinin yardımıyla parkurdaki bayrakları buluyorsunuz. İlk bulan kazanıyor. Ders bu dönem gerek benim tembelliğimden gerekse hocanın dersi fazla önemsemesinden pek iyi gitmedi, ama bu spordan çok zevk almıştım bu yüzden ikinci sınıfta dersi bir daha aldım. Yetmedi arkadaşımla Kapadokyaya gittik, oradaki turnuvaya katıldık, bayrak bulmak için peri bacalarını didik didik ettik. Güzel günlerdi. Yalnız ikinci sene ilk 5-6 hafta her oryantiring olduğu gün kar yağdı şansıma, yerler kayıyorken kampüste eldeyle koşuşturmak pek hoş olmadı, insanların "napıyor lan bunlar?" şeklindeki bakışları da cabası.


(Peri bacalarının arasında bayrak aramaca)

Hayat

İlk dönemki bedbaht halimden sonra bu dönem daha düzenli bir hayat için elimden geleni yaptım. "Zaman yönetimi" kitapları okudum, bloga da bunun hakkında bir şeyler karalamıştım zaten. Uyku üzerine epey araştırma yaptım, gece 6 saat uyuyordum öğlen yurda gidip bi yarım saat kestiriyordum, ilk dönemden iyi gitse de geceleri çok çabuk uykum geliyordu. Merkez kampüsteyken hayat daha rahat ve daha eğlenceliydi. Doğu kampüsteki bir çok arkadaşım da merkez kampüse gittiği için hep beraberdik yine.

Yaz Okulu

Yaz okulu pişmanlıktır. Açık hava film gösterimlerinde çimenlere uzanıp patlamış mısır yemekten başka pozitif bir yönü yok. Ha bir de dersler normalden kolay, tabii o sıcakta çalışabilirseniz. Calculus II ve Humanities I almıştım.

2. Sınıf

Dersler
Bu sene İngilizce, Türkçe gibi Bilkent işkenceleri olmadığından, kendim de hem tecrübe edinmiş, hem de "Ne işe yarayacak yav bunlar gerçek hayatta?" diyip fizikleri atıp yerine seçmeli ders almış biri olarak 2.sınıfta dersler üzerine uzun uzun yazacak fazla bir şeyim yok. Bu sene geçen seneden farklı olarak her dönemde ikişer bilgisayar dersi aldık. Biri veri yapıları yani "Data Structures". Linked listleri, treeleri falan öğretiyorlar. Microsoftta çalışan bir ekşi sözlük yazarından aldığım bilgiye bu ders deli gibi öğrenmem gereken, Bilkentteki tek işe yarar dersmiş. Aynı zamanda geçmesi epey zor bir ders çünkü kodlama sorularında size ufak gibi gözüken tek satırlık bir hatadan dolayı tüm soruya çarpı atıyorlar ki bu da 25 puan kaybetmek demek. Birer tane de donanım dersi aldık. İlk dönem "Digital Design" adı altında dijital devreler yaparak başladığımız ve mikroişlemci kodlayarak bitirdik. Çok beğendiğimiz için "Computer Organization" adı altında devamını çektiler, bu derste de şu 0001111'lerle nasıl kod yazılıyor onu öğrenmiş olduk ve assembly yazdık. Bu sene hiç proje yapmadık. Bir de bu sene 2 kur daha Çince aldım, 2. kuru 11 kişi, 3. kuru 5 kişi işledik. Bu sefer hocamız Çinliydi ama Türkçe konuşuyordu, bunu bilmeden dersi alan Koreli arkadaşlar dumur olmuştu hatta. Eğlenceli geçti.

Yandal
Bizim okulda 1. sınıfın sonunda belirli bir ortalamanın üzerindeki kişiler yandala başvurabiliyordu, fakat çift anadal seçeneği yoktu. Tam bu dönem fen fakültelerinde çift anadal yapanlara 750 lira burs verileceği duyurdu. Bu sebepten olsa gerek bizim okul da çift anadal açılacağını duyurdu. Oooh çok iyi, hem fazladan diploman oluyor hem de para geliyor diyerek Matematik çift anadalına başvurmaya çalıştım fakat malesef bu olay benden sonraki dönem için geçerliymiş. Benimle aynı sene okula giren fakat yarım sene hazırlık okuyan arkadaşım bu sene çift anadala başlıyor. Ben ise "Yaa zaten Matematik zor olur, para kazanacaz diye robota dönüşmeyelim." mantığıyla çift anadaldan da yandal da vazgeçtim. Fakat aşırı ayrangönüllü bir insan olduğum için "Yine de bir tane sosyal alanla ilgili bilgim olsun, lisede felsefeyi çok severdim, kendi kendime kitap okuyacağıma derse girip işi profesyonelinden öğreneyim." diyerekten felsefe yandalına başladım. Yandal kapsamında bu sene Felsefe Giriş I aldım, bu derste ilginç makaleler okuduk, ufkum açıldı diyebilirim. Bir de Zihin Felsefesi aldım, bu ders ise zihin/akıl nedir ve beyinle ilişkisi nedir, hissettiğimiz acının insan olmakla ilişkisi nedir, robot acı hissedebilir mi? Robot düşünebilir mi? tarzı sorular soruyordu yani yapay zeka alanının felsefeydi dolayısıyla beni epey alakadar ediyordu. İlginç ve eğlenceliydi.

Spor & Hayat & Kulüpler

Bu dönem ikisi beraber gitti gibi. Geçen dönem kulüp etkinliklerinde tanıştığım bir arkadaşla epey kanka olmuştuk. Bu arkadaş senenin başında "Ben geçen gün okulun frizbi antrenmanına gittim, bugün yine var sen de gelsene." dedi. Gittim bakalım neymiş diye. Aynı anda 2 kişiyi daha çağırmış, 4 kişi aynı anda başladık. Asıl ismi "Ultimate Frisbee" olan bu sefer tıpkı Amerikan futbolu gibi topu (bu durumda frizbiyi) belirli bir alanın içinde yakalamaya dayalı, fakat temas yasak ve frizbiyle koşmak yok, paslaşarak ilerliyorsunuz, dolayısıyla sert bir spor değil ve kız-erkek karışık oynayabiliyor. Müthiş eğlenceli. Ekimde başladık, nisana kadar aralıksız antrenmanlara katıldım. Çok parlak bir oyuncu değildim ne yalan söyleyeyim, sportif bir insan olmadığım için çok geç öğreniyordum ve çok hata yapıyordum. Spor aşırı zevkli olduğu için nisana kadar hiç bırakmadım.


(Takım antrenmandayken)

Bu senenin başında annemden birkaç yemek pişirme malzemesi alıp kendi yemeğimi hazırlamaya başladım. Artık eskisi gibi kahvaltıyı simit+poğaça+ kahveyle değil kaynamış yumurta ve yulaf gevreğiyle yapıyordum. Ola ki karnım çok kazındı, dışarıdan yemek yerine makarna yapıyordum. Bol bol şekersiz Türk kahvesi içiyordum. Zamanla psikopata bağlayıp bulgur pilavı, mantar sote, tavuklu sebze yemeği, fırında pizza felan da yapmaya başladım. Dikkatli beslenme ve haftada 3 frizbi antrenmanı (ki 2-3 saat sürerdi ve epey koşardık) sayesinde 90 kilodan 65 kiloya indim. Bir de kaptanımız bize spor salonunda kondisyon çalışmamızı önermişti, bunu da dikkate alıp düzenli spor salonuna gitmeye başladım. Nisanda Kapadokya'ya oryantiring turnuvasına katılmıştım, burada bacağımı sakatladım. 1 ay koşamadım. Frizbi antrenmanları yalan oldu. Spor salonuna da 2 hafta kadar ara verdim fakat daha sonra iyice abartıp 2 günde 1 gitmeye başladım. Özetle bu sene sağlığımı düzene sokmaya odaklandım.

Eskisi gibi sabit bir oyun&dizi&film&kitap rutinim yoktu. Bir dönem bir diziye sarar 3-5 gün onu izler sıkılır bırakırdım. Ardınan bir hafta geçer bir oyuna sarar yarısını felan oynar sıkılır bırakırdım. Veya film izlemeyi özler 3-5 gün aralıksız film izlerdim ki bu günler genelde final haftasına denk gelirdi. En güzeli hangisi o an hangisi en keyifli ve en özlenense onu yapmaktı.

İlk Kulüp Aktivitem

Artık kulüp aktiviteleri için düşüncem "işe yarayacaksa git." idi. Zaten frizbi antrenmanları varken sırf sıkıntıdan kulüp aktivitesine gitmeye ihtiyacım olmuyordu. Yorucu bir frizbi antrenmanından sonra takımca kantine gidip çay içip muhabbet edip günün yorgunluğu atmak yetiyor da artıyordu bile.

Fakat farkettim ki bizim takım aynı zamanda okulun bir kulübü statüsündeydi, istediği zaman etkinlik düzenleyebilirdi. Bunu farkedince öğrenci konseyine gidip kağıt imzalatıp "Spor Filmleri Gecesi" etkinliği açtım. Saat 10'da başlatıp 4 film göstercektik, filmler "Million Dollar Baby", "Rush", "127 Hours", "Karate Kid". Takımda bu işler hakkında tecrübesi olan biri yoktu, o yüzden organizasyon bana kalmıştı. İkram için iyi bir miktar fon aldık, arkadaştan rica ettim arabasıyla alışveriş marketine gidip epey bi patlamış mısır ve içecek aldık. Geceden iki gün önce kafama dank etti, reklam yapmam gerekiyordu, afiş bastırıp sağa sola astım, dikkat çeksin diye yurtlarda abuk subuk yerlere asıp trollük yaptım hatta:



Ne yazık ki aynı gün 2 film gecesi daha vardı. Bir tanesi bizden fazla reklam yapmıştı ve 1 saat erken başladıkları için bize seyirci kaptırmamışlardı. Öbürü ise The Big Bang Theory gecesiydi ki bundan adam kapmak çok güçtü. :)) Dolayısıyla bizim film gecesine 30 kişi felan geldi ki yarısı takımdandı. Kişi sayısı az olunca ilk filmden sonra bir de pizza söyledik okulun fonundan :d Saat 2-3 gibi herkes uyumaya gitti. Ben koca salonda tek başıma Vikings izledim:


Exchange ve Staj

Bu sene Erasmus'a veya okulun kendi anlaşmasının olduğu Amerika, Kanada, Avustralya, Çin, Japonya, Kore, Singapur gibi ülkelere başvurabiliyorduk. Seçim kriterleri iyi İngilizce notları ve yüksek not ortalamasıydı, neyse ki bende ikisi de vardı, rahattım. Amerika'da yaşam pahalıydı. İsveç ve Singapur'daki okullar çok iyiydi, ben de "İsveç pahalı hem Singapurda değişik kültürler görmüş olup Çince'mi geliştiririm." diyerek Singapur'a başvurdum. Ocak 2016'da gideceğim.

Staj işi ise tam piyango oldu. Ekimde sekreterlikten mail geldi IAESTE isimli yurtdışı staj programına başvurabilirsiniz, şubat gibi size iş teklifi gelecek vs. diye. E güzelmiş diyip başvurdum. Nisanda tam fotokopi çekme temalı staj ayarlama işlerine girişmiştim ki IAESTE'den iki tane staj teklifi geldi, ikisi de Slovakya'daydı, verdikleri maaş orada geçinmeme yeterli ve ilk yurtdışı tecrübem olacaktı. Gidilmez mi, gittik tabii :)

***

Benim 2 senelik üniversite hayatım bu şekilde arkadaşlar. Bir sonraki yazımda bu yazımdan yola çıkarak tavsiyelerimi vereceğim.

Üniversiteye Başlayacaklara Tavsiyeler II - Genel



İlk yazımı okuduysanız zaten şu anda ne yazacağımı aşağı yukarı tahmin etmişsinizdir. Benim ve kendi gözlerimle arkadaşlarımın deneyimlerinden çıkardığım tavsiyelerim şu şekilde:

(Not: Bazı tavsiyeler mühendislere özel olabilir, tam anlaşılmıyorsa bunu belirtirim, bazı yerlerde de siz bu tavsiyenizin kendi fakülteniz için geçerli olup olmadığını anlarsınız zaten.)

Hedef

Üniversite konusunda bana sorulan en çok soru "Bilgisayar mühendisliğinde okul farkeder mi? Yani ortalama bir üniversitede okusam ama kendimi geliştirsem iyi yerlere gelebilir miyim?"

Bu soru, sert ama gerçekçi bir yorum olacak ama, kendini rahatlatma sorusu. Yani bunun meali "Şimdi sınavda iyi bir şey yapamazsam her şey bitmiyor değil mi?". Henüz mezun olmadığım için bunun cevabını bilmiyorum fakat bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız bunu üniversiteye başlarken yapmalısınız.

Master/doktora mı istiyorsunuz? Bunun gereklerini araştırın. Benim bildiğim not ortalaması önemli. Bilgisayar mühendisliği okuyorsunuz ve sektörde çalışmak istiyorsunuz. Yine de derslerden kalmadan kendinizi geliştirmeye, yeni şeyler öğrenip sevdiğiniz alanda ustalaşmaya bakın. İki arkadaşım vardı, adamların dersleri iyiydi fakat sektörde çalışmak istedikleri için 2. sınıfta can havliyle beraber android projeleri geliştirmeye başladılar. Niye can havliyle dedim? Çünkü daha birinci sınıfa başlamadan google playde android uygulamalarını yayınlamış kişilerle aşık atmak zorundalar :)

Tabii bunlar sizi korkutmasın. Burada hazırlıkta sıfırdan java kasıp 1.sınıfta programlama yarışmasında takımıyla Javada türkiye şampiyonu olmuş arkadaşım var. Oluyor yani. Ha bakın şunu söyleyeyim, çok sık olmuyor. Yani bir anda büyülü bir dokunuş sizi bilgisayar uzmanı yapmıyor, dolayısıyla kendiniz öğrenmeniz gerek. Okul öğretmiyor mu? Derseniz hiçbir okulun bu kadar çok şey öğretmeye ve bunların takibini yapmaya imkanı olduğunu sanmıyorum. Mühendis olma şartlarını yerine getirtecek kadar şey öğretiyorlar işte.

Bu iş mühendislikte değil de diğer bölümlerde nasıl oluyor sorusuna gelirsek, valla bilmiyorum ama mutlaka üst dönemlerinizden öğrenmenizi tavsiye ederim. Benim gibi stresli bir ilk dönemle işi kendiniz de öğrenebilirsiniz ama bu travmayı geçirmenizi önermem. Sorun. Sınavlarda ne tip soruların geldiğini, hangi derse ne kadar ve kaç gün önceden çalışmak gerektiğini öğrenin, sonra derslerden kalmayın. Kalıp da sonra bir dönem 10 ders alacak kadar alttan ders bırakmak pek tavsiye ettiğim bir durum değil. Yaz okulu da pişmanlıktır.

Hedefiniz ne olursa olsun ilk sene not ortalaması önemli çünkü Avrupa'ya açılmanızı sağlıyorlar :) Erasmus'a ikinci senenin başında başvuracaksanız ilk seneki not ortalamanıza bakacaklar. Ona göre.

İngiliççe

Ola ki yukarıdaki hiçbir önerimi sallamadınız ve aşağıdakileri de sallamayı düşünmüyorsunuz. Bari bu kısmı sallayın. Özellikle mühendislik bölümünde okuyacak arkadaşlar dinlesin; arkadaşlar İngilizce çoooooooooooook önemli. İngilizce demek yeni şeyleri öğrenme kapasitesi demektir. İngilizce bilmiyorsanız kendinizi geliştirmek için Türkçe kaynaklara mahkum kalırsınız ve Türkçe kaynaklar oldukça az ve düzensizdir. Öğrenmek (kitap okumak, video izlemek vs.) için İngilizce'yi kullanabiliyorsanız ise öğrenemeyeceğiniz şey yoktur. İngilizceyi nasıl öğreneceğiz? derseniz bu seviyenize göre değişir. Okulda hazırlık bölümü varsa ve hazırlığı atladıysanız muhtemelen okuduğunuzu anlayabiliyorsunuzdur, anlayamıyorsanız da bol bol sözlük kullanın anlayacak duruma gelirsiniz zamanla. Hazırlıktan maksimum faydayı elde etmeye çalışın. Hazırlık yoksa ve İngilizce'niz sıfır değilse okuduğunuzu biraz olsun anlıyorsunuzdur, korkmadan İngilizce okumalar yapın, kendi mesleki anlamda geliştirirken İngilizce'yi kullanın, courseradan dersler izleyin vs. İngilizceniz sıfırsa ona tam bir tavsiye veremeyeceğim, kursa gidebilirsiniz veya internetten çalışabilirsiniz.
Not: Altyazılı dizi izleyerek İngilizce'nizi geliştirebileceğiniz masalına inanmayın. Belki geliştirir ama minimum hızla. En hızlı sözlük kullanarak geliştirebilirsiniz. Kendi tecrübelerimle yazıyorum bunu.

Spor

Üniversitelerde spor imkanları boldur. Öğrenci çoktur, dolayısıyla talep çoktur. Uzmanı olduğunuz bir spor yoksa sıfırdan bir spora başlayıp uzmanlaşmanızı, varsa da eğlencesine yenilerini denemenizi tavsiye ederim. Üniversitedeki ortamı bir daha bulmanız çok zor. Üstelik aynı okuldan insanlarla beraber olacaksınız, yani üniversiteden çevre yapmış olacaksınız. Maddi durumunuz varsa mutlaka spor kurslarına gidin. Yoksa da fırsatlar bitmiş değil. Örneğin bizim frizbi takımımızda başımızda bir antrenör yok, önce kaptan yeni oyunculara önemli bilgileri veriyor, ardından herkes birbirini eğitiyor ki takım ruhu da aynen bu oluyor. Oryantiringi ise ders olarak aldım, dolayısıyla hiçbir masrafı olmadı. Dağcılık gibi doğa sporları içeren kulüplerin etkinlikleriyle hoş vakit geçirebileceğinizi düşünüyorum.

Okullarda spor salonları vardır ve ücretsizdir. Düzenli gidin. Hoca varsa ondan program alın. İleride masabaşı iş yapacaksanız vücudunuzu şekle sokmak için (hayır kaslanıp Crixusa dönüşmek için değil, o zaten zor iş, fit olmak için diyorum) üniversite son fırsatınız olabilir. Kullanın bu fırsatı.

Kulüpler

Üniversiteye gelmeden önce okulların kulüp listelerini görünce bende bir maymun iştahlılık oluşuyordu, hepsine katılasım geliyordu. Fakat bu kulüpleri kulüplerin amacından çok üyeleri ve ne tür etkinlikler yaptığı da etkiliyor, dolayısıyla seveceğiniz kulüpler çemberi epey daralıyor. Amacınız kulüplerde aktif rol alıp yöneticilik fazla maymun iştahlı olmamanızı, ileride istikrarlı olarak 1 kulübün yöneticiliğinde bulunmayı ummanızı öneririm. Bunu kendi deneyimlerimden değil de hazırlıkta 5-6 kulübü beraber idare eden fakat şimdi sadece Gazete Bilkentte aktif yazarlık yapan epey sosyal bir arkadaşımın tecrübelerinden yola çıkarak yazıyorum. O adam bile 5-6 kulüpten 1 kulübe tamah eder olmuş.

İlk geldiğinizde istediğiniz kulüplerin tanışma toplantılarına katılın, aynı zamanda başka kişilerden tavsiyeler alın çünkü ismi veya amacından  dolayı size çekici gelmemiş kulüplerde de aradığınızı bulabilme ihtimaliniz var. (Benim frizbi kulübünde bulduğum gibi.) Bu tanışma toplantılarında ortamı iyi gözlemleyin, kulüplerin nasıl etkinlikler yaptığını ve ne sıklıkta yaptığını gözlemleyin. Sonra olaylar kendiliğinden gelişecektir.

Kütüphane & Kitaplar

Sıfır kitaba para vermeyin üniversitede. 2. el alın veya korsan kullanın. Kütüphane sizin dostunuzdur, kitap için ilk oraya bırakın, ekstra kitaplar almayın. Kendi kütüphanenizde mevcut olmayan veya başkası tarafından alınmış olan bir kitap acilen (belki sınav için) lazım mı oldu? Okulunuz facebookta duyuru sayfası vardır, oradan yardım istemeyi deneyin. Olmadı çevre üniversitelerin kütüphanelerinden bir arkadaşınız aracılığıyla yararlanmaya bakın. Böyle bir durum başıma geldiğinde ODTÜlü bir arkadaşım imdadıma yetişmişti.

Ha bu arada, klasik "kitap okuyun entelleşin" önerisi yerine ben mesleki kitaplar okumanızı öneririm, eğer bir şey okuyacaksanız...

Kütüphane ve fakültelerdeki diğer çalışma salonları final zamanı ana baba günü olur. Finallerde çalışmak için alternatif yerler bulun sonra aşırı karbondioksitten başınız ağrımasın.

Dersler

Burada yazacağım şeyler liselilere yazdığım şeylerden fazla bir fark içermiyor, fakat insanız aynı hatalara düşüyoruz, yinelemekte fayda var.

Üniversitenin liseden en önemli farkı, en azından mühendislik fakülteleri için, konuyu anlamadan formül ezberleyerek ders geçmenin mümkün olmaması. Formül ezberleyerek lise fiziğinde karneye 4 getirebilmeniz mümkün, bilgisayar mühendisliğinde de 4 alabilirsiniz ama 100 üzerinden..

Özellikle bilgisayar mühendisliği öğrencilerinin bolca algoritma çözerek kendilerini hem derslere hem de mesleğe hazırlamalarını öneririm çünkü algoritmalar iş mülakatlarında karşınıza çıkacaktır. Ayrıca çözmesi zevklidir. Günde belirli bir süre çözme rutini elde ederseniz kendinizi sıkmadan öğrenip günlük beyin jimnastiğinizi de yapmış olursunuz.

Üniversitede ders notlarının değerli olduğunu zaten biliyorsunuz. Bu not almanın zorluğundan falan değil. İnsanlar derslere gitmiyor sonra sınavdan önceki gün tuğla kalınlığındaki ders kitabına da çalışamıyorlar malum, o yüzden öğretmenin sorma ihtimali en fazla olan "derste işledikleri"ne odaklanıyorlar ve ders notlarına ihtiyaçları doğuyor.

Bilgisayar derslerinde ders notlarına çok az ihtiyacım oldu, sadece bir kere hocanın sınavdan önce tahtaya 5 tane kodlama sorusu çözdüğünü ve bunlardan birinin benzerini sınavda sorduğunu hatırlıyorum. Gerisi sadece hocanın dersi anlatırken yaptığı çiziktirmeler olur, dinlemez ama not alırsanız sonradan bakınca ne olup bittiğini anlayamazsınız. Matematik dersinde ise derste yapılan örnekler ya kitaptakine çok benzer ya da aynısıdır. Baba soru çözmezler genelde. Dolayısıyla bu iki tür derste de yapılan notlandırma gereksizdir. Fakat hiç not almayıp sadece dinlerseniz de dalıp gitme olasılığınız vardır. O yüzden benim önerim daktilo gibi her şeyi not almak yerine not almanız gerektiğine inandığınız şeyleri not alın. Örneğin tahtada yazan teoremi not almayın, kitapta vardır, teoreme bakıp mantığını kavramaya falan çalışın çünkü bir sonraki soru da karşınıza gelecek.

Aynı şekilde bu derslerde başkasından alacağınız notlar da genelde gereksizdir, mesele soru çözmektir.

Sözel derslerde ise (felsefe dersleri, humanities, essay yazım tekniklerini içeren İngilizce dersleri vs.) ders notları önemlidir. Mutlaka alın. Bu derslerde zaten hoca nereyi not almanız gerektiğini söyler veya not almanız için size zaman tanır.

Üniversitede hocalar deadline dediğimiz "ödevin son kabul edileceği tarih" konusunda genellikle sıkıdır. Google calendar vs. kullanarak bu tarihleri not alın. Ardından hangisi yakınsa onun için kolları sıvayın. Keşke proje ödevinizi okulun nispeten rahat olduğu ilk haftalarda yapın diyebilsem ama malesef hocalar proje ödeviyle ilgili bilgi vermeye dönemin ortasında başlıyor. (ortasında başlarlarsa yine iyi.) Okulların kapandığı haftaya 5-6 tane projeniz birikmiş olabiliyor. Sonra gelsin uykusuz ve stresli geceler..

Üst dönemden arkadaşlar edinip tavsiyelerini alın, sonra siz de alt dönemlere yardım edin, birlikten kuvvet doğar.

Ha bir de şu var; copy-paste yaparken dikkatli olun. Ya kelimelerle oynayın, ya da yazılarınıza kaynak verin ya da ikisi birden. Yoksa ödevinize 0 verirler kalırsınız ortada. Her yerde ve her ödevde olmaz tabii bu. Bir öğretmen ödevi çıktı olarak istiyorsa olmaz mesela. Yine de akademik hırsızlıktan yani intihalden kaçınmak gerek.

Tekrar yazıyorum; mezuniyetten sonraki amacınız farketmeksizin ilk yılki notlarınız altın değerinde , bunun sebebi Erasmus'a ikinci yılın ilk döneminde başvuranları seçerken ilk yılın not ortalamasına bakıyorlar, dolayısıyla size Avrupa'nın kapıları ilk yılki not ortalamanız sayesinde açılıyor. İşte bu şekilde kelimelerle oynayarak ödevlerde intihalden yırtabilirsiniz eheh.

Önemli not: Bütün bu yazdıklarım kolay gibi görünse de hayata geçirmesi zordur. Sakin olun ve birer yapmaya bakın. Gaza gelip aynı anda hem bir spora, hem düzenli fitnessa, hem birkaç kulübe, bir enstrüman kursuna başlayıp dersleri de günü gününe götürüp bir yandan da yukarıda önerdiğim beyin jimnastiğine başlamayın. Alışkanlıkları hayatınıza yavaş yavaş ve birer birer sokmaya çalışmanızı öneririm. Örneğin ben anca düzenli bir takım sporuna başlayıp alıştıktan sonra düzenli fitnessa gitmeye başlayabildim. Lisede yarım bıraktığım enstrüman işine hala devam edemedim. Böyle oluyor bu işler.

Yandal & Çift Anadal

Bunların hayali güzel uygulaması zor ve sancılıdır. Hayalini kurup kendinizi kaptırmayın. Yine de diyelim mühendislik fakültesindesiniz, maddi zararını göze alarak okulu uzatarak sevdiğiniz bir sosyal alandan yandal veya çiftanadal yapabilirsiniz. Muhtemelen ileride bir işinize yaramaz ama kendinize yatırım yapmış olursunuz. Neden uzatarak dedim? Çünkü ben uzatmadan yapıyorum ve çok verim alıyorum denemez, hocaların verdiği readingleri yapacak vaktim olmuyor. Anadalın not ortalamasını etkilemediği için önemsemiyorum da. Derste ne öğrendiysem kârdır mantığıyla geçiyorum yandalı.

Mühendislik fakültesindeyseniz fen bilimleri alanında çiftanadal yapıp TUBİTAK bursunu cukkalayabilirsiniz. Bunu yaparken okulu uzatsanız bile muhtemelen o burs zararınızı karşılayacaktır. Valla çok kârlı şu burs keşke biz de alabilseydik. Fakat okulunuz özelse ve bursluysanız uzatmaya izin vermeyebilir bunu da hesaba katın.

Mühendislik fakültesindeyseniz ve başka bir mühendislikle çiftanadal yapmayı düşünüyorsanız önce bunu kafanızda kurduğunuz übermensch hayallerinden dolayı mı yoksa gerçekten işe yarayacağını bildiğiniz (düşündüğünüz için değil) için mi yaptığınıza karar verin. Bilgisayar mühendisisiniz ve EEyle çift anadal yapacaksınız. EE? Mezuniyetten sonra sadece 1 sektörde çalışabiliyorsunuz. Benim bildiğim sabah bilgisayar mühendisi olup akşam telefon kulübesinde üstünü değiştirip EEci olamıyor kimse. EE'den lazım olacak dersler varsa onları seçmeli olarak veya ekstra olarak alabilirsiniz. Kısaca boş hayallere kapılmayın, gerçekçi olun.

İkinci yabancı dil

İkinci yabancı dil genelde canımız çektiğimiz için başladığımız, ilk dersini aldığımızda birkaç hafta sonra sıkıldığımız, dersi verdikten sonra da genelde el sürmediğimiz bir şey. Eğer bölümünüzde yabancı dil dersini seçmeli olarak alabiliyorsanız buyrun bi hevesinizi alın. Saydıramıyorsanız veya seçmeli kotasını doldurduysanız bence mesleğinize göre karar verin. Bilgisayar mühendisliğinde ikinci yabancı dil çok işe yarar diyen birine rastlamadım, her bilgi az buçuk işe yarar ama ikinci yabancı dile ayıracağınız vakti birinci yabancı dile ve başka bilgisayar konularına ayırırsanız daha çok işinize yarar.

Hayat

Öncelikle söylemem gereken önemli bir şey var; üniversite hayatından zevk almaya bakın.
Benim bir arkadaşım var, adam üniversiteyi 3-3.5 senede bitirecek. Bilgisayar derslerinden A alıyor, diğer alakasız derslerden geçme notuyla geçiyor çünkü hiçbirini sallamıyor. Her dönem 6 tane baba ders alıyor. Her sene yaz okuluna kalıyor. Aynı zamanda başka okullardaki öğrencilerin ödevlerini, proje ödevlerini vs. yapıyor. Liselilere özel ders veriyor. Adamın aylık gelirini duyunca kıskanıyor insan biraz. Fakat sıkıntı şu, üniversite hayatını üniversiteden mezun olmak için yaşıyor. Üniversite onun için bir yük gibi. Üniversite imkanlarından da faydalanmıyor. Asosyal, kimseyle konuşmayan bir insan değil kendisi, iyi bir insan. Sadece işe kendini biraz fazla kaptırmış.

Benim yukarıda verdiğim öneriler bu doğrultuda olmanız için değil. Ben ders çalışın vs. dediysem kendinizi kurtarmanız için söyledim. "Ay üniversitede de mi inekleyecez yaf" diye düşünmeyin yani.
Ayrıca niye bilmiyorum ama üniversitede vakit çok hızlı geçiyor. 2 sene nasıl geçti hala anlayamadım.

*

Üniversite hayatına gelirsek; varsa okulun yurdunda kalmanızı öneririm. Okula da yakınsa ne güzel işte gelip gidersiniz rahat rahat. Evin yemeği, temizliği zor, masrafı çok olur.

Size maliyetsiz okuma taktikleri vereyim: yemekhaneden yiyin, en sağlıklı ve en ucuz yemekler oradadır genelde. Buna rağmen yurdunuzda mutfak varsa evden birkaç kapkacak götürüp basit yemekler yapın. Bir tane derin teflon tavayla hem sahanda yumurta hem haşlama makarna ve haşlama yumurta yapabilirsiniz ki bu üçlü size yeter zaten. Canınız et istediğinde dışarıdan almak yerine arkadaşlarınızla ortak ete girip (evet yapıyoruz bunu) beraber pişirip yemeniz daha doyurucu ve ekonomik olacaktır. Kahvaltıyı dışarıdan değil kendiniz yapın, hem daha sağlıklı hem daha doyurucu olur. Kahvaltı önerilerim yoğurtlu yulaf, zeytin, peynir, domates ve imkanınız varsa kaynamış yumurta. Bunların miktarını kendinize göre ayarlayın. Simit ve poğaçadan her zaman daha iyidir bunlar. Ve son olarak evet kahveyi de kendiniz yapın. Bir tane ufak termos alıp yanınızda taşıyabilirsiniz, soğumaz da böylece. Türk kahvesi için bir cezve işinizi görür, yapımı da ev hanımlığına kasmazsanız yapımı kolaydır. Olmadı nescafe gold da güzeldir. Büyük ve kapalı bir çelik tencerede de mısır patlatabilirsiniz. Her yurtta bulunan mikrodalga fırında da makarna ve mısır patlatma teknikleri var, ben hiç denemedim.
Odada elma, salatalık ve yoğurt da eksik kalmasın, acıkınca yersiniz.
Sıfırdan hamur açarak börek yapması zordur ama üçgen yufkayla kolay sigara böreği yapabilirsiniz böylece aileniz dağılmaz :)

Paranızı idareli kullanın ve biriktirin arkadaşlar. Ben Avrupa'daki stajım sırasında çok gezdim, bankada biriktirdiğim paralar olmasaydı gezemezdim. Bazı arkadaşlarınız yazın Interrail vs. yapacak, özeneceksiniz ister istemez.

Ev hayatı nasıldır bilmiyorum ama yurt hayatı hakkında bir şeyler çiziktireyim: oda arkadaşınızla iyi anlaşın, bunu söylememe gerek yok sanırım. Oda arkadaşınıza karşı cimri davranmayın, yiyin için beraber. Fekat paylaşmayı da abartmayın, oda arkadaşım (şu gececi olan) bilgisayarımı kullanıyor terliğimi felan giyiyordu (ki bende bir çift terlik vardı) benim pek hoşuma gitmiyordu. Herkesin hoşuna gitmez böyle şeyler dikkatli olun. Oda arkadaşınıza karşı da dürüst olun, bir şikayetiniz varsa paylaşın, kibar olucam diye strese girmeyin.

Eğer benim gibi uykusu hafif biriyseniz ve oda arkadaşınız dikkat ettiği halde uyumakta zorlanıyorsanız sünger kulak tıkaçlarını kullanmanızı öneririm. Tabii bunu her zaman takmak kulak ağrısını da beraberinde getir, bu yüzden en etkili yöntem işin başında beraber uyum içinde yaşayabileceğiniz birini bulmaya çalışmak.

Odanızı da düzenli tutun, ne kadar dağınıklığa alışmış biri olursanız olun yurt odası gibi ufacık odayı dağınık gördükçe sinir stres basacak sizi de :)

*

Okuduğunuz şehri gezin. Ben Ankara'da okuyorum ama İstanbul'u, Bursa'yı, Bolu'yu hatta Bratislava'yı Ankara'dan iyi biliyorum. Böyle saçma şey olur mu? Şehre bir yere gidip çay için demiyorum, yürüyerek çevreyi görün, insanları gözlemleyin ki üniversite bitince burada yaşayabilecek misiniz ona karar verebilesiniz. Bu tavsiyeme gider gitmez uyayacağım. :))

Sınıftaki durumunuza gelirsek; eğer hazırlığı atladıysanız elinizi uzatıp milletle tanışın çünkü bunu karşı taraf yapmayacak. İlk dönem insanlar ya hazırlıktan, ya liseden ya da öbür sınıflardan bir şekilde arkadaş olmuşlardı. Sizin böyle bir durumunuz yoksa en iyi seçeneğiniz bu. Çekinmeyin çünkü karşınızdaki kişi de muhtemelen bu durumdadır. Aynı zamanda bölümünüzle ilgili kulüp aktiviteleri de bu insanlarla tanışmanız için iyi bir anahtar.


Önerilmeyen durumlar
Yukarıda yazdığım ve sizin heves ettiğiniz her şeyi devamlı olarak yapabilme şansınız var. Fakat sizin de benim de zevk aldığımız bazı şeyleri bırakmak veya azaltmanız gerekli. Üniversiteye başlayan birçok arkadaşımda gördüğüm sorun kendilerini oyun ve dizilere çok kaptırmaları. Dizilerin yapılış amacı para kazanmaktır dolayısıyla rating çekecek yani bağımlılık yaptıracak şekilde hazırlanırlar. "Ama Breaking Bad var o var bu var." dediğinizi duyar gibiyim ama o saydığınız diziler haricindeki diziler bu amaca yönelik, kabul edin. Bir aralar ben de dizi seçmeyi bırakıp dizimag'e girip gözüme her hoş gelen diziyi izlemeye başlamıştım. İşte bu aşamada işin suyu çıkmış oluyor. Bunu zaten yapmayın, dizi izlerken de seçici olup az ve öz takılmanızı, konusu ilginç gelen her şeyi izlememenizi, mümkünse hiç dizi izlememenizi öneririm.

Buna karşılık ben hayatımda hiç film bağımlısı biri görmedim. Öyleyseniz bilmem de değilseniz film izlemeyi dizi izlemek kadar zararlı bulmuyorum ben açıkçası. Zaten belirli bir film izleme tecrübesi edindikten sonra, dizilerin aksine insan otomatik olarak seçici bir hale geliyor çünkü hep aynı şeyi izlemekten bıkıyor, değişiklik alıyor. Aynı tip klişe bilimkurgu filmlerini sürekli aynı heyecanla izleyebilen varsa ne mutlu ona.

Oyunlar ise tam başbelası. Steam kurup her ucuz oyuna atlayıp sonra "ulan aldık bari oynayalım." onların başından kalkamayan arkadaşım var mesela bu ben. Önemli bir sınavdan önce yurt arkadaşlarıyla oyunun başından kalkamayan arkadaşlarım var, sonuç: hep beraber yaz okuluna. Yukarıda övdüğüm, kendi kendine android projeleri yapan, "Oyunlarla pek alakam yoktur." diyem falat okul kapanmasıyla final haftası arasındaki dönemde sabah 6'ya kadar GTA V oynayamaya başlayan arkadaşımı görünce bayağı şaşırmıştım, ama stresli bir haftaydı muhtemelen, biraz da hak vermiştim.

Şimdi arkadaşlar tabii burada Canan Karatay gibi size şu yasak yoksa ölürsünüz şeklinde felaket tellallığı yapmıyorum ama dizi izlediğiniz ve oyun oynadığınız zamanlarda zamanınızın boşa gittiğinin farkında olun ve bunları abartıyorsanız da acilen makul düzeye indirmeniz gerektiğini de bilin. Arkadaşlarla güzel vakit geçirmek için oyun iyidir fakat illa her gün sabahlara kadar mı?

Ben ilkokulu oyun oynayarak geçirdim. Günde 8 saat rahat oynamışımdır herhalde. Ortaokulda biraz azalttım, lise 3'te ise artık o yetimi kaybettim. Tek oyunculu oyunlarda eski heyecanı bulamıyorum artık. O yüzden kendi hikayemi anlattığım yazımda söylediğim gibi, canım sıkılıyorsa o an dizi&kitap&film&oyun dörtlüsünden hangisini canım istiyorsa stres atmak için onu yapıyorum ve soğuma geldiğinde bırakıyorum. Tomb raiderı %30'da bıraktım örneğin.

Bazı oyunlar ise bağımlılık yapıyor, saatler harcamadan başından kalkılmıyor, bunlar tahmin edebileceğiniz gibi LOL, Dota, Counter Strike ve Football Manager. Ben bunları oynamıyorum arkadaşlar. Lolü bu sene sadece stajda ofis arkadaşımla oynamak eğlenceli diye oynadım, counter strike'ı ise çok aşırı stres olduğumda kurar birkaç maç atar, kurduğum gün silerim. Size önerim de bu yönde. Bulaşmayın bu oyunlara.

Bir de gececi arkadaşlar var tabii, benim çevrem mühendis olduğundan fazla karşılaşmadım :), sadece oda arkadaşım bu durumdaydı, adam her gece (haftaiçi de dahil) saat 4'ten önce yurda gelmiyordu. Bu arkadaş kadar da abartmayın yani. Zaten ne buldu bu Ankara gecelerinde bu kadar bilmem.

Yemek tarifleri

Amacım yemek tarifi falan vermek değil, bu ihtiyacınızı internetten giderebilirsiniz, amacım bu işi gözünüzde büyütmemenizi sağlamak. Ben aşırı becerisizdim ve yapmaktan korkuyordum çünkü.

Makarna: Çelik tencereye 10 bardak su koyun, sonra tencereyi ocağa koyun. Ocağın ateşini sonuna kadar açın. Su fokurdamaya başlayınca bir çorba tuz atıp karıştırın ardından bir paket makarnayı boca edin, çatalla kaşıkla makarnaları birbirinden ayırın da yapışmasın, bazıları yapışmasın diye suya yağ atın der internette buna şehir efsanesi diyorlar ben daha az maliyetli olanına inanmayı tercih ediyorum. 6-8 dakikada pişmiş hale gelecektir ama bundan dakika tutarak değil makarnayı tadarak emin olacaksınız. Aman dilinizi yakmayın. Pişmişse süzgece koyup süzün (bu aşamada biraz su atabilirsiniz) ardından tencereye geri koyup sosunu hazırlayın. (Ona da internetten bakın artık.)
Not: Suyunda B vitamini var, bir kısmını alıp sosta kullanabilirsiniz.

Türk kahvesi: Cezveye 1 fincan su (yarım çay bardağı, çeyrek kupa) 2 çay kaşığı Türk kahvesi koyup az karıştırın. Ocağı sonuna kadar açın, cezveyi ocağın üzerine koyun. Kahve pasta gibi kabarmaya başlayınca bardağınıza koyun. Ben böyle yapınca köpüklü oluyor. İleride uzman.tv'deki artistik tarifleri deneyebilirsiniz.
Not: Ben şekersiz içiyorum size de tavsiye ederim.
Not2: Sonradan birazcık süt ekleyerek kahveyi yumuşatıp soğutabilirsiniz.

Kaynamış Yumurta: Yukarıdaki cezveye 1 yumurta ekleyip yumurtanın %90-100'ünü kapatacak kadar su ekleyin. Bu sefer ocağı sonuna kadar açmayın çünkü çatlıyor yumurta. Su fokurdamaya başladıktan 3-4 dakika sonra alın. Daha sonraki denemeler için dakika tutun böylece yumurtanın başında beklemenize gerek kalmaz.

Sahanda Yumurta: Çatalla biraz tereyağı koparıp tavayı iyi bir yağlayın yağsız yer kalmasın, kenarlarını da yağlayın yoksa yapışıyor yumurta. Sonra ocağın altını açıp yumurtaları tavaya atın. Gözünüze güzel gözüktüğünde ocaktan alın. Tereyağı kullanmadan sucuğun kendi yağında da yapabilirsiniz bunu.

Ev yemeği: Tencerede önce yağı sonra soğanı sonra salçayı atarak hepsini orta ateşte yakın. (Kafanız karışmasın diye kavurun demiyorum.) Bu karışıma attığınız her şey mucizevi bir şekilde yemeğe dönüşecek. Mantar atarsanız mantar sote, tavuk atarsanız tavuk sote, taze fasulye ve bir miktar su atarsanız taze fasulye, iki yumurta kırarsanız çakma menemen.. (Salçadan önce biber de atabilirsiniz.)
Not: Tuzu unutmayın.

Bunları ne diye yazdım? Yurtta 60 kişi aynı mutfağı kullanıyoruz fakat ben mutfakta hep aynı tipleri görüyorum. Yapın arkadaşlar bunları. Hem yaparken zevkle yapacak, hem yerken zevkle yiyeceksiniz hem de paranız cebinizde kalacak.

***

Ekşi sözlükte de önemli bilgiler mevcut, okuyunuz:

https://eksisozluk.com/universiteye-yeni-baslayacaklara-tavsiyeler--383385?a=nice

Herkese iyi üniversiteler :))







Üniversiteye Başlayacaklara Tavsiyeler III - Bilkentli Mühendislere Özel

Aynı yolda gittiğimiz kişilere birkaç özel tavsiyem olacak. Burada detaya inmeye çekinmeyeceğim. Not: EE ve ME'den arkadaşlar da kendi bölüm dersleriyle ilgili eklemeler yaptılar, kendilerine teşekkür ediyorum.
Not2: Endüstriciler buraya da baksın.

COPE

Ben girdiğim sene COPE'u verip hazırlığı atladım. Bazı arkadaşlarım atladığı halde dilekçe verip hazırlık okudu. Bunların arasından prefac okuyan arkadaşlarım çok rahattılar, bir güzel yattılar sonra bir güzel irregular oldular. Intermediate okuyan arkadaşlarım ise "Oğlum hazırlık çok sıkıcı yaaa." diyip devamsızlıktan kalıp dışarıdan sınav vererek geçme yoluna gittiler. Irregularlık da, bir sene yatmak da iyi şeyler değil, ben COPE'u verdiyseniz bölüme başlayın derim. 

Irregularlığın iyi olup olmadığı bölümden bölüme değişir fakat şu var ki çoğu bölümde dersler sadece tek dönem açılıyor. Yani dersleri döneminizde değil bir alttan bir üstten alıyorsunuz. Açılan derslerde ise sınıf seçeneği az oluyor dolayısıyla istediğiniz programı yapma olasılığınız epey düşüyor.
Mühendisliklerde (ME hariç) bu durum böyle değil. CS'de 2.sınıf 2.dönem dersi olan CS202 yaz stajını bağladığı için yaz okuluna kalarak CS202'yi zamanında alamazsanız 4.sınıfta yaz stajı yapmak durumunda kalıyorsunuz. (Bu durum IE ve ME'de de aynı fakat EE'de bu sıkıntı yok, stajın ön koşulu yok çünkü.) (Ulan ne ballı adamlarsınız.) 4. sınıfta ocakta tasasız mezun olabiliyorsunuz diye biliyorum fakat size geçici diploma veriliyor, kepleri haziranda atıyorsunuz. Tabii ocakta çalışmaya başlayabilirsiniz. Ayrıca Calculus II ve Fizik irregularda daha zor diyorlar. Bazı dersler ise daha kolay olabiliyor tabii. Makine mühendisliğinde irregular olmak tehlikeli çünkü bazı bölüm dersleri sadece bir dönem açılıyor dolayısıyla okul uzuyor. Irreguların regulardan daha rahat olduğunu söyleyen arkadaşlar da var, ben riske atmayıp dönemimle gitmeyi fakat irreguların kolay olduğu dersleri öne almayı veya geriye atma yoluna gitmeyi tercih ederim, nitekim Bilkent bu olanağı sağlıyor, ettim de.

Bu sene COPE geçti, yazmaya geç kaldım fakat gelecek dönemler için belirteyim; Hazırlık okuyan bir çok arkadaşım düzenli ve makul bir çalışmayla COPE'un geçilebileceğini söylüyor. Geçemeyenler ve "Bilkent ticarethaneye döndü COPE çok zor." diyenler makul çalışmayan kısım. İnternette bu tip COPE'tan korkutacak insanlar olduğu kadar "E bu ne kolay sınav ben de bir şey sandım?" diyen kişiler de var. Birinci grubu hiç sallamayın. Bilkent Tanıtım Ofisinde çalışan dolayısıyla bu konularda hayli bilgili olan bir arkadaşımın dediğine göre bir öğreninin okula yıllık maliyeti (dersini aldığı hocasından tut oturduğu sıraları temizleyen görevlilerin maaşına kadar) 40000 lira, fakat okul ücreti 26000 lira. Geri kalan ücret Bilkent Holdingin kârlarıyla karşılanıyor. Dolayısıyla okulun sizi hazırlıkta bırakarak kâr yapma gibi bir amacı yok.

Hayat

Aslında bu kısımda yazacaklarımı önceki yazımda yazdım, bitti. Birkaç detay ekleyeyim ama:
Alışveriş için paso reale gitmeye zahmet etmeyin, EE binasının altında meteksan var. Realden çok pahalı değil. Dışarıdan paso kahve içmeyin para yetişmez, yurtta kalıyorsanız dediğim gibi kendiniz yapın. Çim alanda frizbi oynayanlara katılın belki seversiniz. Yurtlar spor salonu iyidir, kıymetini bilin ben Slovakya'da spor salonuna gideyim dedim leş gibiydi. Spor yaşamdır kurslarını sömürün, bu imkanı başka yerde bulamazsınız. Kampüste bisiklet binmek zor gibi gözükse de birkaç denemeden sonra alışırsınız. Yurtlardan marmaraya 1 dakikada inip 10 dakikada geri çıkabilirsiniz hem de yemeğin verdiği uyuşukluğu atmış olursunuz. Doğu kampüsteyseniz ve merkezdeki dersinize geç kaldıysanız otostop çekmeye çekinmeyin. Bölümünüz doğu kampüste değilse mümkün olduğunca erken oradan kaçmaya bakın. Bölüme geçtiyseniz ve merkez kampüsten 2 kişilik oda vermedilerse "Napalım kısmet" diyip 3 kişilik oda isteyin biraz da ısrar edin verirler. (2 kişilik odaları da vardır kesin ama vermezler turşusunu kuracaklar çünkü.) Merkezdeki yurtlara gelince, ben 55'teyim memnunum, gerçi 55, 60,61,62 aynı sayılır. Tek sıkıntı televizyon odasıyla çalışma odasının yan yana olması. 54'te çok yabancı var, bu size avantaj gibi gelebilir ama yabancıların çoğu Pakistanlı bilmem anlaşabilirmisiniz. Ben denemedim. 63'te her katta mutfak var o iyi. 76-77-78 karma yurt. Sessiz sakin bir yurt hayatı benimsediğimden hiç başvurmadım ama 4.sınıfta başvuracağım sanırım çünkü yabancı arkadaşlarla iletişimde olmak istiyorum. Ve evet bu yurtlar exchange öğrencisi dolu. Yalnız muhtemelen (hele kapsamlı bursluysanız) size bu yurtları vermeyecekler, siz isteyin yine de.

Marmara'nın yemekleri iyidir, laf atanlara bakmayın, onlar henüz Abant İzzet Baysal Üninin yemeklerini görmediler. Başka yerden yemeyi devamlı hale getirmeyin çok pahalı ve yağlı. Marmara saat 12:35-50 arası genelde çok yoğundur, tam 12:30'da orada olamıyorsanız hemen karşısındaki kütüphaneye gidip biraz dergi okuyun yarım saat geçirip öyle gidin. Sırada durmaktan daha mantıklı. Aynı şekilde 17:35'te de upuzun bir kuyrukla karşılaşabilirsiniz. Yurtta kalıyorsanız Marmaraya gitmenize gerek yok. Hemen yurtların oradaki halısahanın arkasında (77'nin dibinde) yemekhane var. Aynı yemekler çıkıyor ama sadece fiks menü. Ama sıra falan olmaz, zaten içeride adamakıllı insan olmaz, niyeyse kimse tercih etmiyor, belki haberleri yoktur. Saat 19-19:30 gibi aşağıdaki Marmara'da yemek kalmamaya başlar ve seçmeli menüdeki nuggetları dağıtmaya başlarlar. Afiyet olsun. Bu arada piyano kursuna yazılıp piyano öğrenip aşağıdaki Marmara'da piyano çalabilir, arkadaşlarınıza artistlik yapabilirsiniz.

Dersler ile ilgili önemli not: Tüm derslerde eskiden hangi konulardan ne sorulduğunu ve nasıl sorulduğunu mutlaka öğrenmeye çalışın.

İlk Dönem Dersleri

İlk sene dersler aşağı yukarı şöyle: İngilizce, Türkçe, Calculus, Fizik/Biyoloji + 1 Bölüm Dersi/Tarih. ENG101'deki aşırı iş yükünden dolayı bu dönem yoğun geçecek. Bölüm dersiniz CS101 de o da sağlam ve düzenli çalışma gerektiren bir ders. O yüzden ben bu dönem 6. dersi eklemenizi önermem. Hele bir bakın nasıl gidiyor okul.

CS'ciyseniz CS101'e David verirler. Bu dönem Erman Ayday da veriyor ondan alın, tabii yer kapabilirseniz. David iyi bir insandır fakat konuşmasından ötürü (tabii bu sizin İngilizcenize ve o anki uykusuzluk durumunuza da bağlı) dersini takip etmesi zordur, en azından bana zor geldi, çok memnun olan arkadaşlarım da vardı ama bu arkadaşlar zaten parlak öğrencilerdi.

CS101 önemli bir ders. Dersten öğrenemiyorsanız udacity gibi milyonlarca siteden öğrenebilirsiniz. Udacity ben beğenmiştim, öneririm. Direkt CS101-102 için hazırlanmış gibi.
Sınava çalışma için ana materyaliniz ise eski lab soruları. Siz çarşamba laba giriyorsanız salı ve perşembe lablarını da çözün. Fakat bunları bilgisayarda değil kalem kağıt kullanarak çözün çünkü sınavda kalem kağıda yazacaksınız kodları.
İkinci ana materyaliniz ise http://codingbat.com/ Bu site de sanki CS101 için yapılmış gibi. İçindeki sorular sınav sorusu olacak kadar temel sorular. Codingbatte de görebileceğiniz veya googledan bulabileceğiniz "FizzBuzz" sorusunu mülakata alınanların %73,2016'sı (küsüratlı vereyim de salladığım anlaşılmasın) çözemiyormuş. Siz çözerseniz sınavı geçtiniz.. dermişim. Codingbati bitirir ve eski lab sorularınıza elle çözersiniz dersi geçmenize garanti verebilirim. Evet. A mı? Ben kendim bu dersten A alamadığım için ne yapmanız gerektiğini tam olarak söyleyemeyeceğim. Fakat yine internetteki bir milyon algoritma çözme sitesiyle kendinizi geliştirebilirsiniz. Arkadaşım hackerrank kullanıyordu, ben de biraz gözatmıştım, işinize yarayabilir.

Ha unutmadan, lab gününüz Salı olmasın, lablara da önceki labların sorularını çözüp de gidin çünkü benzeri çıkacak. Çalışmadan giderseniz geçmiş olsun hayatınızın en stresli 3-4 saatinizi yaşayacaksınız çünkü. Yardım alın, yardım edin. CS101'i irregular alıyorsanız yardım almayın yardım etmeyin çünkü yasak. Ama lablar daha kolay diyorlar. David geçiriyor lablarda ama hiç yardım alamıyorsanız bile soruyu stackoverflow.com'a yazıp cevabı öğrenebilirsiniz.

ENG101'e gelince, en bela derstir. En iyisi önceden planınızı hazırlayıp planınıza uyan muhtemel hocaları listeleyip bu kişileri de facebooktaki ders seçimi ve yardımlaşma platformunda araştırmak ve bu dersi en az karın ağrısıyla verebileceğiniz hocaları ders seçimi zamanında kapmaya çalışmak. Muhtemelen başarılı olamayacaksınız. Eğer size önyüklemeyle gelen hoca hakkında zaten iyi yorumlar varsa değiştirmeyin. Çünkü adamlar önyüklemeyi öyle bir ayarlıyorlar ki aynı bölümden 15-20 kişi aynı İngilizce ve bölüm derslerinde oluyorsunuz ki bu bence iyi bir şey çünkü o kişilerle haftada 5-6 saat aynı derse girip rahatça kanka oluyorsunuz.

ENG101-102 notunuz Erasmus puanınızın da %50'sidir. İyisi mi bu derse çok iyi abanın. Dersi iyi dinleyin, hocanın verdiği okumaları mutlaka yapın. Birçok arkadaş "sözlü" notu yok diye bahane verip derse katılmaz. Bunu sakın yapmayın. Sözlü notu yok fakat notunuzun %80'i sizin hocanızın elinde. Hoca da sizi objektif değerlendirmeyebilir. Sözlü notunun dik alası var yani.

Edebiyat yapacağım derken notunuzdan olmayın. "ENG101 not içindir", sanat için değil. Hocanın verdiği örnek essayleri iyi inceleyin. Diğer kaynaklardaki örnek essayleri boş verin. Hocanın tarif ettiği gibi yazın. ENG101'de yazacağınız essaylerin bodylerinin kimyası şu şekildedir: argümanınız, onu destekleyen 2 yazar argümanını, 2 yazar argümanından yaptığınız sizin 2'şer analiziniz ve toparlayıcı cümle. Aha bu kadar. (Yalnız her hoca böyle istemeyebilir.) Bu mantığı kavradınız mı ENG101-102 essayinden kolay essay tipi yoktur çünkü essaylerde fikir üretme zorunluluğunuz yoktur. 

Bu derste ilk olarak outline teslim ederseniz, bazı hocalar bu outline'a not verir, bunu yapıyorsa mutlaka kötü verir o yüzden outline işini şansa bırakmayıp outline'ınızı önceden hazırlayıp sınıfta geçirmenizi tavsiye ederim. Ben dersi iyi dinlediğim halde daha olayı kavrayamadığımdan daha ilk outline'ımdan 66 almıştım ki epey düşük bir not.

Sahi. Bu dersin A alma eşiği 95'tir ki bu imkansızdır. Geçme notu ise C'dir. İşi sıkı tutun yani.

MATH101 için bence hoca seçimi çok elzem değil. Herkes Pamir vs Tekman gibi anlamsız uzun tartışmalara girer ne gerek varsa. Matta size dersi geçirecek şey kendi yaptığınız soru çözümleridir. Yine de araştırıp tarzını sevdiğiniz hocayı seçmekte özgürsünüz ama üzerinde çok kafa patlatmayın ve ders saatlerine de iyi dikkatin.
Yalnız Natalya dışındaki Rus hocalardan uzak durun, aksan sıkıntı oluyor diyorlar.
MATH101'de çıkmış soruları mutlaka çözün, benzerlerinin çıkması olası, çıkmasa bile adamların soru tarzını görün.
MATH101'de final deal diye bir olay vardır. Bir tane midtermde batarsanız yüksek not umutlarınız sönmez, finalde düzeltirsiniz. İlk sınavın konuları kolay olur dolayısıyla sınav da kolay olur (tabii isterlerse kolay yapmayabilirler) O yüzden önerim ilk sınava iyi hazırlanmanız. Sakın "Bunları liseden biliyorum." diye çalışmamazlık yapmayın aman diyim. İlk sınavdan iyi alırsanız ikinci sınavda pörtleseniz bile finalde düzeltme şansınız var.

EEci arkadaşım EEciler için MATH101 hakkında şöyle bir dipnot düştü: MATH101’deki konular oldukça genel konulardır ve ilerl yıllardaki matematik derslerinde ve bölüm derslerinizde sürekli çıkacağı için konuları bu dönemde iyice kavramaya bakın yoksa ileriki dönemlerde sıkıntılı çekersiniz (Bu konuları kavramadan ilerki bölüm derslerini gene bi şekilde geçersiniz fakat altyapı sağlam olmazsa bu dersleri geçmenin ne anlamı var. İyi pratik için teoriyi ve matematiğe iyi hakim olmak gereklidir). Matematikçi gibi öğreneceğim kendimi oldukça zorlayacağım derseniz Apostol Calculus okuyabilirsiniz. Uğraştırır baya söylemesi :p

TURK101-102 dersinin sistemi ben Türkçeleri verdiğimin ertesi dönemi değiştiği için bir yorum yapamıyorum. Facebook joker hakkımı kullanıp sizi bu dersten A geçmiş bir arkadaşıma bağlıyorum:

"Bu derslerin içeriği yakın zamanda neredeyse tamamen değişti. Öncelikle ders programınızda Türkçe 101-102 yi görmeyeceksiniz. Tamamen internet üzerinden yürütülen bir ders haline geldi. Yapmanız gerekenleri özetlemem gerekirse, altı adet 500 civarı kelime blog yazısı yazacaksınız. Bunlardan üç tanesi 101 için roman/öykü/şiir ya da mektup olması gerekirken, 102 de ise roman/gezi veya deneme olmak zorunda. Diğerleri ise herhangi bir sanatsal etkinlik olabilir. Gittiğiniz bir konser, gezdiğiniz bir şehir olabilir. Yazacağınız türlerin sırası ise tamamen size kalmış durumda. Sistemden değiştirmeniz yeterli. Ben mesela gezi yazısını en sona atmıştım ki sorun çıkarmasın. 
Ödevleri her Cuma akşamı sisteme yüklüyorsunuz. Bir hafta draft verirken,  diğer hafta ise iki hafta önce verdiğiniz draftın geri bildirimli finalini yazacaksınız ve ayrı not alacaksınız. Kısaca iki haftada bir bir adet blog yazınız tamamlanmış olacak. Dönem sonunda da bir final size bakıyor. Telaşlanmayın, bloglarınızda nasıl yazıyorsanız öyle bir şey yazacaksınız. Fazla puan kaybetmemeye bakın, ENG 101 gibi puanlama aralıkları çok yüksek ve sıkışık bir ders. 
Kesinlikle ama kesinlikle özet çıkarır gibi yazmayın. 10 üzerinden 1 alınca şok etkisini üzerinizden atamazsınız. Kitapla ilgili ilginç gelen şeyleri kendinize göre yorumlayın. Yazar şurada şunu yazmak istemiş de bir başka feci hata. Kopyala yapıştır kesinlikle yapmamanız gereken bir şey, bundan bahsetmiyorum bile. Kısaca kendi duygu ve düşüncelerinizi rahatça yansıtın, hocanın neyi ne kadar istediğini tespit edip o yönde ilerleyin; diretmeyin. Yaratıcılık istiyorsa kitaptan bahsetmeyin bile. Benim hocam alternatif hikayelere bayılıyordu. Her ödevim kitabın çarpıcı ve alternatif bir sonunu yazmakla geçti ve A aldım. Başka bir hoca ise kitabın sizin üzerinizdeki etkilerine önem veriyordu. Kısaca hocayla sürtüşmenizin hocaya bir zararı yokken, size düşük bir Türkçe notu olarak geri döner.
En önemli kısım ise ENG101’deki gibi hoca bulmanız. Hocanın ne istediği, dersin içeriğinden çok daha önemli çünkü tek notlandırılma kriteriniz hocanızın neyi ne kadar sevdiği. Bunun için önceki dönemlerde dersi almış insanlardan yorumları almanız. İlk hocam yaratıcılık konusunda ısrar etmezken ikinci hocam tamamen yaratıcılık istemişti. Özellikle ilk ödeviniz kalibrasyon ödevi gibi olacaktır. Hocanın neyi istediğini ilk ödevde kavrarsanız A ile geçmeniz muhtemel. "

PHYS101-102 daha almadım. Evet 3'e geçtim ama hala bu dersleri "bir işe yaramıyorlar" bahanesiyle almadım ve hala da almıyorum. Bilkent'in güzel bir yanı bu işte. Bu dersler hakkında da önerim yok malesef, en azından CScilere.

EE'ci arkadaşımın EE'cilere Fizik hakkındaki mesajı şöyle:
EE’cilerde ise bu iki derste öğrendiğiniz kavramlar oldukça ilerde karşınıza her zaman çıkmakta ve EEE211 adında kendi telsisizini yaptığınız ders için önkoşul olmakla birlikte bu ders elektroniğin temelini kavramanız için giriş dersidir. Bu dersleri verin ki elektroniği öğrenmeye hemen başlayın. PHYS101’deki kuvvet, iş, enerji gibi kavramları az çok bilin fakat PHYS102’de saçma bir şekilde öğretilse de yük, akım, manyetizmayı kavramaya özen gösterin ve mümkünse kafanızda canlandırın(özellikle manyetizma çünkü sınavdan 3-4 gün önce çalışmak yaramıyor).
Dipnot: Irregular fizik, fizikte iyi değilseniz üzer.

HIST200 ise basit bir derstir tabii iyi bir grup bulabilirseniz. Bu dersi tanıdığınız güvendiğiniz arkadaşlarla almanızı öneririm. Biz 4 kişi aynı sınıfı denk getirip aynı grupta yer aldık, 5. kişi rasgele geldi, başlarda biraz sinir etse de o da çalıştı sağolsun, bu dersi fazla zorlanmadan A ile geçtik. Fakat yükün 1-2 kişinin üzerine kaldığı bir grupta yer alırsanız vay halinize. Bu ders ile ilgili en önemli önerim bu: hoca değil grup arkadaşı seçin.

MBG110 için; ben ilk sınavda sınavdan önce 3 gün çalıştım, önce kitaba sonra sunuma baktım. İkinci sınavdan önce 2 gün sadece sunuma baktım. Tüm bu zaman zarfında tüm derslere gittim ve dersleri elimden geldiğince uyumadan dinlemeye çalıştım. İki sınavdan da gayet iyi notlar aldım. Sonra derslere girmeyi bıraktım. Planım yine sunumlara çalışmaktı fakat bölüm başkanı sınavdan önce tutorial yaptı, bu tutorial bayağı işime yaradı sağolsun, o tutorial sayesinde dersi bayağı yüksek notla gittim. Özetle bu ders için kitabı okumak yerine derse konsantre olun. Hoca derste önemli bir şey söyler, onun üzerine basar, size sadece ilginç bir bilgiymiş gibi gözükür ama sınavda çıkar. Saçlar ve bağırsaklarla alakalı bir soru vardı bununla ilgili, sorunun sadece bu kısmı aklımda kaldığı için daha fazla bilgi veremiyorum ama bu da o tür bir soruydu,  "aa ne kadar enteresan" gelmişti demiştim sınavda çıkmıştı.
Bir de bu dersi ne kadar erken alırsanız o kadar iyi çünkü bildiğin lise biyolojisi.

Not: Bu ders EE'ciler arasında popüler bir Math-Science elective'i. Çince'de sınıf arkadaşı olduğum EE'ci ablayla ilk sene bu sınıfta da sınıf arkadaşıydık. O sene mezun oldu kendisi, ona buradan kucak dolusu selamlar.

ME101: Diğer sınıflardaki derslere göre rahattı ben aldığım zaman. Sorular Physics 101’den farksızdı ama şu aralar zorluyorlarmış bildiğim kadarıyla hatta ME tarihinde ilk kez bu ders irregular olarak açıldı spring 2015te, 30 kişi kaldığı için. Bu derste basic seviyede bir proje yapmanız sizden isteniyor. Ders rahat diye sallamamazlık yapmamalı çünkü bu dersi veremeden 2.sınıfa geçemiyorsunuz.

İkinci dönem dersleri

Bundan sonra zaten tecrübeli olacağınız için çok bir tavsiyeye ihtiyacı olmayacak ama ben yine de önemli noktalara dikkat çekeyim.

CS102 proje dersidir. İçindeki GUI konularını dersi beklemeyip bir an önce öğrenmeye bakın çünkü hem zevklidir hem de projeyi nasıl yapacağınız hakkında fikir verir.
Raporların içeriğini sallayın, "Biz bunu yapabilir miyiz?" diye düşünmeyin çünkü ellerinde raporlarla kim neyi yapmış diye kontrol etmiyorlar. Raporlarınız düzenli ve anlaşılır olsun çünkü okuyan asistan bakıyor geçiyor uğraşmıyor fazla haklı olarak. İçeriğin makul olması yeter, asistan bakıp "E bu oyunda Achievements kısmı eksik." demez mesela. Projenizin uygulama kısmında ise önemli olan programlamaya ne kadar uğraşılmış. Android projesi yapmak ekstra puan, database kullanmak ekstra puan vs. Çoklu veri kullanıyorsanız, örneğin müşteri listesi tutuyorsanız, mutlaka database kullanın olmadı text file'a yazın sakın kodun içine listeleme yapmayın bu önemli. 
Projede çok da uçmayın ve profesyonel yardım almayın bu sefer de "Bunu siz yapmadınız." diye puan kesebilirler. Üzerinde çok aşırı da uğraşmayın, alacağınız not aralığı 7-9 zaten. Sınavlardan yüksek alın kâfi. 
Dipnot: Özcan Öztürk iyi bir insandır ve iyi bir hocadır.

EE'ci arkadaşımın EE'cilere bu ders hakkındaki notu: EE’ciler bu dersi alırken “niye alıyoruz ki ya ne kadar gereksiz” diyebilirsiniz fakat bazı EEciler mezun olduktan sonra yazılım mühendisliğinin işlerini de yapabiliyor ve bu konuları da kullanıyorlar. Ayrıca, EE’ciler her ne kadar Java kullanmayacak olsa da obje kavramı ve ek özellikleri proje yaparken oldukça kullanışlı da olabilmekte. EE’ciler için CS102 artık EE212 dersinin 2. Önkoşulu oldu o yüzden geç almayın.
CS'ci şahsımın EE'ci arkadaşıma notu: Hadi oradan.

ENG102'de bir konu seçip onun üzerine araştırma yapıp kaynak bulup kendi bulduğunuz kaynaklardan "Research paper" yazacaksınız. Size önerim önce iyi bir hoca sonra araştırması kolay bir konu bulmanız. Ben "Gandhi'nin Liderliği" diye bir konu seçmiştim dolayısıyla arama kutusuna "Gandhi" yazmam yetiyordu.

MATH102'yi ben drop edip yaz okulunda aldım. Yaz okulunda final deal olmadığı halde çok kolay oldu. Yalnız bu dersi irregular alan arkadaşlarım ağladı resmen, çok zor sormuşlar, final deal da uygulamamışlar. Regular daha iyidir. Final da deal candır.

EE'ci arkadaştan yine not: Eğer MATH101’deki kavramları iyice anladıysanız bu ders MATH102’ye kıyasla daha kolay geçecektir ama serileri öğrenmeye bakın çünkü serilerin mühendislikte hatrı sayılır yeri var. Özellikle elektronikte Fourier serileri çok çıkacak karşınıza. Irregular’da ise bazen vector calculus adı verilen ekstra bir konuyu koyuyorlar zor değil ama yoğun bir de final deal olmuyor o yüzden midtermlere asılmaya balın.
Ben de bi dipnot düşeyim: Fourier serileri EE391'de karşımıza çıkıyor ve sanırım bu derste integral alma metodları fizikte yine karşımıza çıkıyor. CS'ciler için pek boş bir ders sayılmaz yani.

MATH132. Bu ders puşt gibi i.. gibi bir şey. Tüm dönem sınıfa "belki quiz oluruz" diye gelip yandan quizi geçirip hocaya verip dersin geri kalan zamanında ya tahtayı geçirerek ya da kitap okuyarak geçti.
Bu ders EE'ciler arasında popüler bir Math-Science elective'i. EE'ciler bunda yer bulamazsa MATH110 alabilirler. Fakat dersten bir şey anlamak istiyorsanız John Barker'dan kaçın.

ME102: Design üzerine kurulu bir derstir. Müjdat hoca temel şeyleri öğretmeye çalışıyordu bizim dönemimizde şimdilerde ise bu dersin biraz daha yoğunlaştığını duydum, midterm ve solid ödevleri açısından. Derste solidworks öğretiliyor bu güzel bir yanı zaten diğer sözel bilgiler unutuluyor. Solidworks eğitimleri MES tarafından açılıyordu her sene gerek duyulursa pratik yapmak için faydalı olduğunu düşünüyorum. 

İkinci Sınıf Dersleri

HUM111-112 güzel derslerdir, ben severim ama benden başka kimse sevmez. İkisinden de A ile geçtim, reklamımı yapayım ben de.
Bu ders için yapmanız gerekenler adım adım:
- (Tabii önce iyi bir hoca seçmeye bakın. Mümkünse ne dediği anlaşılabilen biri olsun.)
- Derse gidin, dersi dinleyin.
- Sıradaki ders için hangi okumaları yapmanız gerektiğini not alın.
- Bu okumaları yapmayın (yapın deseydim de yapmayacaktınız zaten.)
- Sparknotes'u açıp okumalara karşılık gelen kısmı iki kez anlayarak okuyun. Kısa bir özeti de not alabilirsiniz. Örneğin hoca Gılgamış Destanı sayfa 10-20 ödev verdi ve bunlar 2. ve 3. chaptera karşılık geliyor, sparknotestan bu chapterları okuyun hatta vakit varsa analiz kısımlarını da okuyun.
- Ekşi sözlükten de konuyla alakalı entryleri okuyabilirsiniz. Örnek yarın Kant işleyeceksiniz, Kant hakkındaki en şukela entryleri okuyun, derse ilginiz artsın.
- Derse gidin, dersi dinleyin.
- Kitaba önemli notları anahtar kelimelerle not alın. Kitabı hunharca karalayın acımayın. Dolu kitap daha değerli bu derste.
- Hocanın sorularına cevap verip derse katılın.
- Yukarıdakileri yaptıysanız aklınıza konuyla alakalı mutlaka soru işaretleri olacaktır çekinmeden sorun. Dalkavukluk yapacağım diye soru düşünmenize gerek yok.
- Aklınıza takılan fakat sormaya vakit bulamadığınız şeyleri ders çıkışı sorun.
- Sıradaki ders için hangi okumaları yapmanız gerektiğini not alın.
- Bu döngüyü 15 hafta boyunca devam ettirin. 

Ekstra: arkadaşlarınızdan eski sınav sorularını, quizlerini, projelerini alıp inceleyin. Projenize özen gösterin, yaratıcı olmaya bakın. Keza sınavda yazacağınız essayde de ders materyallerini bağdaştırmada yaratıcı olmaya bakın. ENG101-102'den farklı olarak Humanity essaylerinde dersi ne kadar iyi dinlediğiniz ve bu bildiklerinizi gerçek dünyayla ne kadar bağdaştırabildiğiniz önemlidir bunu unutmayın.
Ha bir de kitapları anlamakta güçlük çekiyorsanız Türkçelerine başvurabilirsiniz.

ENG401 - Bu ikinci sınıf dersi değil ama erken alırsınız vs. diye şimdi yazayım, çünkü ben erken aldım. Bu derste bir sorun belirleyip buna alternatif çözümler belirliyorsunuz. Sorun veya alternatif çözümlerin ne kadar süper olacağı önemsiz çünkü bu ders format dersi, hoca kendi verdiği rehberlere uyuyor musunuz ona bakıyor. O yüzden içerik olarak basit, format bakımından istenen düzeyde sunum ve raporlar hazırlamaya çalışın. Benim gibi 3 tane röportan yapmaya zaman ayırıp sunuma 1 saat çalışıp gitmek gibi hatalar yapmayın.

Bilgisayar Mühendisliği İkinci Sınıf Dersleri

CS201 bölümün en zor ve en kolay dersidir. En zordur çünkü ufacık bir hata kodun düzgün çalışmamasına dolayısıyla tüm sorunuzun çizilmesine yol açar. Arrayin bir elemanını silmeye çalışma, dinamik tanımlanan bir obje/arrayin silinmeden o objeye point eden (Türkçe'm bitti) değişken isminin başka objeye point ettirilmesi, dolayısıyla eski obje/arrayin hafızada mal gibi kalması yani memory leak, null kontrolü ve sınır kontrolü yapmama bu dersin sınavlarındaki başlıca hatalardır. Bu dersin tek olayı pointer mantığını oturmaktır, gerisi çorap söküğü gibi gelir. CS101-102'nin aksine sorulan algoritma soruları kolaydır, öyle çok üst düzey algoritma bilgisine sahip olmanız gerekmez. O yüzden de bölümün en kolay dersidir. Yalnız çok fazla kalanı ve çok fazla 90+ not alanı bulunur, kalanlar çan eğrisinden çıkarılıyor, 90+lar çanı uçurur olan size olur. 
Yapmanız gereken sakin olmak ve 100 almaktır. (Ehehe) (Alamadı)

CS202 de aynı şekil. Yalnız bu derste çok konu var ve konuların bazılarında kodlama yok. Hocamız 4-5 hafta tahtaya ağaç çizip yapraklarını silip yapıştırıp durdu. Allah düşmanımın başına vermesin böyle konuyu anlatmayı. Dolayısıyla biz de sınavda ağaçlara yaprak yapıştırıp durduk. Bu şekilde uygulamalar olduğu için ve tanesi 5-10-15 puan olduğu için bu ders CS201'e göre daha rahat. Bol bol pratik yapın bu konuda, internette dolu program var yardımcı olacak, yapmanız gereken google'a Data Structure ismi + Boşluk + Visualizer yazmak. Aha bir tanesi Oturun oluşturacağınız ağaca sırayla hangi yaprakları yapıştıracağını yazın sonra kağıda aşama aşama çizin sonra buradan kontrol edin. 
Kod soruları için ödevleri anlayarak yapın, çünkü benzeri sınavda çıkar. (Aynısı çıktı.)

CS 223-224 
CS101 labları çok mu stresliydi? Bunun labları on kat daha stresli malesef. Çünkü yazdığınız kod çalışmazsa neden çalıştığını bulamıyorsanız. Onu geçtim ben daha Xilinx'i nasıl kullanıldığını çözemedim. Duyduğuma göre programı tasarlayan elektronikçiler programı çıkardıktan sonra taksimde simit satmaya başlamışlar. Size hayırlı lablar.
Derse gelirsek; ders tamamen mantık dersi. Mantık devresi kurarak başlıyorsunuz yani 1 veya 0 olursa nolur. CS223 bunlarla başlıyor CS224'te iş 000111lerle programlama yapmaya kadar gidiyor, tabii size programlamayı 000 1111den değil assemblyden yaptırıyorlar. Bu ders için Will Sawyer'ın unilicaya koyduğu dökümanları inceleyin ve mutlaka oraya koyduğu soruları soru atlamadan çözün çünkü onlar eski sınav soruları ve sınavda da benzerini soracak. Bunlardan vakit kalırsa ünite soru değerlendirme sorularını da çözebilirsiniz. 
Dipnot: Özcan Öztürk iyi bir insandır ve iyi bir hocadır. 

MATH225 Ben bu dersi henüz almadım. Herkes çok kolay diyor. İnş cnm ya.
Güncelleme: Çok fazla örnek soru görüp ezberleyerek geçilecek saçma bir dersmiş. 

MATH230 aldım MATH225 yerine. Soru çözün. Ne diyim ki Matematik dersi işte. 


Elektrik-Elektronik Mühendisliği İkinci Sınıf Dersleri

Üçüncü sınıfta bölüm değiştirip EE'ye geçtim arkadaşlar sırf bu tavsiyeleri yazabilmek için.. şaka şaka arkadaştan rica ettim o yazdı, kendisine çok teşekkürler.

Bölüm derslerini anlatmadan önce söylemeliyim ki EE’de neredeyse bütün dersler aslında teori ve uygulama harmoni içindedir. Teorik kısmını matematik dersleri, uygulama kısmını lablar ve projeler oluşturmaktadır. Lablar ve projeler biraz yorucu geçebilir lab öncesi raporlar, labın kendisi ve lab sonrası rapor üçlemesi sizi hayattan belki bezdirebilir ama buradaki amaç da rapor yazmayı alışkanlık haline getirmektir ve teoriyi iyi anlamak pratikteki yeteneklerinizi geliştirmenize bunu asla unutmayın.

MATH241 dersi Lineer Cebir, birazcık karmaşık sayı, z-transform ve Laplace transformu öğrendiğiniz derstir ve işin ilginç yanı sadece son iki konu için calculus bilmeniz gerekmektedir :D. Lineer Cebir, bir milyon değişkenli bir milyon denklemi çözmenize yardımcı olabilecek ve önemli bir matematik konusudur ( Google a Levent Gürel yazarsanız tedtalks konuşması var tavsiye ederim izlemenizi  ) . Lineer Cebir biraz teoriktir bu yüzden kafada iyi canlandırmaya bakın. Sinyal işleme ve Telekom alanının temel matematik konularını oluşturur bu ders. Derse gelirsek derste 1 midterm, 2 hafta aralıklarla yapılan bir tanesi 5 puan olan 5 quiz, küçük homeworkler(%5), MATLAB ödevleri(%5) ve finalden oluşmakta. Kısacası konun mantığını kavrarsanız rahatsınız demektir ama dikkat edin dersin curve ü 60-70 arasında.

Dipnot: MATLAB’i olabildiğince öğrenmeye bakın ilerki derslerde lab ve projelerinde kullanacaksınız. Hatta bitirme projesinde bile kullanabilirsiniz.

MATH242 dersi ise MATH241 in devam dersi olmasına rağmen neredeyse hiçbir alakası yoktur ve 241’e kıyasla daha kolaydır çünkü derste her ne kadar ispat da olsa da sorulan sorularda ders kitabındakilere ve quizdekilere benzerdir. Bu derste Diferansiyel Denklemler ve Kompleks Calculus öğretilmektedir. Diferansiyel Denklemler, doğadaki fiziksel olayları matematiksel bir açıdan incelemenizi sağlayacak önemli bir araçtır. Özellikle Robotik, Elektromanyetik, ve Kontrol’de oldukça kullanılmaktadır. Derste sadece tek değişkene bağlı denklemler gösterilmekte ve denklemleri çözmenin metodları gösterilmekte. Kısacası bu kısmı ezber de denilebilir. Bu denklemleri çözmenin algoritması denklemin tipini belirle->uygun metodu kullan. Kompleks Calculus kısmı ise önceki konuya kıyasla daha teoriktir. Ama anlaşıldığında kafada iyi yer eder. Dersin 1 midterm,5 küçük ödev, MATLAB ödevleri, tanesi 6 puan eden 5 quizi vardır. Curve gene aynı aralıktadır.

Dipnot: Bu matematik derslerini mümkünse elektrik-elektronik hocasından almaya bakın ve konuların ne işe yaradığına bakmak bu derslere çalışırken daha da motive olmanızı sağlayabilir.

EEE102 dersi bir elektronik sistemin dijital kısmını yani 1’ler ve 0’lardan oluşan dünyasını oluşturmanıza olanak sağlayan derslerden ilkidir. Ya sev ya sevme dersi de olabilir çünkü kodlama vardır (Gerçi bu dersi sevip CS derslerini sevmeyen arkadaşım da var). Bu derste 9. Sınıftaki mantık yani ve, veya, ise bağlaçlarının elektronikteki uygulamalarını ve VHDL adı verilen dille FPGA programlamayı göreceksiniz(FPGA yi anlatmak uzun ama işlemciden çok çok daha hızlı). Bu dersi iyi bir notla geçsem de bir daha almak isterdim çünkü yapılan şeyler oldukça zevkli ve bunun nasıl yapıldığına şaşırmanız oldukça güzel bir duygu. Sadece ve veya ise bağlaçları ve bitlerle hesap makinesi de yapabileceğiniz gibi elinizin yönüne doğru gelen bir araba, bilgisayardan hızlı sudoku çözen bir sistem de yapabilmeniz mümkün. Bu dersin 2 midtermü bir finali, labları ve projesi vardır. Lablar her sene aynıdır çünkü burada labların amacı öğrencinin yaratıcılığını ortaya koymasıdır. Lablar lab öncesi rapor, lab işi ve lab sonrası raporlardan oluşmaktadır. Raporları zor değildir fakat biraz da ameleliktir. Lab öncesi raporda labda ne yapacağınızı söylüyorsunuz sonra lab asistanına gösteriyorsunuz. Eğer eksiksizse ve raporunuz düzgünse rahatlıkla 100 alıyorsunuz. Midtermlerinde ise yaratıcı düşünmeniz, konuyu anlamanız ve bol bol pratik yapmış olmanız çok önemlidir çünkü midtermler dizayn üzerinedir ve sizden en verimlisi istenir. Projesi ise gene lablar gibi siz belirliyorsunuz. Projede ne yapacağınızı beliten rapor, 3 demo artı final raporundan oluşmaktadır. Labların ve projenin temel felsefesi ne yaptıysanız ondan puan alırsınız. Ne kadar kolay veya zor olsun tam yaptıysanız 100 alırsınız. Ben projemde fpga’ye sudoku çözdürtmüştüm. Zor projeydi 87 aldım labdan ve kötü bir not çünkü herkes kolay proje seçiyor halbuki yanlış bişi çünkü projenin zor olması FPGA ve VHDL hakkında dah çok şey öğrenmenizi sağlar. Regular dönemde Ergin Atalar, Irregular dönemde Serdar Kozat dersi vermektedir. İkisi de iyi hocalardır.

Dipnot: Bu dersi sevip bunun üzerine yönelirseniz iyi para kazanma imkanınız var çünkü Aselsan gibi firmalar FPGA işine iyice ağırlık verdi. Bir de lablarda ve projede kendinizi ne kadar zorlarsanız o kadar çok şey öğrenirsiniz. FPGA programcılığı yazılım mühendisliğinden daha zordur ama iyiyseniz iş bulma imkanı yüksek. Bu işle ciddili ilgilencekseniz Verilog da öğrenmede fayda var.

EEE212 dersi EEE102nin devamı olup aynı zamanda CS102yi de almanızı ister (nedeni bilinmiyor…) . Bu ders size Mikrodenetleyicileri programlamayı öğretir. FPGA’lar mikrodenetleyicilerden çok daha hızlı olsa da pahalılardır. FPGA’ların çok daha hızlı olması mikrodenetleyicilerden daha iyi olduğu anlamnıa gelmez elbette. Mikrodenetleyiciler, öğrendiğiniz Java ve MATLAB programlama dillerinin daha alt seviye dilini yani Assembly kullanır. Bu programlama dilleri programın hafızasında sınırlı yetkiye sahipken Assembly’de tüm kontrol sizdedir. VHDL’e kıyasla CS101/102 ye daha benzerdir. Derse gelirsek bu dersin 1 midtermü 6-7 labı ve bir projesi vardır. Lablar ve proje iki kişilik gruplar halinde yapılır ve lablar lab gününden bir hafta önce size verilir. Proje EEE102 ile aynı mantıktadır.

Dipnot: Bu dersin de kendi piyasası vardır fakat FPGA programlamacılara kıyasla daha fazla kişi var genelde. EEE102 ve EEE212 yi iyi bilmeniz bitirme projelerinde ve diğer derslerin projelerinde aranan kişi olmanızı sağlayabilir.

EEE211 dersi bölümün elektroniğe giriş dersidir. Bu derste bir elektronik devre nasıl çalışır anahatlarıyla( detayları ayrı ayrı ders zaten :p ) onu öğrenirsiniz ve size elektronikteki temel kavramlar anlatılır. Elektronikçinin adı gibi bilmesi gereken kavramlar burada öğretilmeye başlanır. Elektronik devrenin basitçe nasıl çalıştığını görmeniz için dönem boyunca bir telsiz ile uğraşırsınız. Lehim yapmayı, osilosokop kullanmayı (doktorun steteskopu neyse eecinin osiloskopu öyledir!!) ve temel devre elemanlarını öğrenirsiniz. Sınavları o kadar zor değildir. Lablarda bu telsizi yapmakla uğraşıyorsunuz ve neredeyse her labın başında 30 dklik lab quizleri oluyor. Bi de bu dersten iyi notla geçmek istiyorsanız labda yaptığınız telsizin tam çalışması gerek.

Makine Mühendisliği İkinci Sınıf Dersleri


ME211-12: ME211 genel olarak öğrencinin hayatında çok kez duyduğu şeylerle dolu. Dersi şuan Barbaros ve Yegan hoca değişerek veriyor. Barbaros hoca daha fazla sektörden örnekler vererek bizleri hazırlıyor ve potansiyel işten kovulma sebepleri üzerinde bizi uyarıyor. ME212 ise 211’e göre daha zevkli diyebilirim. Çünkü buradaki sorular gerçek hayattan örneklerle dolu oluyor. Dersin lablarında MATLAB ihtiyacı oluyor o yüzden MATLAB’ı da güzel öğrenmek faydalı olabilir. İleri de bu alanda çalışmak isteyenler için de fluid mechanics, applied thermodynamics, applied heat transfer gibi ME seçmeliler mevcut. Bu dersin lab saati var fakat sadece 3 kez o lab saati kullanılıyor. Eğer lab saati ile çakışan bir ders mevcut ise dersi alabilirsiniz.

ME231-32: Genel olarak öğrencilerin rahat bulduğu bir ders.(Bence değil) Bu derste fizikteki bilgileri bol bol kullanıyoruz. 231 dersi static ile başlıyor ve 3 4 haftada bitiriliyor. Daha sonra ise mukavvemet konuları işleniyor. 232 dersinde ise 231deki konseptler kullanılarak daha çok gerçek hayatta karşılaşılan senaryolar öğretiliyor. Bu dersin bir de projesi var 3d printerda üretilmiş bir soda açacağı yapmanız isteniyor.

Electiveler
Her yerde yayınlanan kolay elective listesini ben de bi tekrar edeyim.

CSciler için sözel electiveler
PSYC100 (Psikolojiye giriş, arkadaşlarım epey memnun kaldılar.)
COMD207 (Film tarihi, aldım bir şey yok film izliyorsunuz işte.) 
ECON107-108 (Mikro-makro, kolay diyorlar.)
GRA210 (Web Design, eğlenceli diyorlar.)
PHIL 308 (Zihin felsefesi.. Dersi alın da ufkunuz açılsın. Hocası da mükemmel biridir.)

EEciler için ekstra:
MBG110 (Basittir.)
MATH132 (Puşt gibi olan ders)
CS201 (Gelin de çanı yükseltin CSciler size sövsün.)
PHIL101 (Bilgisayar hocası ve felsefenin bölüm başkanı olan Varol reis veriyor :) Dersin içeriği pek zor değildir fakat dersten yüksek not alması zordur ona göre.)
Çince :)) Çince kolaydır. Hocaları candır. Sectionlar da EEci kaynıyor yalnızlık çekmezsiniz.

Daha çok var hangi birini yazayım?

Bilgisayar mühendisliği üçüncü sınıf dersleri

Bir tavsiyeniz varsa bana da verin.

*

İyi günler.