Singapur 31. Gün - Jurong Kuş Parkı

Tarih: 8 Şubat 2016

Singapur'da çok rastlanan bir kuş var. Adı Javan myna.



Tipi de ismi gibi meymenetsiz bu kuşun. Sığırcık familyasındanmış. Kendisi hakkın daha fazla bilgi vermek istemiyorum.

Allah belasını versin bu kuşun!! Her sabah bunun gürültüsüyle uyanıyorum! Alttaki cama konuyor, ciyak ciyak bağırıyor!

Daha da kötüsü sürekli yemekhaneye kaçak giriyorlar. Su almak için masadan kalkıyorum döndüğümde bunları biryanilerimi yerken yakalıyorum! Bir çekik gözlü gelip demiyor ki yahu sığırcık adamın biryanilerini yiyor kışkış diyeyim de gitsin!! Bu kadar bencillik olmaz. Bir keresinde de bunları organize bir şekilde körili karnabaharlarımı aşırırken buldum, 2-3 tanesi toplanmış karnabaharlarıma baskın yapmış. Yerde karnabahar artıkları.. Fesuphanallah..

Bu meymenetsizlere rağmen kuşları seviyorum. Üniversiteye gidene kadar toplam bir 15 tane muhabbet kuşu bakmışızdır, daha doğrusu annem baktı. Böylesine kuş canavarı olup da Jurong kuş parkına gitmek olmazdı.

Viyana'da turist kazıklamak için bir sarayı dörde beşe hatta yirmibeşe ayırıp biletlerini ayrı ayrı satarlar. Singapur'da saray olmadığı için çareyi hayvanat bahçesini bölmeye adamışlar. "Hayvanat bahçesi", "Nehir Safarisi", "Gece Safarisi" ve "Jurong Kuş Parkı" diye dört kısım var. Hepsi ayrı ayrı kazık olduğu için ben Jurong kuş parkıyla noktaladım olayı. Polonyalı araştırma görevlisi arkadaşla gittim buraya da.

*

Gelir gelmez şöyle bir manzarayla karşılaştık:



Buzulda yaşamayan penguen de varmış.

Papağanlara resim çizdiriyorlar ama pek başarılı olduklarını söyleyemeyeceğim :D



Yine hayvanat bahçesindeki gösteri konsepti var. Pelikanlarla olan gösteride görevli bayan havuzdaki pelikanlara balık atıyordu, fakat işgüzar pelikanlar sürekli kadının tepesine binip kısa yoldan zengin olma derdindeydiler. Abla da mecburen pelikanları yakalayıp paketleyip geri atıyordu havuza. Videosunu çektim, komik bir görüntü açıkçası:

https://youtu.be/ho7ksxzg5oA

Bir başka gösteri:



Lükse bak:



Orada olması planlanmayan hayvanlar da vardı!!!



Burada konsept biraz farklı, uçamayan kuşları salmışlar çayıra mevlam kayıra:



Papağanlar bir hayli fazlaydı, bazıları hello falan diyordu. Türkçe küfrettirmeye çalıştım ama başaramadım.

En son yırtıcı kuşlar gösterisine gittik. En önde kolaylıkla yer bulabildiğim tek gösteriydi. Neden acaba?



Gösteriden önce görevli abi uyarı yaptı, sakın panikleyip kaçmayın diye. Koca koca hayvanlar oradan oraya uçarken ister istemez tedirgin oluyor insan.

*

Bugün de böyle bitti.




Singapur 30. Gün - Arap Sokağı

Tarih: 7 Şubat 2016 (Gelecekten yazıyorum.)

Bugün köyden akrabamla buluşmak için Bugis'e geldim. 1500 kişilik köyden biriyle dünyanın öbür ucundaki 5.5 milyonluk ülkede karşılaşmak da enteresan bir deneyim gerçekten. Kendisi 10 küsür sene önce buraya yerleşmiş, Singapurlu biriyle evlenmiş, karı koca öğretmenlik yapıyorlar. (Gayet iyi, Singapur şartlarında gayet iyi. :D) Kendisine buradan selamlar.

Buluşma için Bugis metro durağında inince şöyle bir manzarayla karşılaştım:



Dedim burada yaşanmazsa nerede yaşanır.. Bakınca insanın içi açılıyor.

Akrabamla buluştum, etrafı turladık. Burası Singapur'un Müslüman mahallesi olarak adlandırabileceğimiz kısmı. Ama burada sadece Müslümanlar yaşıyor zannetmeyin, daha çok Müslüman/Malez temalı alışverişler ve restoranlar barındırdığı için bu benzetmeyi yaptım. Zaten Singapurlular da "heritage center" diyorlar bu tip yerler için. (Muadilleri: Chinatown, Little India vs.)

"Sultan Mosque" adında şöyle şatafatlı bir camii mevcut:





Burası Arab Street:



Arab streeti bu gelişimde pek gezmedim ama iki ay sonra bir daha gelip gezdim. Açıkçası Türkiye'den gelen biri için (hele de erkekse :P) ilgi çekici bir şey yok burada. Kıyafet, başörtüsü, halı satıcıları falan var. Elin Biritişine egzotik gelebilir ama.

Bu civarda bir çok Türk restoranı mevcut:



Nargile filan tüttürmek için ideal.

Aynı zamanda Türk ürünleri satan marketler var. Bir tanesi:



Filistin'i anladık da Polonya bayrağı ne alaka? diyecektim ki sağdaki bayrak Endonezya bayrağıymış.

Türk bakkalı diyemeyeceğim çünkü ürünlerin menşei karışıktı, Türkiye'den gelen meyveli soda, su (suyu niye getirmişler onu anlamadım), reçel, baklava, lokum falan vardı. Bu marketin nerede olduğunu hatırlamıyorum fakat bir alışveriş merkezinin içinde giriş katındaydı.

Ondan sonra Sofra diye bir Türk restoranına gittik. Burada da bir sürü Türk malı vardı:



Otobüste dağıtmalık kek ithal etmişler:



Bulgur buldum!! Yippiii!!! Fiyatı da Singapur'a göre çok uygundu, 9 liraydı.



Dedim ben bundan 20 öğün çıkartırım. Hayvan gibi yediğim için 5 öğün anca çıktı sanırım ama değdi ehehe. Çinlilerin soyayla karışık bir pulbiber sosu var, evden getirdiğim biber salçasıyla bu sosu karıştırınca sihirli bir şekilde hakiki Bulgur pilavına dönüşüyor yemek. Sanki sos Bulgur pilavı için yapılmış gibi ama garibim Çinlilerin haberi yok. Mutfakta karşılaştığım Çinli bir kıza "Tat istersen" dedim, "Yaa ben detokstayım almayayım." olaylarına falan girdi (herkes yemekhaneden yemeğe zorlanırken, kahvaltıda kızarmış erişte, akşam yemeğinde yağlı körili envai çeşit et çıkarken bu ne detoksuysa artık) "Ben gittikten sonra bir daha bulamazsın." diyince "Bir tadına bakayım o zaman." dedi. Sonra ikinci kaşığı da aldı. Sonra üçüncü kaşığı. Saydım toplamda 10 kaşık aldı namıssız. Bir keresinde de exchangeliler olarak yemek pişirme partisi yaptık, Hindistanlı eleman yumurtasız körili menemen yaptı, ben yine soyalı Bulgurumu yaptım, hepsi parmaklarını yedi, iki yemeğin beraber iyi gittiğini söylediler (dönünce menemenli pilavı deneyeceğim). Neyse bu da böyle bir anımdır.

Akrabam da beyaz peynir aldı. Asyalıların laktoz duyarlılığı sebebiyle Singapur'a (veya Çin'e) has peynir diye bir şey yok. Peynirlerin hep ithal ve oldukça pahalı. (700g beyaz peynir 15 sgd idi yani 32 lira.)

Bir de şu dikkatimi çekti:



Biber konservesinin üzerinde helal etiketi vardı fakat düşündüğüm helal olmayan biber nasıl oluyordu? Biberler şaraba mı yatırılıyordu? "Üzerinde helal ibaresi olunca Malezler daha bir güvenle alıyor." dedi abi. Anlaşılan sistem kişilerin neyin helal olup neyin olmadığını bilmeye/tahmin etmeye gerek olmayacak şekilde düzenlenmişti. (Anarşist gibi konuştum.) "Etiket var mı ? Eğer varsa al, yoksa tehlike!! alma." şeklinde basit bir algoritma vardı.

Restorana oturduk, yemek yedik. Fiyatlar Singapur şartlarına göre iyi, fakat genel olarak pek ucuz olduğu söylenemez. Et dürüm yedim ben, 9 sgd yani 19 liraydı. Kebab çeşitleri 17-20 sgd arası. Pide 14 sgd. Dürümü sipariş ederken garson "Tavuk mu olsun koç mu?" dedi, yani ikisi aynı fiyattı. Döner için "eh" diyecektim ama Malezya'daki iğrenç ötesi "shawarma" (çakma döner, içinde domates sosu yoktu kupkuru bir şeydi) deneyiminden sonra anca "süper" diyebiliyorum.

Akrabam da pilav üstü döner söyledi. Pilavı görünce sordum "Abi sizin evde her öğün pilav mı pişiyor?" diye. (Amma da berbat muhabbetim var.) "Evet" dedi buruk bir sesle. Pilavı çuvalla alıyorlarmış. Pilav makineleri varmış, 10 dakikada pişiyormuş. (Da ben yurtta kendim 10 dakikada tencerede pişiriyorum zaten, yurtta yapılandan da güzel oluyor, makineye neden ihtiyaç var anlamadım.)

"Türkiye'nin aksine burada devlet ırka göre muamele yapıyor." dedi. Örneğin (bundan daha önce kısaca bahsetmiştim) apartmanlarda ırka dayalı kotalar var. Apartmanda 10 daire varsa örneğin Çinliler en fazla 8 daire işgal edebilir, diğer dairelerden biri Malez'e öbürü Hintliye verilmek zorunda. (oranları salladım, ama böyledir herhalde.) Sonradan öğrendim ki (Host Family Programındaki hoca söyledi) bu sistemin şöyle bir açığı var; alt kattaki daireler daha ucuz ve Çinliler daha zengin olduğundan alt katlarda Malez ve Hintliler kalıyor, devlet de vatandaşın her şeyini düzenleyen büyük birader olmak istemediği için bu kadarına da bir şey diyemiyor.

"Devlet her şeyine sahip." diyor abi. Aldığın arabayı 10 sene sonra kullanamıyormuşsun. (Buna sebep olan sistemi anlattı ama tam anlayamadım.)



Yoldaki bir arabayı gösterdi. Arabanın plakası kırmızıydı (yukarıdaki resimde en sağda ama tam belli olmuyor.). Kırmızı plakalı arabalar daha ucuzmuş ama sadece haftasonu kullanılması yasalmış, haftaiçi dışarı çıkabilmesi için gün başına ekstra 20-30 sgd para ödemesi gerekiyormuş. Enteresan.

Irk konusunda enteresan uygulamalar var. Örneğin Malezler askere alınmıyomuş, çünkü adamların en büyük tehdidi Malezya. (Ya da Müslümanlar diyeyim) Okuldan tanıdığım Malezler'e baktım, itfaaiyecilik yapmışlar hep. Buna karşın Host Family Programındaki hoca da "Malezlerin okumasını desteklemek için devlet onlara parasız eğitim imkanı sağlıyor." diyor. Buna rağmen okulda Malez görmek zor. Ahmet isimli bir Malez arkadaştan öğrendiğim kadarıyla NUS'un %6'sı Malezmiş.

Saat üçe yaklaştığı için sosyolojik araştırmaları bir kenara bırakıyorum, başka bir yazıda eklemeler yaparım. Görüşmek üzere.

Singapur 62. Gün - Türkiye Sunumu



Tarih: 10 Mart 2016 - Perşembe

Daha önce Türkiye sunumu yapacağımı söylemiştim. İşte o büyük gün bugün.

*

Etkinliğin ismi "Culture Shock" yani "Kültür Şoku". Amaç farklı kültürler karşısında şoka uğramak :P.

Etkinlik yöneticileriyle bir akşam yemekte buluştuk, sunum hakkında bilgi verdiler. Sunumun planı şöyleymiş: ilk 1 saat her ülke 10 dakikalık genel bilgi verecek. Ondan sonraki iki saat boyunca katılımcılar 6 gruba ayrılacak ve her grup farklı bir ülkenin masasını ziyaret edecek ve artık o ülkenin vatandaşı ne planladıysa o etkinliği yapacak bu da 25 dakika sürecek.

Katılan ülkeler: Türkiye Cumhuriyeti (T.c. isimli biri tarafından temsil edilmekte ehuehe), Mısır, Tayvan (Singapur'a çok farklı bir kültür gerçekten, şoke olacak millet :P), Litvanya, Finlandiya ve Mauritius. Ahaha Mauritius'ta insan yaşıyormuş da sunumunu yapacak kişi mi buldunuz diye makara yaptım. Mauritius diye bir yer olduğunu biliyordum, şu dodoların yaşayıp Avrupalılar tarafından sömürülüp kökünün kurutulduğu yer. Ama ülke olduğunu bilmiyordum. Gerçi ülke olmayan yer mi var kutuplardan başka? Hadi canım ben de.

Yemekte Mısırlı elemanlardan biri de vardı (6 ülkeden sadece ben ve Litvanya tek sunuyor) yemekte. Doktora öğrencisiymiş. Epey bir yeri gezmiş. Tayyip Erdoğanla fotoğrafı falan var. Tabii Sisi'den önce çekinmiş :P 25 dakikalık bölümde video gösterip Mısır hiyeroglifleriyle isim yazma oyunu oynatacakmış o da. Ben Mısır asimile olup Araplaştı falan sanıyordum, meğerse Mısır tarihini okuyup Mısır hiyeroglifleri çalışıyor, kısacası Mısır kültürüne sahip çıkıyorlarmış. (Muhtemelen durum bizimkiyle aynıdır.)

Bana bir asistan tayin ettiler. 120 sgd (250 lira) da bütçe verdiler. Asistanla buluştuk (Çin Çinlisi bir kız, ismi 小家 okunuşu Siyah Cıva... (Ağlıyordu Çinliler, yeter katletme isimlerimizi artık diyordu...)) İnternette Türk malları satan bir site buldum, oradan ne sipariş edeceğimize karar verdik. Etkinliğe katılım sınırı 60 kişiydi. Tabii ki 60 kişinin geleceği falan yok, adım gibi eminim. Ama hani gerçekten 60 kişi toplarlarsa rezil olmayalım, fazlalıkları da dağıtırız zaten ziyan olmaz diyip 60 kişilik yemek siparişi verdik. 10 teneke yaprak sarması (inşallah kötü çıkmaz diye dua ederekten..), 6 paket ayçekirdeği, 1 kutu tahin helva, 2 kutu lokum siparişinde karar kıldık. Ürünleri gösterirken "Yaa bunların içinde domuz eti olmasın ama tamam mı bazı insanlar sorun ediyor." diye bir ricada bulundu sevgili asistanım. Yüzümü avucuma götürecektim, kaba olur diye yüzümü avucuma götürdüğümü zihnimde canlandırdım.

Şekil A'da görüldüğü gibi buradakilerin Türkiye hakkında pek bir bilgisi yok. Deveye sormuşlar neden boynun eğri deve demiş nerem doğru ki misali, madem millete adamakıllı bir şey öğretemeyeceğim en iyisi ilginç ve eğlenceli bir şey bulayım dedim. 25 dakikada çoktan seçmeli yarışma yapmaya karar verdim. Nerede insanların şaşıracağı ilginç adetimiz var soru olarak sordum. Sünnet düğününden, Türklerin "iş makinesi izleme"yi sevmesine kadar (bunu sonra sildim.) Elimden geldiğince şaşırtıcı şeyler koymaya çalıştım. Ödül olarak da sepete 6 tane çay bardağı ekleyip siparişi Siyah Cıva'ya pasladım.

100 sgdlik (200 lira) malın kargosu 30 sgd (60 lira) tutmuş. Bütçeyi aşmışız. Dedim yuh, böyle kargo mu olur. Altı üstü Singapur'un Singapur şehrinden Singapur'un Singapur şehrine araba gönderecekler. Türkiye'nin gözünü bir daha seveyim dedim. Neyse ki 20 lira aşmamı sorun etmediler.

Sipariş biraz gecikince mailde belirtilen sipariş sorumlusu "Mr. Hakim"e whatsapptan "Merhaba" diye mesaj yolladım. Fakat profil resmi belirince adamın Malez olduğunu anladım. Sipariş yetişti.

*

Sunum günü geldi çattı. Sunumdan bir gün önce ve bir gün sonra sınavım olduğu için fazla çalışamadım. Sunum günü 1-2 antrenman yapayım dedim, baktım sunumu 10 dakikaya sığdırabilmeme imkan yok, epey bir kırpma yapmak zorunda kaldım. Sonuçta sunum günü yanımda götürdüğüm slaytlar:

https://www.dropbox.com/s/0wisjkn71oietyc/TURKEY.ppt?dl=0

İlk sunumu Mısırlı abiler yaptı. Bayağı komik yaptı adam, piramitlerde elinde parlak bir şey tutan figürü göstererek "Bakın ilk kablosuz ağı biz icat ettik." tarzında şakalar komiklikler yaptı. (Resmi bulamadım.) İkinci olarak Tayvan çıktı, pek dinlemedim. Sonra Litvanya çıktı. "Litvanya'nın iki dini vardır 1) Hristiyanlık 2) Basketbol." Dur şuna atıfta bulunayım diye en son oynanan Türkiye-Litvanya maçına baktım, yenilmişiz :( "Litvanya eskiden Avrupa'nın en büyük ülkesiydi." diyip Lehistan'ı gösterdi. Güldüm :)) "Sonra Ruslar geldi." dedi. Çok bela bu Ruslar :(

Sıra bendeydi.

Verdiler elime mikrofonu. Mikrofon kullanmayı da hiç beceremem. Ağzıma götürüm Merhaba dediğim anda zort diye bir ses çıktı. "Kusura bakmayın mikrofonla aram iyi değildir." diyip mikrofonu aşağı alıp biraz bekledim ama baktım bir şey olacağı yok, sunuma devam edeyim dedim. O on saniye neden öylece durduğumu kimse mantıklı bir şekilde açıklayamaz herhalde.



"Selamlar, şimdi size Türkiye'yi sunumu sunacağım. Önce bir quizle başlayalım okey?"
Kalabalıktan biri "Okeeeeey" (Gülerler)
"Türkiye nerede? (A: Romanya'nın bulunduğu yer, B: Türkiye'nin bulunduğu yer.)"
"B!!"
"Evet bildiniz B!!!"
"Peki Türkiye'nin nüfusu kaç?  (A: 27 milyon B: 78 milyon)
"B!!!!!!!!!!!!!!"
"Evet cevap yine B." (Kalabalık kopar. Ben de koparım.) "Süpersiniz. Peki başkent ne?" (A: Ankara B:İstanbul C: Madagaskar)
Tüm kabalık sözleşmiş gibi B!! diye bağırır. Sazan avı oldukça başarılı geçmiştir.
"Yoo bu kandırmacalıydı, cevap Ankara."

*



"Türkiye'yi Avrupa veya Asya ülkesi olarak sınıflandırmak zor çünkü Avrupa'da çok ufak bir toprak parçamız var, bu parça Singapur'dan çok daha büyük (kimse gülmedi.). Güneyde güzel kumsallarımız var pek anlaşılmıyor ama burası deniz. (Bu kadar berbat bir haritayı seçmeyi başardığım için kendime teşekkürler.)

Ardından da biraz tarih anlattım, yalnız her şeyi tek haritada anlatmaya çalışmam çok büyük bir hata oldu. "Moğollar buraya geldikten sonra Anadolu küçük Türk devletlerine ayrıldı sonra bunlar agar.io oynamaya başladılar ve bu ülkelerden biri diğerlerini yuttu." lafıma da kimse gülmedi. "600 küsür yıllık Osmanlı'yı nasıl 2 dakikaya sıkıştırayım ben?" diye düşünerek "In this small era, a lot of things happened." gibi süper bilgilendirici bir cümleyle yetindim. Tarihi seven bunlara baksın diyip birkaç film önerisi verdim ve oyun tavsiyesinde bulundum. (Assassin's Creed: Revelations)

Birkaç tarihi yerden bahsettim: Ayasofya, Sultanahmet, Efes, Nemrut Dağı ve Anıtkabir. "Haca.. Haciya.. Haciyasof??" Ayasofya'nın İngilizce'sini okumaya kalkışıp beceremeyip fail oldum, "Ayasofya" diyip geçtim. Sonra "Mutlaka görülmeli" diye Kapadokya, Konya Semazen dansı, Pamukkale ve Ölüdeniz'i gösterdim. Sonra Türkçe slaytına geçtim ve iki tane kelime öğrettim (Merhaba ve Teşekkürler) bir de Çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız kelimesini söyleyip telaffuz ettim "Ama siz söyleyemezsiniz." diyip slaytı değiştirdim, baktım söylemeye çalışıyorlar, aha ders kaynayacak diyip "Denemeyin denemeyin!" diye çıkışıp lazeri suratlarına tuttum. ahah.

Spor kısmındayız. Atasporlarımız yağlı güreş ve cirit. "Etkinliğin ikinci kısmında bunun gösterimini yapacağız, bunun için bir sürü yağ getirdim fakat benimle güreşecek bir gönüllü lazım." dedim. Millet gülmeye başladı ama gönülü çıkmadı. Yine lazeri millete tutup "Sen??" demeye başladım ki sonra pişman oldum, kendim adamın yerine olsaydım kıl olurdum.

Müzikten bahsettim. "Adaptasyon konusunda iyiyiz. Türk halk müziğini rockla birleştirip Anadolu Rock'ı icat ettik mesela. Popu da kendimize uyarladık." falan dedim. Spotify'da playlist hazırlamıştım onu gösterdim ama kimse kayıt olmadı. Slaytın en altındaydı, belki millet görememiştir. Mehter marşından bahsettim ve Vodafone'un hazırladığı Mehter takımının Star Wars çaldığı reklamı izlettim, beğendiler. (https://www.youtube.com/watch?v=AwwTAjDIWfQ)

Son olarak yemek kısmına geçtik. Diğer ülkeler yemekleri teker teker tanıtırken ben bu kebab bu döner bu da sarma diyip geçtim. Oğlum koca Türk mutfağını nasıl yığayım bir anda önlerine? Zaten gün sonunda ikram edemeyeceğim yemekleri de boşuna tanıtmanın alemi yok dedim. Türk restoranına giderlerse de benim tanıtacağım karnıyarık, imambayıldı, biber dolması gibi yemekleri bulamayacaklar zaten. Singapur'da yaşayan Malay bir arkadaşım "Türkiye'yi gezdim. Yemekler güzeldi ama çok fazla et vardı." diye söyleniyor. İçimden "Dalga mı geçiyorsun la?" diyorum ama sonra anlıyorum ki Türk restoranı diye paso kebabçıya gidiyor millet. Bunlar da aynısını yapacak.

Güle güle diyip sunumu kapattım.

*



Benden sonra Mauritiuslu arkadaşlar sundu.

Ahaha Mauritius ne ya hala gülüyorum.

Adamların ilk slaytı açtılar "İşte Mauritius haritası arkadaşlar." dediler ve bembeyaz bir ekranda ufacık bir noktayı gösterdiler. Burayı önce Araplar keşfetmiş. Sonra Portekizliler gelip Buz devrinden tanıdığımız dodo kuşlarının soyunu kurutmuşlar. Ondan sonra da sırayla Hollanda, Fransa ve en son tabii İngiltere sömürgesi olmuş, kısaca tüm Avrupa'nın elinden geçmiş. Güzel kumsalları kayalıkları falan gösterdiler. Detayları çok hatırlamıyorum ama açıkçası Mauritius beni şaşırttı. Afrika'nın Singapur'una benziyor. Tabii en gelişmiş ülkelerin Güney Afrika ve Mısır olduğu Afrika kıtasında Afrika'nın Singapur'unun da ahım şahım bir ülke olmasını beklemeyin. Fakat aynı Singapur gibi çok kültürlü. 1.3 milyon nüfus var, nüfusun büyük çoğunluğu Hint kökenli, zamanında buraya köle olarak getirilmişler, ikinci büyük etnik grup tabii ki yerliler, kayda değer derece Avrupalı ve Çinli var. Hintliler de kendi içinde dallanıp budaklandığı için konuşulan bir sürü dil var ve Hinduizm, Hristiyanlık ve İslam birlikte yaşanıyor.

Bundan sonra Finlandiya çıktı ama pek dinlemedim.

*

Etkinliğin ikinci bölümüne denk geldik. Bir tane yazı tahtası çektim, gelen konuların isimlerini yazdım sonra yarışmaya başladık.

Açıkça söylemek gerekirse iki grupla yarışma çok sıkıcı geçti. Ben anlatıyordum, adamlar da kafa sallıyordu, pek önemsemiyorlarmış gibiydi. İlk soru "cık" sorusuydu, yani bizim cıklayarak hayır dememiz, bunun da sadece bize özel olması. Bunu duyan birçok yabancı arkadaşım "ne yani, siz öpücük atarak mı hayır diyorsunuz?" diye dalga geçmişti. Sunumda "Hey siyah cıva, benimle çıkar mısın?" "Cık" şeklinde gösterimini yaptık ama beklediğim etkiyi yapmadı bu sefer.

"Türklerin favori abur cuburu nedir?" sorumu sadece ilk gruba sorabildim çünkü çekirdeği ortalıktan kaldıramadan diğer grup geliyordu. Çekirdek olayı da yalan oldu zaten, Çin en büyük ayçekirdeği üreticisiymiş. Birkaç tane çitleyemeyen çıktı, onlara öğretmeye çalıştım. Çekirdek malesef tuzsuzdu, bu da pek iyi olmadı.

3. grupta Host Family Programından tanıştığım Polonyalı abla vardı da az onun hoş sohbetiyle biraz da eğlenceli bir hale geldi olay. 4. ve 5. grup da iyiydi.

Tabii grup grup ne oldu tam hatırlamıyorum da aklımda kalan birkaç enstanteneyi yazayım:

Olay slayt 14'ten sonra başlıyor: https://www.dropbox.com/s/0wisjkn71oietyc/TURKEY.ppt?dl=0

Nasrettin Hoca sorusunu Bangladeşli bir eleman bildi. "Aaa Nasreddin hoca değil mi ya bu?" dedi. Arkadaşı sonra da fakültede gördüm, meğerse bilgisayar mühendisliğinde doktora öğrencisiymiş. Biraz muhabbet ettik Türkiye hakkında falan. "Ben Türkiye hakkında okumadan önce sadece Atatürk'ü biliyordum, bir genel kültür kitabında okumuştum." dedi. "Aaa o kadar ünlü mü ya?" diye densiz bir laf ettim, adamın cevabı "Oh c'mon." oldu.

Nasrettin hoca fıkrasına kimse gülmedi. Halbuki etkinliğin organizatörlerine okuduğumda gülmüşlerdi :'(

Kolonya sorusunu da tabii kimse bilemedi. Bunu abim de bilemedi.

Kına gecesi ve para yapıştırma olayını da kimse tahmin edemedi.

Sünnet çocuğunu gösterip ne oluyor burada diye sorduğum soruda "Doğum günü." diye cevaplayan Alman'a "Bilemedin çocuğu kurban ediyorlar." dedim. Adam buruk bir şekilde "Hmm okey." dedi. Sonra hemen "şaka şaka" yaptım ama hala düşünüyorum adam buna nasıl tepkisiz kaldı.

Maraş dondurmacısı trollünü bilenler oldu, genel olarak videoyu beğendiler.

Gruplardaki insan sayısı 6, 6, 6, 5, 4 diye gidiyordu. En sonki grupta yalnızca 2 kişi vardı, 2'si de Singapur Çinlisi. Oldukça yorulmuştum ki adamların enerjisiyle enerjim ve neşem yerine geldi. Her sorumda ve verdiğim cevapta "hoooo" diye şaşırıp bir yandan da çıt çıt seri bir şekilde çekirdek çitliyorlardı. En son dondurma trollü videosunda katıla katıla güldüler. Elemanlardan biri benim okuldan biriyle tanışmış daha önce, boyuna bana teşekkür ediyordu. En son da, bir fotoğraf çekinebilir miyiz dedi, çekindik.

*

Son olarak yemek kısmına geçtik. Tayvanlılar ben yemek servis ettiğim için tadlarına bakamadığım kanepeler ve bilimum abur cubur servis etti. Litvanyalı ve Finlandiyalılar ne servis etti bakamadım. Maurituslular salçalı gözleme (salsalı tortilla) servis ettiler. Yanı başımda Mısırlı arkadaşlar da künefe servis ettiler ki künefe değildi başka bir şeydi o. Şerbetsiz künefe mi olur arkadaş. Fıstık yok. Kaymak yok. Tel kadayıfının üzerini turuncuya boyayıp künefe diye yutturmuşlar. Adamlar da dedi zaten "şerbetsiz olmuş bu neden bilemedim" diye. Arab streette bi restorana yaptırmışlar.

Mauritiusluların gizli gizli servis ettiği romu saymazsak ortamda içecek yoktu ki büyük ayıp, şu internetteki Türk malları satan site saçma sapan soğuk çaylar yerine şalgam suyu sataydı ben ederdim.

Benim yiyecek ordusu:



Alırken çok fena tereddüt etmiştim "Yahu bu yaprak sarması kötü çıkarsa rezil olurum." diye. Daha önce çok fazla "kötü ötesi" yaprak sarmasına denk geldim de o yüzden. Yaprağı sigara gibi sarıp da "asıl yaprak sarması böyle olur." diyip yaprak yedirenden tut fasulyeden daha kılçıklı yapraklarla yaprak sarmasına yapana. Yok ya, bir annem düzgün yapıyor şu yemeği :))

Neyse, burada bedava Tamek reklamı yapacağım ama bu bildiğin olmuş. Sarmanın tadı gayet güzeldi. Tek sıkıntı ekşisi biraz fazlaydı ama yerken sorun olmuyordu, hem de tahin helvasıyla güzel gitti ekşisi. Mısırlı o kadar çok sevdi ki adam yemek servisini bıraktı geldi yaprak sarması yedi boyuna. Litvanyalı eleman geldi "Benim ananem tahin helvasını çok seviyor." dedi, büyük alışveriş merkezlerinde bulunuyormuş. (Benim Slovakya'da gördüğüm tek Türk ürünü Türk balıydı, Litvanya'da tahin helvası olması enteresan geldi.)

Çay bardaklarını birinci olan veya birinci olduğunu sandığım rastgele tiplere armağan ettikten sonra iş artık yemeklerin dağıtımına geldi. Benim bayağı bir yemeğim artmıştı. Bana sürekli Teşekkür eden eleman son teşekkürünü yaptı aldı lokumları gitti eheh. Finlandiyalılar mı Litvanyalı mı ikisinden biri lor getirmiş, "Allaaaaaah biri peynir mi dedi." diyerek kondum hemen. Şekil A'da loru ve çöpsitik kullanımında ne kadar profesyonel bir hale geldiğimi görüyorsunuz:



(Tabii evden getirdiğim efsane çarşafı da görüyorsunuz.)

Bir de adamlar "belki insanlar doymaz." diye 60 tane noodle almışlar ama birini bile pişirmediler. "Bunlar yarın sabah sihirli bir şekilde yok olacaklar, alabildiğiniz kadar alın." dediler. Çantamda 40 tane noodlela yurdun yolunu tuttum. 3 haftadır noodlela besleniyorum, ye ye bitmiyor arkadaş :(

Etkinlikte çektirdikleri fotoğrafları yüklemeleri birkaç yılı bulacak sanırım, onlar yükleyince ben de fotoğraf yüklerim.

*

Bu etkinlikten birkaç gün sonra adi şerefsizin biri Ankara'nın göbeğinde bomba patlattı. Çok geçmedi sonra bir de İstanbul patladı. Kimse herhangi bir taziyede bulunmadı, sadece çok sonra yurttan bir Singapurlu arkadaş "Sizin orada patlama mı oldu ne oldu?" diye sordu, yüzümün düştüğünü görünce keşke açmasaydım falan dedi.