Singapur 30. Gün - Arap Sokağı

Tarih: 7 Şubat 2016 (Gelecekten yazıyorum.)

Bugün köyden akrabamla buluşmak için Bugis'e geldim. 1500 kişilik köyden biriyle dünyanın öbür ucundaki 5.5 milyonluk ülkede karşılaşmak da enteresan bir deneyim gerçekten. Kendisi 10 küsür sene önce buraya yerleşmiş, Singapurlu biriyle evlenmiş, karı koca öğretmenlik yapıyorlar. (Gayet iyi, Singapur şartlarında gayet iyi. :D) Kendisine buradan selamlar.

Buluşma için Bugis metro durağında inince şöyle bir manzarayla karşılaştım:



Dedim burada yaşanmazsa nerede yaşanır.. Bakınca insanın içi açılıyor.

Akrabamla buluştum, etrafı turladık. Burası Singapur'un Müslüman mahallesi olarak adlandırabileceğimiz kısmı. Ama burada sadece Müslümanlar yaşıyor zannetmeyin, daha çok Müslüman/Malez temalı alışverişler ve restoranlar barındırdığı için bu benzetmeyi yaptım. Zaten Singapurlular da "heritage center" diyorlar bu tip yerler için. (Muadilleri: Chinatown, Little India vs.)

"Sultan Mosque" adında şöyle şatafatlı bir camii mevcut:





Burası Arab Street:



Arab streeti bu gelişimde pek gezmedim ama iki ay sonra bir daha gelip gezdim. Açıkçası Türkiye'den gelen biri için (hele de erkekse :P) ilgi çekici bir şey yok burada. Kıyafet, başörtüsü, halı satıcıları falan var. Elin Biritişine egzotik gelebilir ama.

Bu civarda bir çok Türk restoranı mevcut:



Nargile filan tüttürmek için ideal.

Aynı zamanda Türk ürünleri satan marketler var. Bir tanesi:



Filistin'i anladık da Polonya bayrağı ne alaka? diyecektim ki sağdaki bayrak Endonezya bayrağıymış.

Türk bakkalı diyemeyeceğim çünkü ürünlerin menşei karışıktı, Türkiye'den gelen meyveli soda, su (suyu niye getirmişler onu anlamadım), reçel, baklava, lokum falan vardı. Bu marketin nerede olduğunu hatırlamıyorum fakat bir alışveriş merkezinin içinde giriş katındaydı.

Ondan sonra Sofra diye bir Türk restoranına gittik. Burada da bir sürü Türk malı vardı:



Otobüste dağıtmalık kek ithal etmişler:



Bulgur buldum!! Yippiii!!! Fiyatı da Singapur'a göre çok uygundu, 9 liraydı.



Dedim ben bundan 20 öğün çıkartırım. Hayvan gibi yediğim için 5 öğün anca çıktı sanırım ama değdi ehehe. Çinlilerin soyayla karışık bir pulbiber sosu var, evden getirdiğim biber salçasıyla bu sosu karıştırınca sihirli bir şekilde hakiki Bulgur pilavına dönüşüyor yemek. Sanki sos Bulgur pilavı için yapılmış gibi ama garibim Çinlilerin haberi yok. Mutfakta karşılaştığım Çinli bir kıza "Tat istersen" dedim, "Yaa ben detokstayım almayayım." olaylarına falan girdi (herkes yemekhaneden yemeğe zorlanırken, kahvaltıda kızarmış erişte, akşam yemeğinde yağlı körili envai çeşit et çıkarken bu ne detoksuysa artık) "Ben gittikten sonra bir daha bulamazsın." diyince "Bir tadına bakayım o zaman." dedi. Sonra ikinci kaşığı da aldı. Sonra üçüncü kaşığı. Saydım toplamda 10 kaşık aldı namıssız. Bir keresinde de exchangeliler olarak yemek pişirme partisi yaptık, Hindistanlı eleman yumurtasız körili menemen yaptı, ben yine soyalı Bulgurumu yaptım, hepsi parmaklarını yedi, iki yemeğin beraber iyi gittiğini söylediler (dönünce menemenli pilavı deneyeceğim). Neyse bu da böyle bir anımdır.

Akrabam da beyaz peynir aldı. Asyalıların laktoz duyarlılığı sebebiyle Singapur'a (veya Çin'e) has peynir diye bir şey yok. Peynirlerin hep ithal ve oldukça pahalı. (700g beyaz peynir 15 sgd idi yani 32 lira.)

Bir de şu dikkatimi çekti:



Biber konservesinin üzerinde helal etiketi vardı fakat düşündüğüm helal olmayan biber nasıl oluyordu? Biberler şaraba mı yatırılıyordu? "Üzerinde helal ibaresi olunca Malezler daha bir güvenle alıyor." dedi abi. Anlaşılan sistem kişilerin neyin helal olup neyin olmadığını bilmeye/tahmin etmeye gerek olmayacak şekilde düzenlenmişti. (Anarşist gibi konuştum.) "Etiket var mı ? Eğer varsa al, yoksa tehlike!! alma." şeklinde basit bir algoritma vardı.

Restorana oturduk, yemek yedik. Fiyatlar Singapur şartlarına göre iyi, fakat genel olarak pek ucuz olduğu söylenemez. Et dürüm yedim ben, 9 sgd yani 19 liraydı. Kebab çeşitleri 17-20 sgd arası. Pide 14 sgd. Dürümü sipariş ederken garson "Tavuk mu olsun koç mu?" dedi, yani ikisi aynı fiyattı. Döner için "eh" diyecektim ama Malezya'daki iğrenç ötesi "shawarma" (çakma döner, içinde domates sosu yoktu kupkuru bir şeydi) deneyiminden sonra anca "süper" diyebiliyorum.

Akrabam da pilav üstü döner söyledi. Pilavı görünce sordum "Abi sizin evde her öğün pilav mı pişiyor?" diye. (Amma da berbat muhabbetim var.) "Evet" dedi buruk bir sesle. Pilavı çuvalla alıyorlarmış. Pilav makineleri varmış, 10 dakikada pişiyormuş. (Da ben yurtta kendim 10 dakikada tencerede pişiriyorum zaten, yurtta yapılandan da güzel oluyor, makineye neden ihtiyaç var anlamadım.)

"Türkiye'nin aksine burada devlet ırka göre muamele yapıyor." dedi. Örneğin (bundan daha önce kısaca bahsetmiştim) apartmanlarda ırka dayalı kotalar var. Apartmanda 10 daire varsa örneğin Çinliler en fazla 8 daire işgal edebilir, diğer dairelerden biri Malez'e öbürü Hintliye verilmek zorunda. (oranları salladım, ama böyledir herhalde.) Sonradan öğrendim ki (Host Family Programındaki hoca söyledi) bu sistemin şöyle bir açığı var; alt kattaki daireler daha ucuz ve Çinliler daha zengin olduğundan alt katlarda Malez ve Hintliler kalıyor, devlet de vatandaşın her şeyini düzenleyen büyük birader olmak istemediği için bu kadarına da bir şey diyemiyor.

"Devlet her şeyine sahip." diyor abi. Aldığın arabayı 10 sene sonra kullanamıyormuşsun. (Buna sebep olan sistemi anlattı ama tam anlayamadım.)



Yoldaki bir arabayı gösterdi. Arabanın plakası kırmızıydı (yukarıdaki resimde en sağda ama tam belli olmuyor.). Kırmızı plakalı arabalar daha ucuzmuş ama sadece haftasonu kullanılması yasalmış, haftaiçi dışarı çıkabilmesi için gün başına ekstra 20-30 sgd para ödemesi gerekiyormuş. Enteresan.

Irk konusunda enteresan uygulamalar var. Örneğin Malezler askere alınmıyomuş, çünkü adamların en büyük tehdidi Malezya. (Ya da Müslümanlar diyeyim) Okuldan tanıdığım Malezler'e baktım, itfaaiyecilik yapmışlar hep. Buna karşın Host Family Programındaki hoca da "Malezlerin okumasını desteklemek için devlet onlara parasız eğitim imkanı sağlıyor." diyor. Buna rağmen okulda Malez görmek zor. Ahmet isimli bir Malez arkadaştan öğrendiğim kadarıyla NUS'un %6'sı Malezmiş.

Saat üçe yaklaştığı için sosyolojik araştırmaları bir kenara bırakıyorum, başka bir yazıda eklemeler yaparım. Görüşmek üzere.

1 yorum:

hocam çok güzel şeyler başarmışsın tebrik ederim demekki herşey güzel bir üniversiteyle başlıyomuş bunu anladım burdan güzel üniversite güzel kariyer özendim valla :D

Reply

Yorum Gönder