Lisansüstü Başvuru Süreci 5 - Alan Seçimi

Okul seçmeden önce alan seçimi yapmak çok kritik, çünkü sizin istediğiniz alanında çalışan bir hoca / lab yoksa o okula başvurmak yersiz. İstediğiniz alanda çalışan hoca varsa bile sizin başlayacağınız dönem izin alıp gidecek olabilir veya yeterince fazla öğrencisi vardır ve daha fazla almak istemiyordur. Okullara başvururken bunları da göz önünde almalısın.

Aynı üniversite tercihindeki gibi, uzmanlık alanınızı da seçerken sihirli bir formülle size en çok uyacak alanı bulma şansınız yok. Fakat üniversite tercihlerinde tek tek bilgisayar mühendisliği, doktorluk, öğretmenlik yapıp bu daha iyi diyemezken üniversitede uzmanlık alanı seçerken bunu yapabilirsiniz.

Bunun için yapmanız gerekenler:
- Aldığınız temel dersler şu an güncel problemlere ve araştırma alanlarının temeli olabilir (olmadığı durumlar da var.) Bu temel derslerde şu an ne yapılıyor, hangi problemler çözülmeye çalışılıyor ne tip projeler var araştırın ve mümkünse görev alın. (Bilgisayar mühendisliği için en bariz örnekler: Bilgisayar mimarisi, Veri tabanı Sistemleri)

- Teorik teknik dersler alın. Bizim bölümde son sene açılan yazılım dersleri var "Proje yönetimi", "Uygulama Ömrü" gibi akademiye devam edecek veya ar-geyle uğraşacak biri için saçma sapan dersler. Bunlar yerine teorik teknik dersler almaya bakın. Teorik teknik derslerde teoriyi kavratmak için mutlaka ödev verirler ve tabii proje de yaptırırlar. Bunlar sizin o alanı sevip sevmeyeceğinizi anlamanız için yeterli. Ve bu dersleri biraz erken almanızı öneririm eğer mümkünse. (Bilgisayar mühendisliği için en bariz örnekler: Makine Öğrenmesi, Paralel Programlama, Bilgisayar Grafikleri, Yapay Zeka, Resim İşleme, Doğal Dil İşleme, Bioinformatik... Hocalarınız hangi alanda çalışıyorsa o alanın teknik dersi açılır genelde.)

- Gönüllü olarak projelerde çalışın. Bunu kendi kendinize yapmanız çok zordur ve ortaya bir ürün çıkmaz. En iyisi denemek istediğiniz alanda bir hocayla çalışma yapın. Şansınız varsa makale de çıkabilir ve hoca makalenin bir köşesine sizin adınızı yazabilir.

- Staja gidin. Üniversitelere, araştırma enstitülerine, ar-ge şirketlerine başvurun. Özel şirketlerde de işinize yarayacak bu tip stajlar çıkabilir unutmayın.

- Yukarıdakileri yapamadığınız alanlar içinde wikipedia'dan, quora.com'dan, ekşi sözlükten alanlarla ilgili temel bilgileri okuyun, hocalarınızı sıkıştırıp bilgi isteyin. Sonra (veya öncekini yapmadan, zaten girişte anlatıyorlardır.) coursera'dan, edx'ten, udacity'den ve artık sayamayacağım kadar fazla mooc sitesinden ilgili dersi izleyin ve tabii verdikleri ödevleri de yapın.

Alanları denediniz mi? Güzel. Fakat "Hah! Bu!" diyebileceğiniz bir alan çıkmadı mı?

O zaman şunları da düşünebilirsiniz:

  • Kalbinizin götürdüğü yere gidin.
  • En güncel çalışmaların yürütüldüğü arz talep oranının yüksek olduğu, ismini çokça duyduğunuz alanı seçin. İnternette "Hot topics in X research" diye aratarak bulabilirsiniz. Örneğin. (Gerçi linkteki adamlar her şeyi yazmış gibi) Bir de fakültelere bakıp en çok hangi alanda çalışan var o alana yönelik çalışmayı düşünebilirsiniz çünkü buradan o alandaki akademisyenler talebin fazla olduğu önermesi çıkarılabilir. (Fakat kontrol edin yine de.)
  • Yüksek lisans veya bir hocayla gönüllü araştırma yapacaksanız kariyeri parlak bir hocanın yanında yapıp onun alanını benimseyebilirsiniz. (Sevmezseniz bırakır veya doktora için farklı bir alana başvurabilirsiniz.)
  • Amerikan sistemine sahip bir okulda doktoraya başvuruyorsanız C.V.'nize / profilinize en uygun alana göre başvurunuzu yapıp oraya gidince danışmanınızı değiştirebilirsiniz. Bu sistemde ilk sene lab rotasyonu uygulanmaktadır. Öğrencilerin 2-3 farklı labta çalışma şansı vardır.

Bunlar benim alan seçerken ki kullandığım yöntemlerdi.

*

Bilgisayar mühendisliği okuyanlara biraz detaylı bilgi vereyim.

Dört ana kategori vardır. Bunlar:

1- Yapay Zeka 
( Arama motorları, robotik, görüntü tanıma, ses tanıma, doğal dil işleme, makine öğrenmesi vs.)
2- Teori
( Algoritmalar, kriptografi, mantık)
3- Sistemler
( Bilgisayar mimarisi, dağıtık programlama, veri tabanları, işletim sistemleri, yazılım mühendisliği, güvenlik vs.)
4- Disiplinlerarası Alanlar
( İnsan-bilgisayar etkileşimi, sanal gerçeklik. Bioinformatik de bu kategoriye giriyor diyor bazıları ama katılmıyor. Robotik de bu kategoriden sayılabilir belki. )

Benim gözümde:

1- Matematik
2- Çılgınlarcasına Matematik
3- Geek
4- Geyik

Nedir açalım:

Yapay zeka: Yapay zekanın teorisi Matematikten geliyor. Bilgisayar mühendisliği okuyanlar bu dediğimi zaten hemen anlarda, yazayım yine de: "yapay zeka" etiketli herhangi bir problemi (örneğin bir resmin köşelerini otomatik olarak algılamayı) çözmek için Matematiksel araştırma gerekir. Sadece yazılım bilen adam bu problemi çözemez.

Resimdeki köşeleri bulma ile ilgili wikipedia sayfası

Bu sayfada herhangi bir kod veya koda benzer bir şey oldu mu?

Yazılım kısmı bu Matematik formüllerinin algoritmaya dökülüp sonra koda aktarılıp yazılıma yedirilmesidir.

Çıkan kod öyle karmaşık bir şey olmadığından bunu Matematikçi de, Elektronikçi de, Endüstrici de yapabilir. Dolayısıyla yapay zeka Matematik ve Elektronik çıkışlı kişilerin de uğrak noktası olmuştur. Özellikle "Ses tanımlama"da elektronikçiler çalışır çünkü ses bir sinyaldir ve sinyal elektronikçilerin işidir.

Fakat bilgisayar hocalarının işi bu matematik formüllerini keşfetmek değildir. Benim okulda aldığım yapay zeka dersi de bu tip formüllerle ilerleyince korkup "Hocam bunları araştırmak için zehir gibi Matematik lazım." demiştim de hoca "Yok ya bunlar basit Matematiksel analizler, dahası için de kimse oturup Matematik kitabı okumuyor." demişti. Zaten Yapay zeka çalışan hocaların projelerine bakınca genelde yapay zeka uygulamalarına çalıştığı görülmekte. Tabii zehir gibi Matematiğe sahip olup teorik çalışanlar da mevcut.

Uygulama çalışınca tabii uygulamayı halka göstermek için yazılım yazmak gerekiyor. Yazılımı da asistanlar yazıyor. Dolayısıyla hocalar kendilerine başvuran elektronikçilerin ve matematikçilerin yazılımda ne kadar iyi olduklarına bakacaklardır çünkü onların için tek önemli kriter bu kişilerin ileride nasıl bir deha olacakları değildir. Kendi işlerine yarayacaklar mı bu da önemli.

Teori: Teorik Bilgisayar Bilimcileri tam yukarıda dediğim yapay zeka analizlerini yapıyor olabilirler. Veya bilgisayar güvenliği için daha güvenli şifreler bulmakla uğraşıyorlardır. Var olan algoritmaları hızlandırıyor veya daha verimli yapıyor olabilir. Türlü çalışma alanları var ama ben çok ayrıntılı bilgi sahibi değilim. Doğrusunu söylemek gerekirse bu alan daha çok bilgisayar olimpiyatlarıyla büyümüş, üniversite de kodlama yarışmalarıyla haşır neşir olmuş hırs küpü ve zeki ve en önemlisi idealist öğrenciler için çünkü endüstride o kadar da çalışma alanı yok. Aynı bu profilde bir arkadaşım vardı, avrupa şampiyonalarında falan madalyaları vardı ama sonuncu sebepten öteri Teori lablarına başvurmaktan vazgeçip Bioinformatik'e kaydı.

Sistemler: Sistemler, bilgisayarla alakalı karmaşık sistemleri geliştirmeye yönelik. Sistem nedir? Sistem kısaca farklı görevleri olan parçaların "beraber yürüdük biz bu yollarda" diyerek uyumlu bir şekilde çalıştığı, anlamak için çaba sarf etmenin ve "bütünsel" düşünmenin gerektiği her şey. Sistemleri incelemek ve nasıl çalışıyor öğrenmek genel olarak eğlencelidir.  Ve böyle düşünüyorsanız geeksiniz.

Bilgisayar sistemlerinde alanlar çok çeşitli, buraya yazmakla bitmez. Tek yorumum var; bunlarla uğraşmak, kitabını okumak, kodunu yazmak falan çok zevkli ve fazla bir Matematik bilgisi gerektirmiyor. Ama, en azından üniversite sondayken, proje fikri bulup hayal kurmak çok zor. Yapay zeka çalışıp "Makine öğrenmesiyle Galatasaray'ın bu sezon şampiyon olup olmayacağını tahmin edeceğim." diye proje üretebilirsiniz mesela fakat "Ben şu Internet Explorer'ı Paralel Programlamayla bir hızlandırayım." diye hayal etmezsiniz herhalde. Veya "donanım haber sık sık çöküyor sitenin güvenliğini arttıracak bir proje yapayım." demezsiniz diye tahmin ediyorum. Belki bu alanda uzmanlaştıktan sonra insanlar bu tip hayaller kurup proje fikirleri bulmaya başlıyordur ama, bilemiyorum. Ama şu dezavantaj hep kalıyor: bilgisayar mühendisliği dışındaki bir adama ne yaptığınızı anlatamıyorsunuz. Hatta belki içerinden birine bile.

Sistemlerin yapay zekadan önemli bir farkı var o da şu ki iyi yazılım bilgisine sahip olmak gerekir. Örneğin güvenlikte çalışacaksınız hoca websayfasına "Başvuran kişi iyi Linux bilsin ben hekır arıyorum." gibi şeyler yazar mutlaka. Dolayısıyla kabul alırken tecrübe ve bilgi, zeka ve potansiyelden önde olabilir.

Geyik - pardon - disiplinler arası alanlar: Bu alanlara geyik dememin nedeni teorisi bilgisayar mühendisliğiyle birlikte farklı alanlara (psikoloji) dayandığı için çok fazla geyik işle uğraşmak durumunda kalmanız. Benim Koç'ta çalıştığım lab bu şekildeydi ve bizim danışmanımız olan mastır öğrencisi - ki kendisi tam bir bilgisayar kurdudur - "Yav deney tasarlamaktan kod yazamıyorum." diye yakınıyordu sürekli. Bu kategoriye giren alanlar "Human Computer Interaction" yani "İnsan Bilgisayar Etkileşimi" ve "Sanal Gerçeklik" çalışmalarını içine alan "Bilgisayar Grafikleri" alanı. Psikoloji ne alaka derseniz, sanal gerçeklik sağlayan bir yazılım yaparsanız insanların ihtiyaçlarını da düşünmek zorundasınızdır. Yoksa insanlar o koca şeyleri kafaya taktıktan sonra midesi bulanıp kusabilirler (başıma geldi, kusmadım gerçi). İnsan Bilgisayar Etkileşiminde de insanların kolaylıkla kullanabileceği tasarımlar yapmak üzere araştırmalar yapılıyor. Çıkış noktalarından biri "itilecek mi çekilecek mi belli olmayan yanıltıcı kapılar.", şu ilgili videoyu izlemenizi tavsiye ederim. Bilgisayar destekli eğitim de bu kategoridedir. Sırf buna odaklanan bir lab görmedim, ama arada bununla ilgili proje yapıyorlar.

*

Benim teori çalışmam imkansızdı. Proje fikri üretmek eğlenceli olduğundan yapay zeka düşünüyordum fakat dördüncü sınıfta aldığım "Makine Öğrenmesi" dersi beni çok zorladı. Teorik kısımları anlamakta çok zorlanıyordum. O yüzden - biraz da buna isyan ederek - "Human Computer Interaction" içerikli okullara başvurdum genelde. Yapay zeka neredeyse her okulda bulunduğundan, sonradan barışırsak yapay zekaya transfer olabilirim diye düşündüm.

Bu yazı da böyleydi, umarım faydalı olmuştur.






Ben Sizin Yaşınızdayken... Bölüm 1 - Geri Bildirim

Evet uzun zaman sonra bir YGS/LYS yazısıyla karşı karşıyayız. Türkiye'nin ekonomisi bozulunca (veya üçüncü şahıslar tarafından manipüle edilince) benim de ekonomim manipüle oldu, bari YGS/LYS yazıp da hit alayım dedim :(

Şaka tabii.

Daha önce üniversitedeyken yazdığım yazılar genelde blogumun genelde bir özeti gibiydi. İstek üzerine yazıyordum, anlaşılmamış kısımları vaadediyordum.

Bu yazı öyle değil. Bu yazıda yeni şeyler var.

Yalnız baştan söyleyeyim bu yazdıklarımı uzun uzun psikolojik makalelere dayandırmakla uğraşamadım. Saçma sapan kişisel gelişim kitapları da okuyup gelmedim. Bizzat buradaki öğrencileri izleyerek ve başkalarıyla konuşarak çıkardığım sonuçlara ve tabii kendi tecrübelerime dayanak konuşuyorum. Zaten tüm blog bu şekilde hazırlandı.

*

Ben üniversite hayatımda 3.5 yılı geride bıraktım. Son dönemimdeyim. Sıkayım dişimi de önümüzdeki dönem rahat rahat takılayım dedim ve başarılı oldum. Bir de İsviçre'deki École polytechnique fédérale de Lausanne üniversitesinden doktora için kabul aldım bugün. Benden mutlusu yok şu anda. Bu kısmın yazıyla alakası yok ama yine de yazayım dedim.. :d

Size gelelim.

Ben sizin yaşınızdayken yani 12.sınıftayken ve yarıyıl tatiline girmişken ne yapmıştım?

Bunlar blogta yazılı zaten ama bir hatırlayalım: rapor alıp okulda son sınavlara girmemiştim. (Sonra mayıs/haziranda koca okulda tek 12. sınıf öğrencisi olarak takılıp sınavlara felan girmiştim eheh.) Geniş salonda çalışırdım, bizimkileri odama göndermiştim. Kendime bir masa çekmiştim genişçe. Genişlik fetişim olduğunu biliyorsunuz artık. Üzeri bomboş ve tertemizdi. Etrafta çıt yoktu, kapı kapalıydı. Çalışmak için mükemmel bir ortam. O zamanlar akıllı telefonum yoktu ve her saniye facebook'uma bakmak zorunda hissetmezdim kendimi. Tek sıkıntı sıkılınca saate bakardım ve çok sık sıkılırdım. Favori derslerim vardı, bunların testlerini çözerken bir nebze eğlenirdim. Ama bıkmadan yola devam etmemin ana sebebi bu değildi.

Ana sebebi şuydu: bir hedefim vardı, bu hedefe giden yolda çalışıp gerekeni yapıyordum ve işlerin tıkırında gittiğinin farkındaydım, farkında oldukça mutlu oluyor, çalışmaya devam ediyordum. 

(Not: burada işlerin tıkırında gittiğinin gerçekten farkında olmaktan bahsediyorum. Gerçekten farkında değilseniz fakat derslerim eyiye gidiy diye kendinizi kandırıyorsanız ve her şeyin tamamen güllük gülistanlık olduğunu düşünüyorsanız rehavete kapılıyorsunuz demektir. Buradaki tıkırdan kasıt gelişimi görmek ve yol haritasında sapma olmadan ilerlediğiniz görmektir, en birinci olmak değil.)

Neyi kastettiğimi yaşlandırma tekniğiyle açıklayayım:


Çalışıyorsunuz, olumlu geri-bildirimi görünce "tamam ya oluyor" diyip çalışmaya devam ediyorsunuz. Benim için olumlu geri-bildirimler netlerimin yavaş yavaş artması, eskiden hiç yapamadığım konularda ders verecek kadar iyi hale gelmek, dershanemin verdiği konular listesinde konulara tik atmak ve anne babamın dershanedeki deneme sınavlarıma bakıp netlerimi görüp yüzlerinin gülmesiydi. Daha da örnekler verilebilir. Genel olarak koyduğum küçük hedeflerin ulaşmam olarak özetleyebilirim olumlu geribildirimi.

Peki bu çalışma -> geri-bildirim -> çalışma döngüsü hiç bitmeyecek mi? Sürekli çalışıp bir gün yüzü göremeyecek misiniz? Bu ikilemi başkaları da fark etmiş ki ortaya böyle bir karikatür çıkmış:




O zaman görseli biraz değiştiriyorum:

Yani çalışırken de hedeflerinizi bir bir sileceksiniz ve hedeflerinize ulaştıkça hayattan zevk alacaksınız. Hayat bir şeyleri başardıktan sonra tamamen rahat olma değil aradaki süreçtir. Fakat şu anki içinizde olduğunuz süreç normalden biraz farklıdır bunu sonra açıklayacağım.

Burada "Hedef"in önemli bir özelliğine de deyinmek istiyor. Hedef hayat boyunca arzu edilen ve birbir silinen kısaca hayat sürecini oluşturan şeyler olduğu kadar çalışma sürecini başlatan katalizörlerdir de. (Selam size sayısalcı arkadaşlar) Nasıl mı? Blogta da daha önce bahsettiğim birçok kişi ilk başta "Üniversite kazanacağım ben!!11!!" diyerekten bir gazla başlar, gider kırtasiyeye kitapla çuval doldurur ve çalışmaya başlar ve birkaç hafta için başarılı olur da. Fakat şu vardır ki başlangıç için gelişiminiz oldukça düşük ve sancılıdır ki hemen yılmanıza sebep olabilir. Yapmanız gereken hedefinizden kuvvet almaya devam etmek ve küçük hedefler koyup başarılı olmaya acilen başlamanızdır ve tabii bu sürece devam etmek.

Peki başarı başarı nereye kadar?



Burada aslında eleştirilen kişi işi bilmemne şirketinde satış bilmemnesi olup hayatını birilerine şampuan satmakla alakası olan kısaca ne kendisine ne kimseye bir hayrı dokunmayacak bir işe hayatını verip çok mutlu görünen ve her şey bittiğinde en büyük başarısı "emekli dötü" olacak olan adam.

Fakat bence yine de sığ bir karikatür.

Neden? Bir filozof der ki (isim vermeyeyim şimdi gomünist sanmasınlar) "İnsanların hayvanlardan önemli bir farkı vardır: hayvanlar yaşamak için çalışırlar, insanlar ise çalışmak için yaşarlar." Anlaşılmadı açalım: bir karınca çekirdek kabuğunu yuvasına çekirdek kabuğu taşımaktan zevk aldığı için taşır mı? Hayır. Peki Van Gogh o resimleri para kazanmak için mi yaptı? Yoo adam sefalet içinde ölmüş, öldükten sonra milyoner olmuş. (Çalışmak yerine üretmek demek daha doğru olabilir aslında.)

Yani demek istediğim bir şeyler üretmek / başarmak insanın temel isteklerinden ve hatta ihtiyaçlarındandır. Bunun için de çalışmak gerekir. Çalışılmadan elde edilen şeyleri ve bunların ne kadar tatsız ve kuru veya kanıksanmış geldiğini düşünün. Başarı bile sayılmazlar. Ortaya çıkan şey de yapıt değildir. Örneğin How I Met Your Mother'da Barney Robin'e aşıkken ve ona onu sevdiği söyleyecekken Robin'in bir anda "Seni seviyorum Barney!" diye çıkagelmesi ve Barney gibi kız tavlamak için varını yoğunu ortaya koyan ve süreçten zevk alan bir adamın "Noluyo la? Arkadaş kalalım biz en iyisi :))" demesi. Veya sevdiğiniz bir oyununda hile yaptığınız anda aldığınız zevkin sıfıra inmesi. Kendi yaptığınız yemeğin dışarıdan aldığınız yemekten daha tatlı gelmesi. Örnekler çoğaltılabilir.
Dolayısıyla başarı için çalışma olmazsa olmazdır ve başarı insanın temel istek veya ihtiyaçlarından biriyle çalışma da aynı şekilde insanın temel istek veya ihtiyaçlarından biridir diyebiliriz.

(Dindar biriyseniz şöyle bir örnek vereyim; yabancıların yaptığı orta çağ dizilerinde Hristiyan rahipler "dünyevi zevklerden arınmış, aseksüelliği benimsemiş, kendi dine adamış" tipler olarak canlandırılırlar. (gerçek hayatta hiç orta çağda yaşamış rahip görmediğim için anca dizilerden takip edebiliyorum) Fakat aynı adamlar sanat eseri kiliseler inşa ettirmekten, içlerini tablolarla fresklerle süslemekten geri durmazlar "Hacı bunlar ne iş?" diye sorulduğunda "Biz Tanrı'yı yüceltiyoruz." derler. Böyle diyerek de gayet dünyevi bir zevk olan "üretmek" için "o hariç lan" demiş olurlar. İslam'da ise dünyevi zevklerden arının diye bir emir yoktur zaten, bakmayın yobazlara. Buna rağmen tasavvufu benimseyip bana seni gerek seni diyen Yunus Emre bile sayfalarca şiir yazmaktan bir şeyler anlatmaktan geri durmamıştır.)

Bu çalışma süreci kısmı size sıkıcı başkasına eğlenceli geliyor olabilir. Ama çalışmanın sonucunda elde edecekleriniz önemliyse üstesinden herkes gelebilir. Örneğin kilo vermek için egzersiz yapmak kimine eğlenceli gelebilir, kimi nefret eder ama bu başarılı olamamaları için bir neden değildir.

Tüm bunları neden sınava çalışmalısınız ve neden başarılı olmanız gerektiğini bilmeniz veya bir defa daha hatırlamanız için anlatıyorum. Belki şu an belki ileride bir şeyler yapmayı arzu edecekseniz ve bunun için beklemediğiniz kadar çalışmanız gerektiğini bile görecekseniz. Sınava çalışmak da bu tip emellerden biri olan üniversiteye gitme, sevdiğin bölümü okumak için iyi bir üniversiteyi kazanma ya da en azından bir tekne satın almak için iyi para kazanmanın birinci şartıdır (babadan zengin değilseniz, babadan zengin olsanız bile ileride hayalinizdeki oyunu yapmak istiyorsanız bir şey fark etmeyecek, yine çalışmanız gerekecek, ama lisede ama üniversitede.)

Fakat üniversite sınava çalışmanın niteliği çok farklıdır çünkü üniversite sınavında sizden 4 hatta 8 + 4 yıllık eğitimin hesabını isterler. Benim 3.5 yıllık üniversite hayatımda hiç böyle bir savaş verdiğim olmadı. Yoğun haftalarım oldu ama hiç bir sene boyunca durmaksızın çalıştığım olmadı. Şimdi diyorum da herhalde bunu artık yapamam da zaten, o enerjiyi bulamam. Yani eğer nobel alacak bir fizikçi olmayacaksanız ileride böylesine bir çalışma sürecinden geçmeyeceğinizi garanti edebilirim. Dolayısıyla bu süreç uzun olduğu için gittikçe sıkıcı bir hale gelir fakat bir seferliğine mahsustur tabii üniversiteyi kazanabilirseniz. Konudan sapmamak için bunun üzerinde daha fazla durmayacağım.

Şu ana kadar bir hedefinizin olması, bu hedefin sizi çalışmaya iteceğini ve çalışırken aldığınız olumlu geri bildirimin sizi daha fazla çalışmaya teşvik edeceğinden bahsettim. Yukarıdaki laf salatası ise neden hedefinizin olmasının önemi daha doğrusu doğal olarak bir hedefinizin olacağı ve bunun çalışma gerektireceği üzerineydi.

Peki geri bildirim neden önemlidir?

Bizim okulda bir EE'ci var benim bir dönem üstüm. Severim kendisini Rivayete Türkiye 8. imiş. Adamın EE'de not ortalaması 4.0 (idi en son belki değişmiş) seneye inş MIT veya Stanford'da. Bu adam şimdi milletin 20-30 aldığı sınavdan çıkıyor 90 alıyor, herkes çok zeki diyor bu adama. Ama bu adamı bu yazının konusu yapan özelliği zekası değil. Çözemediğim bir bilgi birikimi. Yani ben bu adamı birinci sınıfta girdiğim Websitesi yapımı kurslarında tanıdım. EE okuyup da websitesi yapabilen kişiler vardır ama azdır. (Ne EEsi, bilgisayar mühendisliğinde bile azdır. Bir websitesi bile yapmak istemiyorduysan niye tercih ettin bölümü anasını satayım. Bak yine sinirlendim.) Daha birçok konuda bilgi birikimi mevcut, uluslararası programlama yarışmalarında ödül kazanıyor vs. ki bunun için ciddi bilgisayar mühendisliği bilgisi gerek. Bir ara bir akrabamla konuşmuştum, o da bilgisayar mühendisi, abi bu tip adamlar nası bu kadar şey biliyorlar demiştim o da bu yazının içeriğine denk gelen şu teoriyi sunmuştu: "Bu kişiler çalışıyor, başarılı olduklarını görünce zevk alıyorlar ve daha iştahla çalışmaya başarıyorlar."

Şimdi kendimden bahsedeyim. Ben lisede fizik derslerinde uyuyan ama tarih derslerini pür dikkat dinleyen, biyoloji dersinde hocanın anlattıklarını aynen deftere geçirirken bir yandan saate bakıp "hadi ne zaman bitecek bu işkence" diyen fakat felsefe derslerinde hocaya acayip sorular sorup sınıfın geri kalanının uykusuna devam etmesini sağlayan mal bir öğrenciydim. Niye tarih ve felsefeyi seviyordun da fiziği sevmiyordun derseniz, olay şöyle zincirleme bir şekilde aşağı yukarı şöyle gelişti diye tahmin ediyorum.

İlkokul birde falan en arkadaki "Türk Dünyası Haritası"nı açıp arkadaşlarımla ülke bulmaca oynadım -> onları yenmek için o sıralar ansiklopedi deposu olan klasik 90'lar evimde haritaları incelemeye başladım
-> haritaları inceledikçe yeni ülkeleri öğrenmeye başladım ve ansiklopedilerden de bu ülkeler hakkında az buz bilgiler öğrenmeye başladım.
-> öğrendiğim bilgileri büyüklerime ve okuldaki hayat bilgisi / sosyal bilgiler derslerinde anlatarak hava attım, aferinler alıp egomu tatmin ettim.
-> öğrendiklerim kim 500 milyar ister'de de çıkmaya başladıkça yarışmayı da zevkle izlemeye başladım.
-> yarışmada daha farklı sorularla karşılaşınca da daha farklı şeyleri merak etmeye başladım
-> olay benim ego tatminimden çıktı çünkü artık (özellikle tarihte) birileriyle konuşup tartışacak kadar ve bundan fayda sağlayıp zevk alacak kadar bilgi birikimine sahip olmuştum. Artık bilgiyle hava atmayacak veya bundan zevk almayacak olgunluğa eriştiğim için de yeni şeyler öğrenmenin geri bildirimi bana okurken aldığım safi zevk ve okuyup öğrenince kazanacağım yeni perspektifler, yani yeni bir insan olmanın vaadi oldu.

(Burada biraz lafı uzatmışım ama silmeye de kıyamadım. Özetle geri bildirim önemlidir. Sırf YGS'de değil tüm hayatınız için geçerli bir durum. İleride çocuk bakacaksanız çocuğun durup dururken neden tarih öğrenmeye başladığını da anlarsınız hem.)

Sizin durumunuzda da bu geçerli. Sınava girdikçe ve sonuçlarınızı başkalarıyla karşılaştırdıkça geri bildirim almış olacaksınız (o yüzden blogta dershanenin önemine vurgu yaptım) ve hedefe yaklaştığınızı gördükçe sevineceksiniz.

Geri bildirim almak için tabii çalışmak gerek ki bunu siz de biliyorsunuz ve bu cümle de oldukça boş bir ifade. O yüzden şöyle diyeyim; küçük hedeflerle küçük görevler yapmalısınız. Uzun uzun plan program yapmayın, konu konu çalışın diyordum ya. Sıradaki çalıştığınız konunun geçende dinleyip iyi anlamadığınız bir konunun tekrarı olması sizin (öncesinde iyi çözemeyeceğiniz veya önceki yıllarda çözemediğiniz) testlerde iyi bir performans yakalamanızı sağlayacak ve doğru yolda olduğunuzu düşünüp aynı planı daha iştahla uygulayacaksınız. Veya pomodoro tekniğine bir kez başlayıp işe yaradığını görünce daha da iştahla uygulamaya devam edeceksiniz. (Bir başka küçük hedefler koymayı öğütleyen kitap var, yakında blogta özetini yazacağım.) Hepsinin ortak yanı şu: küçük hedefler koyun ("Bu ay içinde kimya ygs bitecek diye toptan hedef koymayın mesela geri bildirim almanız güçleşir, veya haftada 2-3 saat kimya diye geri bildirimi olmayan hedefler koymayın.) ve bunları uyguladığınızda doğru yolda olduğunuzun bilincinde olacağınızı bilin ve uygulamaya başlayın!

Peki işlerin tıkırında gitmediğinin farkındaysanız ne yapacaksanız? Yani olumsuz geri bildirim olduğunda?

Bunun üç tipi vardır:

1- Zaman varken gelen olumsuz geri bildirim

Zaman daha varken gelen olumsuz geri bildirim varlığına yatıp kalkıp dua etmeniz gereken bir geri bildirim türüdür çünkü bu sizin rehavete kapılmanızı engeller ve yanlışlarınızı görmenizi sağlar. Hatta sizi kızdıran bir geri bildirimse kızınca daha hırslı çalışabilirsiniz bile. Her şey sadece bir sonraki hedefinizi bunu göz önünde bulundurarak koymanızla düzelecektir.

Yalnız şunu unutmayın: hiçbir zaman "Asla başaramayacağım / asla öğrenemeyeceğim / asla tam olarak anlayamayacağım." diye bir şey yoktur.

Muhtemelen ikinci sınıfta asla çarpım tablosunu ezberleyemeyeceğinizi düşündünüz. Lise birde asla fonksiyonları çözemeyeceğinizi düşündünüz belki de, ve sınav kağıdında çözemediğiniz soruya fogof geçtiniz. (Hep bu espiriyi yapmak istemişimdir :D) Şu anda bunlara muhtemelen sınavda çantada keklik gözüyle bakıyorsunuz. Affedin, ben de şu an sizin çok zorlandığınız türev, integrallere "Yav ne kolaymış lisede bunlar." gözüyle bakıyorum. Geçende arkadaşıma "ya şu x dersinde çıkarılan formülleri çıkarmak ne zor bunları sınavda isteseler yapamam bence bunları bizim yaşlı hocalar da çıkaramaz unutmuşlardır bile." falan demiştim de "Saçmalama la çıkarır hepsi." diye beni ezmişti. Nitekim haklıymış. Her şey bir parmak şıklatmaya ve "Hah bu muymuş." demeye bakar. Bende türevde olmuştu, o saçma sapan f(x + epsilon) - f(x) / epsilon epsilon limit 0'a giderken bilmemne formülüne boş boş bakıyordum bunun aslında tek noktası bilinen doğrunun eğimini bulmak için kullanılan bir teknikmiş. Google'a "türev formülü" yazdığınızda bu kadar basit bir bilgiyi bile yazmaya tenezzül etmemiş bir sürü gerizekalı siteyle karşılaşacaksınız. Sakın şaşırmayın.

Bu konuda sizi ikna etmek için bir şey yapamam. İleride bu konular size kolay gelecek "bu muymuş" diyeceksiniz çünkü öyle işte. Bende ve birçok arkadaşımda öyle oldu. Sizde öyle olmamasının sebebi öğrendiklerinizin uygulamasını daha yapamadan yani sindiremeden ve üzerinde fazla düşünmeye fırsat bulamadan aynı anda bir sürü şey öğreniyor olmanız ve kendinizi psikolojik olarak bazı konuların zor olduğuna çoktan hazırlamış olmanız. Bana inanın, zor değiller, anlayabilirsiniz. "Ben zeki değilim anlayamam." diye bir şey yok.

Hazır aklıma gelmişken ısrarla anlayamadığınız şeyler için de bir taktik vereyim. Ben artık eskisi gibi video izleyerek çalışmıyorum çünkü bilgisayar mühendisliği ders videoları ya çok uzun ders videoları oluyor ve izlerken sıkıyor ya da anlatanlar Hintli oluyor aksanları kulak tırmalıyor. Önce hocanın dersi anlatırken kullandığı slaytlara bakıyorum, anlamadığım yerde kitaba göz gezdiriyorum, yine olmadı elime kağıt kalemi alıp çizerek üzerinden geçiyorum. Size yine videoları öneririm ama olaki kitabı okuyarak çalışıyorsunuz bunu kullanabilirsiniz. Bununla ilgili bir de Feynman metodu diye bir şey var onu da yazacağım yakında.

2- Zaman daralmışken

YGS/LYS'ye okullar başladığında çalışmaya başladığınız takdirde zaman hiçbir zaman dar değildir, siz öyle olduğununa inanırsınız ama hayır değil. Yine de öyle farz edelim. Aynen yukarıdakiler geçerli ama önceliklerinizi belirlemeniz gerek (aslında bunu normalde de yapmanız gerek ya neye). Fonksiyonlardan 20. testi çözmek yerine iyi anlamadığınıza gerçekten inandığınız bir konuda iyi anlayana kadar ayna karşısında dersler verebilirsiniz. Ya da ne bileyim temel kavramları sırf çok kolay ve çalışmak uğraştırmıyor diye 4.kez tekrar etmek yerine (ki bundan çıkacak soru "Hangisi tam sayı değildir?" kıvamındadır herhalde.) geometride yapamadığınız konuyla ilgili daha önce çözdüğünüz testlere gözden geçirip daha önce de yapamadığınız soruların üzerinden geçip bakalım hala yapamıyor muyum diye bakabilirsiniz. Benim yazın ders çalışan arkadaşlarımla ilgili en eleştirdiğim nokta onların gidip MAT1 çözmesi ve sonra dershanede de MAT1 görüp tam bir MAT1 bombardımanına tutulmuş olmalarıydı. Çalışın ama stratejik çalışın, enerjinizi boşa harcamayın veya harcıyor görünüp bildiğiniz konulara tekrar çalışarak çalıştım diyip kendinizi kandırmayın.

Ha bir de her konuya çalışırken sil baştan çalışmayın. Bazılarında sadece ders notlarına göz gezdirip testlere dalmak yeterli.

3- Zaman bitmişken 

Bunu bildiğimden (kendim de ana hedefine ulaşamamış biri olarak) size blogumda "Bir tane gerçekçi hedefiniz olsun." yazmıştım. Bir arkadaşım vardı, "Koç Tıp'a gideceğim." ben diyordu. Duyunca ilk tepkim "Yuh" olmuştu. Yani bu arkadaş ygs'den önce Koç Tıp hakkında ne kadar araştırma yaptı, oranın ne kadar hayalini kurdu bilmiyorum eğer bu araştırma hayal konusunda ileri gittiyse YGS'den sonraki yaşayacağı yıkımı düşünün. Olayın bir de şu yönü var. Sınav başarısı sadece çalışmaya bağlı değil. Sınav anına da çok bağlı. Yani düşünün LYS birincisinin arkasında oturan çocuk adamın ensesi hapşırsaydı ve bir saniye için adamın dikkatini dağıtsaydı, adam da kafasında yaptığı işlemin sonucunu yanlış yazsaydı ve yanlış şıkkı işaretleseydi, LYS birincisi olabilir miydi? Belki de kaç LYS birincisi helak oldu o hapşıran adam yüzünden.
(Arkadaş da Boğaziçi Yönetim Bilişim Sistemlerine gitti bu arada. On bininci falandı.)

2. sene girdiniz yine mi olmadı? İstemediğiniz bir üniversiteyi yazmak durumunda mı kaldınız? Özel üniversiteye tam burslu giremediniz mi?

Sizi gerekeni yaptığınız takdirde hepsinin sonunda bir başarı hikayesi mümkün, birinin sonunda olmuyorsa öbürünün sonunda var. Hepsine sayfalarca örnek verebilirim. Ama YGS'ye bu kadar az varken "seneye inşallah" demenin manası yok. Ama sadece şunu diyeyim. Bizim lisenin birincisi YGS 1400.sü olup benim altımdaydı sonra gitti 110. oldu şimdi Hacettepe Tıpta. Okul birincimizin hayali ODTÜ EE'ydi YGS'de Türkçe'yi yapamadı gitti 10 bininci oldu, LYS'de iyi yaptı 3000'e çekmişti sanıyorum, okul birincisi kontenjanından ODTÜ EE'ye girdi. Yani oluyor arkadaşlar bir şekilde. İlerisini dert etmeyin.

Geri Bildirim olmadığında olabilecekler:

- Rehavete kapılma. Her şeyi yeterince bildiğini sanma.
- Herhangi bir hedef başarımı söz konusu olmadığı için boşa çalışıyormuş hissine kapılma.
- Ve yukarıda yazdığım avantajların tersi (yoruldum yazmaktan)

Rehavete kapılma nasıl olur?

İtiraf edeyim ben YGS'den 2-3 hafta önce paso dizi izlemiştim. Çalışmıştım ama az. Çünkü artık her şeyi biliyor gibi hissediyordum kendimi, karşıma ne çıksa yapardım sanki.

Fakat işin doğrusu:
Matematikte en basit istatistik konusu problemi olan ortalama hesaplamayı yapamamıştım çünkü muhtemelen böyle bir soru karşıma denemelerde hiç çıkmamıştı, ders kitaplarında "tamam tamam basit bu" diyerek geçmiştim ve sınav esnasında da aceleden en düz yolu değil kendim uydurduğum zottirik bir yolu seçmiştim.
Fizikte daha temel kavramlardan patlamıştım çünkü bazı fizik konularında bol test çözmeyi temel şeyleri kavramanın önüne koymuştum.
Biyoloji ve coğrafyada neyi yanlış yaptığımı hatırlamıyorum ama genelde 1 yanlış falan yaptığım coğrafyada gittim 4 yanlış yaptım gerçek sınavda.

Ne oldu? Her şeyi bilmiyormuşum. Daha çalışmam gerekiyormuş.

Bunu engellemek için:
- Asla böyle bir duyguya kapılmayın çünkü yok böyle bir şey
- Çalışmayı bırakmayın
- Farklı kaynaklardan denemeler çözün
- Bazı konularda anlamış mıyım diye test çözmeden önce alın elinize kalem kağıt nedir bu olay diye kendi kendinize anlatın. (Buna feynman tekniği denir) Test her şeyi ölçemez çünkü.
- Ola ki YGS çalışmaktan çok sıkıldınız ve çalışacak bir şey bulamıyorsunuz, LYS bile çalışmak size bir şey katacaktır bu durumda.
- Ve tabii sonuçlarınızı arkadaşlarınızla karşılaştırın çünkü farklı denemelerdeki net sayınıza bakarak durumunuzu göremezsiniz.

Not: Bu yazıda aslında bu geri bildirim olayının üzerine koyup daha başka şeyler de yazacaktım ama yeterince uzun oldu. O yüzden böyle koyuyorum.

Yazı biraz dağınık oldu, toparlarsam söylemek istediklerim:
1- Her şeyin başında (gerek YGS-LYS maratonunun gerekse herhangi bir konunun başında) çok hatalar yaparak az yol katedebilirsiniz. Hedefinizden güç alın.
2- Küçük hedeflerle geri bildirimi maksimize edin.
3- Çalışmanın ve başarının sonu yoktur ama zaten insanlar doğal olarak başarıyı ve başarmak için çalışmayı isterler (bkz: Van Gogh örneği, Barney örneği, papaz ve rahip örneği)
4- YGS-LYS'ye çalışmak normal çalışmadan farklıdır ve bir seferliğine mahsustur.
5- Olumsuz geri bildirim kötü değildir aksine iyidir.

Eğer yazıda anlamadığınız bir kısım varsa yorumlarınızda belirtesiniz daha iyi açıklama yapabilirim.

Bu arada eğer üniversite gezmesi yapmak istiyorsanız Bilkent'e beklerim. Tatilde buradayım. Singapur'dan getirdiğim değişik çaylarım var. İçeriz beraber :)

Görüşmek üzere.

Lisansüstü Başvuru Süreci 4 - Yüksek Lisans mı? Bütünleşik Doktora mı?



Not: Önce burayı okumanız önerilir.

Not2: Yine burayı okuyorsanız benim doktora başvurusu yapan bir lisans öğrencisi olduğumu unutmayın, bu dönem edindiğim tecrübeler birilerinin işine yarar diye yazıyorum. Fakat 2-3 yıl sonra güncelleme gireceğim. Fakat şu an burada yazdıklarım tabii sadece kafadan attığım şeyler değil, çoğunu hocalarım bana öğretti.

Benim yüksek lisans yapmadan doktoraya başlamama şaşıranlar olmuş. İlk yazımda Amerikan sisteminde doktoranın farklı olduğundan bahsetmiştim. Türkiye'deki versiyonuna bütünleşik doktora denen bu sistemde doktora için yüksek lisans şartı yok. Doktoraya girince doktora yaparken mastırınızı da almış oluyorsunuz. Mastırı alıp kaçıp gitmek ve Amerika'da mastırı bedava getirmek gibi etik olmayan durumlar da mevcut tabii.

Son senenizde eğer okulda kalmaya devam edeceksiniz yüksek lisans yerine böyle seçeneğiniz de var. İkisini karşılaştırarak yazıyorum.

Doğrudan Bütünleşik Doktoraya gitmek:
+ Bir-iki yıl kârda olursunuz.
+ Değişiklik iyi gelir.
+ Lisansta yaptığınız yoğun çalışmayı bir kenara koymak durumunda kalmazsınız. Sizi kabul edebileceklerin bakabileceği tek parametre lisansta yaptıklarınızdır çünkü. Araya yüksek lisans katarsanız yüksek lisansta yaptıklarınıza daha çok dikkat edilir.
+ Bütünleşik doktora sadece Amerikan sisteminde geçerli olduğu için, Amerikan sistemindeki gibi az ders alır daha fazla araştırma yaparsınız.
+ Aynı şekilde, burslu okuyacağınız için asistanlık işleriyle uğraşırsınız gelir.
+ Amerika = prestij
- Araştırma tecrübeniz olmadan araştırmaya başlarsınız.
- Öğretmenlik tecrübeniz olmadan öğretmenliğe başlarsınız.
- Lab ve danışman seçiminde tecrübesiz olacağınız için beklemediğiniz sürprizlerle karşılaşabilirsiniz. Eşek gibi çalıştırabilirler sizi :)
- Kendinizi topun altına erken koyarak endüstriye geçme alternatifini ertelersiniz.
- Mastırı alıp kaçmanıza izin vermeyebilirler.
- Lisansınızı bunu hedefleyerek geçirirseniz çok eğlenceli bir lisans hayatınız olmayabilir.

Yüksek Lisans
+ Avrupa sisteminde yani Avrupa'da yapıyorsanız bir yığın teknik ders alırsınız ve bir sürü proje yaparsınız dolayısıyla alan seçimi daha rahat olur ayrıca endüstriye geçmek daha rahat olur.
+ Yukarıdaki durumda asistanlıkla uğraşmazsınız, fakat kendinizi finanse etmeniz gerekir.
+ Amerikan sisteminde ama Türkiye'de yapıyorsanız ve başarılı olursanız iyi bir lisans kariyeriyle beraber iyi bir yüksek lisans kariyeri size çok iyi kapılar açabilir. Uzun uzun analiz yapıp detaylı örneklerle gelemeyeceğim ama şu aşikar ki başarılı yüksek lisans + başarılı lisans kariyerine sahip bir kişinin sadece başarılı lisans kariyerine sahip birine göre MIT'ye Berkeley'e girme şansı yüksektir.
+ Yukarıdakiyle aynı şekilde fakat mastırı Amerika'da yapıyorsanız bu iyi okullara girme şansınızı katlar çünkü Amerika'daki iyi-orta üniversitelerin prestiji muhtemelen bizim iyi üniversitelerden daha yüksektir. Prestiji diyorum, her şeyi değil, en azından Amerikalılar sizin cvnizde kendi üniversitelerini görmeyi daha çok isterler.
+ Eğer lisans döneminde iyi çalışmadıysanız yüksek lisanstaki performansıyla bu açığınızı kapayabilirsiniz.
+ Araştırma ve öğretme tecrübesi edinir, doktorada sudan çıkmış balığa dönmezsiniz.
+ Yüksek lisanstan sonra şirketlere geçmeyi de planlayabilirsiniz.
- 1-2 yıl kaybedersiniz.
- 2 yıl daha öğrenci gibi takılmak canınızı sıkabilir.
- Yüksek lisansta başarısız olursanız lisanstaki göstermelik başarılarınızın bir önemi kalmaz.

Şahsen; benim ders çalışmakla bir sıkıntım yoktu çünkü okula bu işi öğrenmeye gelmiştim. Bilgisayar derslerinin yanında herkese yük olarak gelen sözel dersleri de okumayı seven biri olduğum için severdim ve doğal olarak bu derslerde başarılıydım. Geriye bir tek temel bilim dersleri yani Matematik, Biyoloji ve Fizik kalmıştı. Ya da liseden bildiğimiz şeylerin üzerine koyulmasıydı ya da problem çözünce yapılıyordu o yüzden bir sıkıntı olmadı. İyi not ortalamasına sahip olmanın bir zorluğu yoktu.

Zor olan lisansta araştırma yapmaktı. Sürekli bir hocayla çalış diyorlardı bana ama ben sürekli erteliyordum. 2.sınıfta  "Spor yapacağım hayatımı düzene koyacağım." diye gaza gelmelerle erteledim zaten bir şey bilmiyordum. 2.sınıfın yazında araştırma projesi gibi bir şey verilmişti bana ama hem zaman çok kısıtlıydı hem de yarım alacak biri yoktu, hem de ben çok şey bilmiyordum. Üçüncü sınıfın başında "ya 4-5 ay sonra Singapur'a gideceğim yarım kalacak şimdi boşver." diyip erteledim. Singapur'da "Ya beş tane bilgisayar mühendisliği dersi aldım boşver yazın yaparız." diye erteledim. Yazın yaptım fakat labta bana çok iş düşmedi çok fazla adam almışlardı. Ben de kendime iş üretmedim, var olan sisteme yenilikler sunmakla uğraşmadım, iş gelmediği zamanlar labta çekirdek çitledim, TOEFL falan çalıştım. Yine de elimde yaptığım ve kullanılan bir ürün ve çalışıp açıklayabileceğim bir makale vardı o iyiydi. Dördüncü sınıfta da artık o kadar çok dersim vardı ki uğraşabilmem mümkün değildi. Özetle çok da verimli olmayan iki yaz stajını gösterdim araştırma diye.

Benim düşüncem şuydu "Adım hıdır elimden gelen budur. Ben lisansta bunları yaptım, daha fazlası olamazdı. Almıyorlarsa bir tane de mastır patlatır tecrübe edinirim bir şey olmaz." Referans aldığım hocalardan biri de (Felsefe hocam) aynen bu şekilde söylemişti, doktoradan önce bizim okulda iyi sağlam bir bilgisayar hocasıyla çalışırsan onun referansıyla çok daha iyi yerlere gelir hem de tecrübe edinmiş olursun. Bunu B planı yapmaya karar vermiştim böylece.

Fakat canım aşırı derecede değişiklik istediği için yine de doktoraya başvurdum. Bir yandan mastır yeri de araştırıp potansiyel danışmanları not aldım. Bir de dönemin ortasında başka bir çalışma alanı da hoşuma gitmeye başladı. Önceki düşündüğüm çalışma alanıyla bu dönem düşündüğüm çalışma alanını birleştirmiş bir hoca vardı Koçta, eğer orta-vasat arası bir yerden doktoraya kabül alırsam burayı Koç'u da düşünecektim fakat şu an kabul aldığım yer ihtiyaçlarımı karşıladığı için bu plandan vazgeçtim.

Burada yazdığımı aslında her üniversite öğrencisi üniversiteye gelir gelmez okumalı çünkü akademiye yönelme potansiyeli olan birinin hatalarını örtbas edebilmesi gerçekten zor. Benim bir arkadaşım var, not ortalaması 2.10 mu ne, akademi için düşük yani. Bu kişi programlamayı öyle aşmış bitirmiş ki hoca olsaydım direkt onu alırdım labıma, ne dersem yapabilecek potansiyeli vardı. Fakat derslere aynı şekilde ilgi göstermiyordu/gösteremiyordu. Şu an tabii akademi akademi diye bayılmıyor ama not ortalaması yüksek lisans yapabilmesine bir engel.

Öte yandan derslere biraz gayret gösterip 3.0 civarında ortalama yapan bir Bilkentli Bilkentte yüksek lisansa girip başarılı olursa lisansta 3.90 yapmış gibi doktoraya girebilir. Dolayısıyla hırslı bir lisans dönemine ihtiyacı olmaz. Fakat Bilkent öğrencisi değilseniz başvuru komitesi daha yüksek ortalama da bekleyebilir çünkü başvuru komitesindeki öğrenciler kendi müfredatları hakkında bilgi sahibi olduğundan Bilkent öğrencisi birinin transkriptine bakıp rahatlıkla karar verebilir ama aynı rahatlığı başka bir okul öğrencisinin transriptine bakarken sergileyemez.

Bana gelirsek, ben ise yukarıda da yazığım gibi notlarıma önem verdim ama onun dışında bilgisayar adına pek bir şey yapmadım. Websitesi yapmayı öğrendim bir ara, oradan kaptığım birkaç bilgi Koç'ta işime yaradı. Fakat ilk 2.5 yıllık ne algoritma problemi çözdüm ne de proje yaptım. Ben bilgisayar mühendisliğine oyun yapacağım diye gelmiştim ama oyun falan yapmadım. Aklıma gelen oyun, websitesi vs. proje fikirlerini de bir yere not ettim hep fakat gerçekleştirmeyi erteledim.

Zaten akademi istememin temel nedeni buydu; aklıma sürekli proje fikri geliyordu ve hepsini yapmak istiyordum. Fakat endüstride çalışırsanız sadece başkasının projelerinde ve sadece tek bir alanda çalışabilirsiniz. Dolayısıyla o ikileme hiç düşmeden direkt olarak doktorayı tercih ettim ben.

Lisansüstü Başvuru Süreci 3 - TOEFL ve GRE



Toefl ve Gre üzerine uzun uzun yazmayacağım, çünkü internette o kadar çok kaynak var ki benim bir şeyler yazmam pek bir şeyi değiştirmeyecek. Sırf ekşisözlükte bir dolu insanın sınav tecrübesi mevcut, üşenmeden okuyunuz efem.

TOEFL


TOEFL sizin (yabanı olduğunu varsayarak) İngilizce'ye hakimiyetinizi ölçer. Çok fazla yardırmanızı beklemez. Okullar İngilizce öğretmeni aramadığı için belli bir puandan sonrasını önemsemez (çok mükemmeliyetçi bir okul değilse, belli olmaz tabii.) Ben başvuru komitesinde değilim tabii de bir çok arkadaşım böyle söylüyor.

Daha önce Singapur'a exchange'e gidebilmek için TOEFL'a girmiştim, sırayla 29 21 18 27 olmak üzere toplam 95 puan yapıp çıkmıştım. 1 hafta youtubetaki beleş notefull videolarından çalışıp gitmiştim. O testle ilgili yazım

Bu sefer iki hafta çalışıp girdim. Yine internetten beleş videolara baktım ama Barron'un deneme sınavlarında listening ve speaking'in tamamını çözdüm. Bir 8 deneme bitirdim sanıyorum. TOEFL'ın verdiği bedava denemeleri de çözdüm. Writing bir gün çalıştım. Reading ise hiç çalışmadım gerek yok diye. (Varmış)

ÖNEMLİ! YÖK Özel kurum ve üniversitelerde girilen TOEFL sonuçlarını Türkiye'deki üniversitelerde geçerli görmemektedir çünkü eşeğin semerinden dolayı. O yüzden DEVLET ÜNİVERSİTELERİNDE GİRİN SINAVA.

Sırayla performansım ve önerilerim:

Reading: Hiç çalışmadım fakat çalışmadığım için zaman yönetimini iyi yapamadım, dört paragraf çıktı, ilk iki paragrafta çok fazla düşündüğümü farkedince üçüncü paragrafı aceleye getirdim, üçte acele edince dördü de rahat rahat yaptım. Şansım yaver gitti herhalde ki 29 aldım. Yorumum: sınavdayken bu kısım çok zor gözükür ama değildir, ders kitabı ve makale okuyan kişiler gayet rahat yapar. Üniversite son sınıf öğrencisi için sıkıntılı bir bölüm değildir. Bir iki deneme çözüp gidin yine de. Diğerlerinin çalışması gerekebilir ama.

Not: Readinge erken başlarsanız bir sürü kişinin "DESCRIBE THE CITY YOU LIVE IN!!!!111!!" diye bağırmasına maruz kalırsınız çünkü bitmiyo bunların ses testi. Çok geç kalırsanız dinleme yaparken başkalarının speakingine maruz kalabilirsiniz. (ilk başlayan kişiden on dakika sonra demek geç demek) O yüzden biraz geç başlayın. Sessizlik olduğu anda başlayın.

Kelimeler çok zor değildir ama yine de kelimelere bakın. O sık rastlanan TOEFL kelimelerinden illa çıkıyor, çok gördüm.

Listening: Geçen sene anca 21 almıştım, bir tane bölümde belli bir süre sonra kayış kopmuştu çünkü çok sıkıcı ve zor bir konuydu. Bu sefer çok deneme çözüp gittim. İki tane yurt dışı tecrübesinden sonra tabii bu bölüm daha kolay oldu. Size de öneririm bol deneme çözmeyi. Ayrıca internetteki videolarda not alma kalıpları var onları kullanın mutlaka zaman kazandırır. Yalnız dikkat edilmesi gereken bir nokta var ki bu bölümde dinleme becerileri kadar odaklanma becerisi de önemli. Anlatan konular öyle durmadan dalıp gitmeden dinleyebileceğiniz konular değil. Bunun üzerine gidin. Ben gerçek sınavda bir kere dalıp gittim bir tane soruyu bilemedim sanırım o yüzden. 29 aldım sonuç olarak.

ÖNEMLİ! Bazı test merkezleri reading sırasında ses duymamanız için işçi kulaklığı verir. Listening sırasında bu kulaklığı çıkarıp sesli kulaklık takmayı unutmayın! Bir arkadaşım unuttu listeningi battı o yüzden söylüyorum.

Speaking: En zor kısım. Burada artık anladım ki püf noktası şu: konuşacaksın, akıcı değil yavaş ve kontrollü konuşacaksın ve kitlenip kalmayacaksın. Sürenin tamamını planladığın konuşmaya ayıracaksın ve doğaçlamaya yapmayacaksın. Demek istediğim şu; altta paylaştığım TOEFL Speaking Teacher'ın videolarına bakınca anlayacaksınız zaten de, dinleme yaparken ve size verilen 15 saniyelik sürede tüm konuşmanın ana hatlarını çıkarıyorsunuz ve konuşmaya başlıyorsunuz. Eğer tüm süre boyunca bu plana sabit kalarak süreyi doldurursanız kitlenme veya saçmalama ihtimaliniz yok. Benim durumumda şöyle oldu: ben eğer yavaş konuşursam (aynı yavaş okumada olduğu gibi) çok fazla düşünüp ıııılıyorum ve iğrenç konuşuyorum. Kendimi hızlı konuşmaya zorlarsam gayet akıcı konuşuyorum ama bunu yapınca da düşünerek değil omurilikten konuştuğum için çok kullandığım İngilizce kelimeleri RAM'den çekip kullanıyorum sadece ama karmaşık şeyler söyleyeceğim zaman harddiskten çekmem gerekiyor yani kelime bulmak uzun sürüyor. Dolayısıyla böyle bir tablo çıkıyor ortaya:

Olması gereken:

(-: konuşma .: bekleme veya ıılama.)

----.... ----.... ----.... ----.... ----.... ---

Aslında olan:

----- ----- ---- -----...................----- ---- --............................???asdadaafafasdfa (panik!) tühsürebitti.

(Ayrıca ııılamayın. Amerikalılar ummlar. Okunuşunu yazdırmayın bana.)

Bir de benim taktiğimin başka dezavantajı da şu: eğer kitlenmezseniz ve akıcı bir şekilde konuşmayı bitirirseniz zamanınız artıyor. E tabi artan zamanı planlamadığınız için başlıyorsunuz doğaçlamaya. Ben Türkçe doğaçlama yapsam saçmalarım, İngilizce'de ne yapayım.
Benim 0 aksanlı konuşan, yurt dışı tecrübesi benden daha az olan arkadaşım 29 aldı, ben 22 aldım. O arkadaş Türkçe konuşurken de tane tane ve düşünerek konuşuyor, ben ise Allah ne verdiyse yardırıyorum, düşündüğüm hızda konuşmaya çalışıyorum, böyle oluyor. Özetle diksiyon da önemli bu bölümde. Tane tane, kontrollü ve doğaçlamadan konuşmaya bakın.

Writing: Readingle aynı şekilde, İngilizce eğitim veren üniversitede dört-beş sene geçirmiş kişi burada sıkıntı yaşamaz. Notefulldaki kalıpları ve zaman yönetimi planlarını inceleyin. Neyden bahsettiğiniz belli olsun bir de, şiirsel ama dağınık şeyler yazmayın. Her body paragrafın sonunda "işteee bu yüzden x cümlesini haklı buluyorum." lafını gediğine koyamıyorsanız bir yerlerde hata yapıyorsunuz demektir. Geçen yıl İngilizce'de araştırma konum çıktığı için 27 aldım, bu dönem nispeten zor bir konu çıktı 26 aldım, çok da önemli değil.

Notefull: https://www.youtube.com/user/NoteFulldotcom
TOEFL Speaking Teacher: https://www.youtube.com/channel/UCL0ZOT3eKp4RvKcQyBZJ4bw

GRE

Greye genelde benim gibi yüksek lisans / doktoraya başvuracak kişiler girer, TOEFL gibi bankadan fazladan maaş almak için girenleri göremezsiniz. O yüzden talep daha az, dolayısıyla arz daha azdır ve koltuk bulmak zor olabilir. Zamanında kaydolmaya dikkat edin.

Ben girerken Ankara'da her yer doluydu uçakla İstanbul'a gidip girdim. Sonra baktım ki yeni yerler açılmış. Çok da erken kaydolmamak gerek demek ki.

GRE neden var, kim niye bu sınavı uydurduktan sonra "Oğlum bak bütün üniversiteler ileride bunu şart koşacak." demiş bilmiyor ama kabaca diyebilirim ki bu sınav sizin makale okuma yatkınlığını ölçer. Bilimsel makalelerde kullanılan kelimeler cümlenin anlamını muallakta bırakmasın diye bir anlamı verecek en iyi kelimelerin kullanılmasına çalışılır. Bu da ağdalı bir dil kullanımına neden olur. Çok basit bir örnek verecek olursam, bilimsel bir makalede "Sonuçlarımız çok iyi!" denmez. İyiyse nasıl iyi, hangi bakımdan iyi? "Sonuçlarımız çok tutarlı!" denir veya "Sonuçlarımız ümit vaadediyor." denir veya "Sonuçlarımız beklenildiğinden de iyi!" denir.

Bu yüzden makale yazacak kişilerin iyi bir kelime haznesine ve tabii bu makaleleri anlayacak iyi bir okuma anlama yeteneğine sahip olmaları gerekir.

GRE'nin bu beceriyi ölçen kısmı GRE Verbal Reasoning'dir. Kelime ve paragraf soruları sorulur.

Bu makaleleri okurken kişinin temel Matemati bilgisine sahip olması gerekir (bölümü ne olursa olsun) ki makaleleri okurken paso lise defterlerini karıştırmasın. Aynı zamanda okurken Matematiksel kısımları yanlış anlayıp sonra makalenin başına dönerek verimsizlik yapmasın, akıllı olsun.

Bu yüzden GRE Quantitative Reasoning bölümü mevcuttur. YGS MAT1 / eski ÖSS soruları sorulur.

Bir de Analytical Writing bölümü vardır bu da kişinin hem yazma hem de verilen makaleyi eleştirme becerilerini ölçen iki bölümden oluşur.

Benim performansım ve öneriler:

GRE'ye bir hafta çalıştım hatta daha az. GRE Verbal için birinci sınıfta ve 3. sınıfın yazında memrise.com'dan kelime ezberledim fakat pek deneme çözmedim çünkü deneme çözerek kelime ezberlemek memrise.com'dan ezberlemekten daha verimsizdi ve paragraf soruları kolay gözüküyordu. Quantitative ise bildiğimiz YGS sorularıydı. 5-6 tane falan deneme çözdüm sanıyorum. Yalnız hep  5-6 tane yanlışım çıkıyordu 40 sorudan, dedim noluyoruz. Girmeden önce ümitsizlik almıştı başımı.

Sınava girdim

Verbal: memrise.com'dan şöyle bir şey yapmıştım, aç gözlülük edip 4700 kelimelik "SAT Comprehensive" kursuna kaydoldum. En fazla 1500'e falan gelebildim. Eş anlamlı kelime sayısı çok fazla olduğundan belli bir süre sonra kelimenin anlamını değil de bende bıraktığı etkiyi söyleyebiliyordum. 1500'ün 500'ünü sorsan adamakıllı cevap veremem. Açgözlülük etmeyip sadece "Most Frequent GRE words" tarzı kurslara kaydolaydım iyiydi.
Bu muallakta olan kelimeler sınavda başımı yaktı. Kelimeleri bilemediğim gibi çok düşündüğümden vakit kaybettim. İkinci testte son iki paragrafa geldiğimde 2 dakikam mı ne kalmıştı. Bir tanesini hızlıca okuyup işaretledim ama sonuncusunda biraz sallamam gerekti. 3 verbal testi geldi ama anlaşılan 2.yi saydılar. Verbaldan 152 aldım ki benim gibi birinin 160 alması lazımdı bu bölümden.

Quant: Deneme çözerken bir an önce kurtulayım edasıyla çözüp ayrılan sürenin yarısını arttırarak çözüyordum. Gerçek sınavda soruları ikişer kez okuyup, yaptığım çözümü de defalarca kontrol ettim. Testi bitirdim geri döndüm bir daha çözdüm. Bundan sonra yine zaman vardı, yine geri döndüm. Bu kadar kontrollü olunca da ful çektim. Yalnız mutlaka bilmediğiniz kelimeler çıkacaktır o yüzden sınavdan önce 5-6 kez test çözün.Ayrıca sorular testlerdekinin aynısı çıkıyor neredeyse. Hiç şaşırtmıyor.

Writing: Writing'e hiç çalışmadım çünkü aynı TOEFL'daki gibi son sınıf öğrenci olmama güvendim. İlk kompozisyonda ne yazdığımı hatırlamıyorum bile. İkinci kompozisyonda yani eleştiri kısmında biraz dağınık yazdım, bulduğum mantıksal çelişkileri yazıp niye öyle olduğunu (gerekirse örnekle) açıklayıp geçtim. Fakat okuyan kişiler benim bu aşırı pratik tavrımı beğenmemiş olacaklar ki bana 3.0 verdiler ve bana felsefeden A A- veren hocalarımı da bana "Çok iyi yazar." diye referans veren felsefe hocamı da yalancı çıkardılar. İlginç.

Yorumum: Bu öyle çok da uzun uzun çalışmaya değecek bir sınav değil gibi gözüküyor. Verbaldan en sık kelimeleri çalışın bu yeterli. Quanttan deneme çözüp YGS günlerinizi yaadedin. Writingte de pratik yapın, benim gibi ense yapmayın. Okulda sevdiğiniz İngilizce hocaları varsa yazdıklarınızı onlara götürebilirsiniz.

İki sınav için de geçerli: bunları yazın halletmeye bakın. Okul zamanı uğraşılmıyor.

SONUÇLAR

TOEFL için de GRE için de skorların üniversitelere gitmesi 2 hafta (azami sınav notlama süresi) + 4 hafta (sınav gönderme süresi) olarak tahmin edilir. TOEFL genelde 10 günde falan açıklanır yani o kısım doğru. Fakat Amerika'dan Amerika'ya sınav göndermek o kadar sürmez. Zaten okullar da sizin resmi skorunuzun gelmesini beklemez. Sınava mutlaka erken girin çünkü  sınava dersler yoğunlaşmışken hatta final haftanızda girerseniz işler sizin için pek iyi olmaz, ayrıca erken girince çuvallarsanız ikinci kere girme şansınız olur (iki sınav arasında 3 hafta geçmesi gerekli diye biliyorum, aynı ay içinde giremiyorsunuz ayrıca). Fakat ola ki skor gönderme geç kaldınız, çok da paniğe düşmenize gerek yok. Fakat 100$'lık başvuru ücretini riske atmak da iyi bir fikir değil.

Lisansüstü Başvuru Süreci 2 - Yüksek Lisans / Doktora Başvurusu İçin Gerekenler



Üstyazı: http://azimliyazar.blogspot.com.tr/p/doktora-basvuru-sureci.html

Başvuru için gerekenleri en iyi google'da "University of Püsür, Leblebi Science Msc/Phd Admission Requirements" yazarak bulursunuz. Bazı okullarda international öğrencilerden istenenler farklıdır ve ayrı bir sayfada yazar ona dikkat edin. Ayrıca bu kadar basit bir iş için danışman şirketlere para ödemeyin.

Örnek sayfa

Başvuru için gerekenleri bir yere not edip elle toplamanıza gerek yoktur. Üniversitelere başvuru internetten yapılır ve başvuru yaparken gerekli her dökümanı kendileri isterler zaten.

Yurt dışına ve Türkiye'deki sağlam üniversitelere yüksek lisans ve doktora başvurularında gerekenler aşağı yukarı aynıdır.

- Lisans / Yüksek Lisans Diploması

Bu kısımdan önceki yazıda bahsetmiştim ama tam anlaşılmamış, buraya da ekliyorum.
Eğer Amerika'ya veya Amerikan sisteminin uygulandığı üniversitelere başvuruyorsanız (Kanada'daki bazı üniversiteler, Türkiye'de Boğaziçi, Koç, ODTÜ (başka vardır araştırmadım), İsviçre'de EPFL vs.) doktora başvurusu için lisans diploması yeterlidir. Fakat yüksek lisans diplomanız varsa ve yüksek lisansta yatmadıysanız kabul alma şansınız daha yüksektir çünkü daha tecrübelisinizdir.

Zaten "admission requirements" kısmında yazar hangi diplomayı istediklerini.

Ayrıca illa başvuracağınız bölümden lisans diploması almanızı istemezler fakat bu başvurulara hocalar baktığı için sizin bölüme uygun ve ilgili olup olmadığınıza bakarlar.

Yani yazılım bilgisi olan ve bunu az biraz ispatlamış bir EE öğrencisi, CS/EE ortak alanlardan biri olan Yapay Zeka'da (özellikle onun bir kolu alan Machine Learning'de) bir CS bölümüne başvurabilir.

Aynı şekilde bir CS'ci de gidip EE bölümüne başvurabilir. CS'den kastığım Computer Science ama bu Computer Engineering de olur bizim ülke de aynı şey. Başvuracağı alanla alakalı ders aldıysa Yazılım mühendisi de olur, matematik mühendisi de olur her şey olur.

Avrupa sisteminin uygulandığı yerlerde yüksek lisans diploması gerekir zaten adamlarda ayrı bir yüksek lisans okutulmaz, bizden bir sene fazla okuyup mastırlarını yapmış olurlar.

- Kabarık bir cüzdan

Çoğu üniversitenin başvuruları ücretlidir. Amerika'daki üniversiteler ortalama 90$ talep eder. Benim verdiğim rekor ücret 125$
Tabii bu okulların başvuruyu bedava yapıp sonra hocaları Rus romanı gibi tuğla olmuş başvuru belgelerinin önüne atmasını beklemeyin. (EPFL bedavaydı, çünkü İsviçrelilerin başkasının parasına ihtiyacı yok)
Başvuru için rekabetin olmadığı okullar ise ücret talep etmez. Örnek çok yakınınızda.

- Not ortalaması

Sağlam okullar genelde 3.0 + ortalama isterler. Yüksek lisans / doktora isteyen biri için bu ortalama zor değildir çünkü 3.0'ın altında aldığınız dersleri tekrarlama şansınız vardır (her okulda geçerli mi emin değilim.) Ayrıca ilk iki sene bol bol temel bilim ve çerezlik ders alacağınız için ortalama kasmak zor değildir kesinlikle.

Sağlam Amerikan okullarının 3.0+ yazması 3.01'i kabul edeceği anlamına gelmez. 3.5+'dır o aslında, 3.0 olsa duramazsın. 3.5+ olunca daha yükseğine de evet derler ama diğer kriterleri de iyice incelerler.

- Transkriptler

Not ortalaması tek başına işe yaramaz. Benim gibi not ortalamasını Çincelerle şişiren adamı "Bunun ortalama çok iyimiş lan." diyip alacaklarını mı sanıyorsunuz? Eheh. (Bakalım alacaklar mı?)

Önemli teknik derslerinize mutlaka bakacaklardır. Exchange/Erasmus'a gittiyseniz oradaki transkriptinize de mutlaka bakacaklardır. Bazı okullar bunu başvuru sayfalarında da dile getirir. Örneğin ben de Singapur'da alıp pek çalışmadığım Algoritmalar dersi B- gözüküyor, sırf bu yüzden Columbia'ya başvuramadım (B+ istiyorlardı bu dersten)

"Advanced" denebilecek üst sınıf ve mastır derslerinden almak ve bunlarda başarılı olmak önceki başarısızlarınızı telafi edecek ve şansınızı arttıracaktır.

- Dil biliyorum belgesi
Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya gibi Anglosakson ülkelerden gelmiyorsanız veya buralarda lisans yapmadıysanız dil belgesine ihtiyacınız var. (İngilizce'nin anadil kabul edildiği Singapur ve Hindistan da buna dahil.)
Amerika'da genelde TOEFL isterler. Alt sınır bazı ünilerde 80'dir, bazı ünilerde 100. Bazı üniler bazı kısımlar için minimum şartı da koşarlar örneğin Cornell speaking'de en az 22 almalısınız diyordu. Bazıları böyle demez de "Teaching Assistanship" için en az 26 almalısınız der. (Ki böylece ders anlatabilirsiniz.) Ayrıca okullar genelde oraya gidince bir de konuşma çalışıp konuşma sınavına girmenizi isterler bunu da belirteyim.
Eğer minimumu geçemiyorsanız okullar başvurunuzu direkt çöpe ata da bilirler, geçsin bakalım diyip mülakata alıp konuşabiliyor musun bi denemesini yapabilirler (bu arkadaşımın başına geldi bayağı düşük almıştı.)

Amerika'daki bazı okullar IELTS de kabul etmekte bu arada.

Avrupa'da da dil belgesi istiyorlar ama bazı okullar İngilizce öğretim veren okullardan bunu istemiyor (Boğaziçi, Bilkent, Koç ilk aklıma gelenler)

ÖNEMLİ! YÖK Özel kurum ve üniversitelerde girilen TOEFL sonuçlarını Türkiye'deki üniversitelerde geçerli görmemektedir çünkü eşeğin semerinden dolayı. O yüzden DEVLET ÜNİVERSİTELERİNDE GİRİN SINAVA.

- GRE / ALES
GRE Matematik ve İngilizce sorularından oluşan, bir bölümü de yazmaya ayrılan bir test. Detayları sonra vereceğim. Amerika istiyor bu skoru. Avrupa da olursa iyi olur bakarız diyor. Puan skalası 130-170. Niye böyle yapmışlar bilmiyorum, sıfır çekenler üzülmesin diye herhalde. Mühendislerin verbal denen sözel bölümden 145+ alması iyi olur. Quantitative bölümünde ise YGS MAT-1 çıkıyor, sorular çok kolay olduğundan çok yüksek yapmanız lazım, 40 soru var 40'ını da bilseniz iyi olur. Analytical writing bölümü var, buradaki istenen yazı tipi çeşitleri biraz değişik sonra anlatacağım.

Amerika'da üniversitelerin GRE için alt sınır koyduğunu hatırlamıyorum ama quanttan yüksek yapsanız iyi olur.

Türkiye'de Türk öğrencilerden GRE değil ALES istenir. ALES hakkında çok bilgim yok, oda arkadaşım birkaç deneme çözüp girdi Bilkent'te mastır yapıyor şu an.

Not: Sınav randevunuzu bir an önce alın. Özellikle o kadar yaygın olmayan GRE sınavı için yer sıkıntısı yaşayabilirsiniz

- Referans Mektupları

Üniversitede sevdiğiniz ve sizi sevdiğine inandığınız hocalardan alacağınız mektuplar. Sizin hakkınızda "Tanırım iyi çocuktur ben de iyiyim bizim okul da iyi." yazarlar özetle.
Bunu öncelikle beraber çalışma yaptığınız hocalardan istersiniz. Bu olmazsa birkaç dersinizi alıp yakından tanıdığınız bir hocadan alırsınız. Bu da olmadı dersinden A aldığınız bir hocanızdan isteyin ama ders teknik bir ders olsun. Bu da olmuyorsa başvuruyu tekrar gözden geçirin.

Hocalarınızın kariyerli olması avantajlıdır. Fakat en iyi avantaj onların sizin için "Benle şöyle bir çalışma yaptı, işini başarıyla ve zamanında yerine getirdi." yazmasıdır.

Bu arada yasalara göre mektuplara bakma hakkına sahipsin ama okullar sizin bu haktan feragat etmenizi beklerler, ilgili kutucuğu işaretleyerek. Feragat etmezseniz başvuru komitesi danışıklı dövüş olduğunu düşünebilir ve kendi hocalarınız da "Sanane lan benim mektubumdan göndermicem işte." diyebilir.

Benim referanslarım

- Bilkentte donanım ağırlıklı çalışan bir hoca: CS102 (projeli giriş dersi, notum A-), CS224 (Computer Organization, okulun en zor dersi, notum A+), CS426 (Parallel Computing, bu da bol projeli zor bir ders, notum A-) derslerini aldım kendisinden. En önde oturup derse katılır arada espiriler yapar hocayla şakalaşırdım. Çok severim kendisini. Tabii benim hakkımda ne yazdı bilmiyorum :D

- Koçtaki stajımda doktora öğrencisiyle çalıştığım hoca: Sordum ref verir misiniz diye, tabii yardımcı olurum dedi, şu okullara başvuruyorum, başa öneriniz var mı vs. mailler attım bir daha haber alamadım kendisinden. Ama tüm refleri de yükledi sağolsun. Tek sıkıntı vardı, ona bir mektup örneği gönderdim fakat çok çok çok az yazdım, alçakgönüllülük edeyim diye (çok da fazla iş yapmamıştım gerçi) fakat şimdi hoca onu aynen gönderdi mi yoksa üzerine ekledi mi bilmiyorum ve ölene dek sır olarak kalacak. (Aynen gönderdiyse negatif bir etki bile yaratmış olabilir.)

- Üçüncü referansı bulamadım. Öyle beni çok iyi tanıyan bir bilgisayar mühendisliği hocası yoktu. Bir tanesine sordum bu dönem çok yoğunum sadece benden proje alanlara vereceğim dedi. Başka bir tanesine gittim Data Structures dersinden A aldım diye, ya Azimlican bu dersten hareketle ref vermek çok zor oluyor, linked listleri çok iyi birleştirir yazamıyorum dedi. Çok darda kalırsan gel ama onun yerine projeli bir dersini aldığın hocadan iste dedi.

Burada bir parantez açayım, şimdiki aklım olsa NUS'ta 4 dandik ders 1 iyi ders alır, o iyi dersin projesine iyi kasar NUS'tan ref almaya çalışırdım. Salak gibi 5 tane sağlam ders alıp hiçbirini yapamadım ve bu şansı kaçırdım.

Üçüncü referansımı gittim Philosophy of Mind ve Rationalist aldığım muhabbetimin de iyi olduğu felsefe hocamdan aldım. Kendisi Boğaziçi EE geçmişliydi ve logicle falan da uğraşıyordu. Kendisine de dedim hocam ben bilgisayar mühendisliğine başvuracağım fakat başvuracağım alt alanların içinde sosyal bilimler de var oradan yürüyebilirim lütfen ona ilişkin bir şeyler yazın, bir de kalemi kuvvetlidir iyi makale yazar falan yazın dedim tamam dedi.

Bir çok arkadaşım bu durumla dalga geçti fakat işime yaradı sanırım. İnternette bir tane refin alan dışı olmazı sıkıntı yaratmaz ama tek iyi ref oysa sıkıntı yazıyordu hocalar. Ben üç refimin de iyi olmasına özen gösterdim, hocalardan sırf kariyerli diye ref istemedim.

- Statement of Purpose
Niyet mektubu. Genel olarak otobiyografinizi yazarsınız buraya. İnternette çeşitli örnekleri var bakın. Benimkinin özeti:

1- Bilgisayarların eğitimde ne kadar önemli olduğunu erken fark ettim. Küçükken encarta isimli programla oynuyordum sürekli.
2- Lisede RPG Makerla falan uğraştım, hayalim hep bir şeyler üretmekti.
3- Üniversitede bir şeyler üretmek için akademinin çok daha iyi bir seçenek olduğunu farkedip akademiye yöneldim.
4- Bu uğurda şu şu dersleri aldım.
5- Bu uğurda şu şu stajları yaptım, stajlarda da bunu yaptım. (İkisi de üniversitede yapıldı, o yüzden iyi.)
6- Şimdi bunların ışığında şu şu alanlara yöneliyorum.
7- Sizin okul güzel, maaş da dolgun, şu şu hocanın labı ilgimi çekiyor süper işler yapmış.

- CV
Bazıları ister. İnternetten CV örneği aratın.

- Tüm bunları zamanında yapmak
Admission sayfalarında aynı zamanda son başvuru tarihi de yazar. Ben başvurduğumda bir çoğunun 15 aralıktı. Mastır için farklı oluyor aman dikkat. Avrupa'da yüksek lisans için de farklı bir tarih var. Bir de bazı okullara yılda iki kez başvurabiliyorsanız, ikisinin de başlama zamanı aynı oluyor yani sonbaharda başlıyorsanız. Bazı okullar da baharda başlamanıza izin veriyor ama başvuru tarihi bir dahaki yılın ekim ayında falan oluyor.

TOEFL, GRE ve orijinal transkriptlerin okullara ulaşması uzun sürebilir bu yüzden bu sınavlara erken girmeniz gerekebilir. Ekim sonu kasım başı sınavlara girmek için makul. Final zamanı girmeyin sakın. Sınavlara girdiyseniz ama skorlar okulların eline zamanında ulaşmazsa online skorunuza bakarlar fakat orijinalini yine de isterler.

Sınav randevularınızı zamanında alın. Özellikle GRE için. (Ben çok erken almıştım sanırım, ben randevu almadan önce Ankara'da yer yoktu sonra yer açılmıştı :D)

Referanslarınızı da erken istemeye bakın.

Benim profilim:

Kabarık cüzdan: TOEFL ve GRE skoru göndermekle birlikte toplam 450-500$ harcadım sanıyorum. Hepsini aynı anda yollamak riskli, banka "Bu elemanı Amerika soyuyor galiba." diyip hesabı kapatabiliyor. (Haklı adamlar)
Not ortalaması: 3.91/4.0 (Bilkent) 3.80 (Felsefe yandalı) 3.3/5.0 (NUS, Singapur)
Transkript: CS dersleri genelde yüksek ama hepsi A değil, Data Structures dersleri A, Computer Organization A, Elektronik dersi var o A, Matlarda Lineer Cebir hariç hepsi A, sözel derslerde Türkçe 2 ve İngilizce 1 hariç hepsi A tam bir sözel canavarıyım.
TOEFL: 106/120 29 29 22 26 şeklinde.
GRE: Verbal: 152/170 (sondakiparagrafları yetiştiremedim, halbuki iyi gidiyordum) Quantitative: 170/170, Writing: 3.0 (buna hiç çalışmamıştım ama bu kadar batıracağımı da düşünmemiştim.)
ALES: girmeyeceğim
Referans ve SOP'u yukarıda yazdım...



Lisansüstü Başvuru Süreci 1 - Mastır ne? Doktora ne? Avrupa'da/Amerika'da nasıl bu işler?

Üst yazı: http://azimliyazar.blogspot.com.tr/p/doktora-basvuru-sureci.html

Uzun uzun ve detaylı değil, genel ve kolay anlaşılacak ve liseli arkadaşların / üniversiteye yeni başlayanların işine yarayacak kadar anlatacağım, zaten başvuru yapacak kişiler olayı aşağı yukarı biliyordur.

Lisans 4. sınıftaki bilgilerimle yazıyorum. 1-2 sene sonra bir güncelleme gireceğim. Bitirince bir güncelleme daha girerim. Bu yazdıklarımda hatalar da olabilir. O yüzden ileride düzeltmeler de yapacağım ve tabii siz de böyle bir durumla karşılaşırsanız beni uyarın.

Not: Bilgisayar mühendisliği öğrencisiyim dolayısıyla yazdıklarım biraz mühendis odaklı kaçabilir.

(Her şeyden önce bilimin nasıl ilerlediğini gözden geçirelim: bilim birikimli ilerler. Kişi bir araştırma problemi ortaya koyar. Sonra daha önce bu konuda yapılmış kaynakları tarar. Hipotezini yani kanıtlayacağı önermeyi belirler. Sonra kullanılacak bilimsel yöntemi belirler, bu yöntem için gereken verileri toplar, yöntemi ve verileri kullanıp analizi ve testleri yapıp sonucu yazar ve bunları bir makalede yayınlar. Sonra bu makalede diğer kaynak taramalarda kullanılmak üzere dünyaya mal olur. Araştırma budur. Makale çok sevilirse değişik yerlerde konferanslarda anlatır ve soruları cevaplar, bu arada beleşe gezmiş olur.)

Yüksek Lisans / Mastır

Bir alanda ar-ge (araştırma geliştirme) yapmak için yeterli birikime sahip olmak, yüksek mühendis (veya kendi alanınızda artık neyseniz) olup daha fazla maaş almak, doktoraya gidebilmek için gerekenlerden birini yerine getirmek veya askerliği ertelemek için yapılır.
Ar-ge konusunu biraz açarsak: şimdi ben bir program yazacak olsam bunu google'dan bakarak yaparım, veya önce bi bismillah der başlarım karşıma çözemediğim bir sonuç olursa google'dan bakarım. Google'da hazır çözümler yoksa demek ki yeni bir konudur o zaman bu konuda yazılmış son bilimsel makalelere bakarım. Orada da çıkmıyorsa kalkar bilimsel makaleyi kendim yazarım ve tabii bunu yapmak için öncesinde araştırma yapmam gerekir. Bu araştırma da araştırma geliştirmedir işte. Araştırma kurumu denilen yerlerde bu yapılır, Türkiye'deki en belirgin örnek TUBİTAK. Türkiye - mecburen - savunma sanaayisine de bol bol yatırım yaptığı için bu konuda çalışan kurumlar da Ar-Ge gelişmiştir bunlar ASELSAN, HAVELSAN, TAİ vs.

Yüksek lisans programının içeriği ülkeden ülkeye okuldan okula farklılık gösterir çünkü uygulanan sistemler farklıdır. (Mühendislik için) Avrupa'da yüksek lisans ayrı bir program değildir, Avrupa'da lisansın devamıdır, kişi yüksek lisansı da yapınca mezun olur. Dolayısıyla Avrupa'da öğrenciler normal okula devam ediyormuş gibi sizinle birlikte "yüksek lisans" dersi yani teknik dersler alırlar, bunun sayısı bir yarıyılda 6-7 tane olabilir. Avrupa'da yüksek lisans biraz endüstri odaklıdır o yüzden dersler de ders projeleri de endüstri odaklıdır ve bol projelidir diyebiliriz.

Bu sistem dersler görüp alanınıza karar vermede kolaylık sağlayıp yaptığınız farklı projelerde size farklı yerden iş kapısı açmaya yarar fakat derslerden bunalırsınız. (Ben 5 bilgisayar dersini kaldıramadım Bilkentte.) Üstelik araştırma yapmaya vaktiniz olmaz. Sadece son dönem ders almayıp tez yazarsınız.

Buna karşılık Amerika'da ve Amerikan sisteminin uygulandığı Türkiye'de dönemde değil yüksek lisans boyunca 6-7 ders alırsınız. Dersler yüksek lisansa gelmeden önce seçtiğiniz alanda daha sağlam temelleriniz olmasına yarar, gibi gözükse de daha çok gereksiz bir uğraştır. Ana işiniz hocayla çalışıp araştırma yapıp makale basmaktır. Bunun için; hocanın söylediği makalelere çalışır hocaya sunarsınız, hoca da makalede iş var mı hızlıca öğrenmiş olur. Deney yapmak için uygulama gerekir, bilgisayar mühendisliği için konuşursak kodlama gerekir, e tabii hoca da danışmanı olduğu 5-6 öğrencinin koduyla tek tek uğraşamayacağına göre buna fazla katkı yapmaz / yapamaz, kodlama da sizden. Bir de bebelerin lisans derslerinde yaptığı türlü ödevleri labları ve türlü gereksiz ıvır zıvırları birinin kontrol edip puanlaması lazım, hoca uğraşamayacağına göre bunu da siz yapacaksınız. Tüm bunlara karşılık okulda bedava yüksek lisans yaparsınız ve üzerine bulunduğunuz şehirde yeme içmeye yetecek kadar para alırsınız (daha fazlası değil)

Avrupa'da ülkeler sosyal devlettir ve bizdeki gibi karma ekonomi sistemi uygulanır dolayısıyla üniversiteleri genelde devlet finanse eder. Siz sadece kalacak yeri falan ayarlarsınız bir de ufak bir katkı payı verirsiniz. (Almanya'da yılda 800 euro olması lazım katkı payının.)

Amerika ağır kapitalisttir ve üniversiteler paralıdır. Yüksek lisans için çok büyük meblağları gözden çıkarmanız gerekir. Yukarıda anlattığım işleri yaparak para vermekten kurtulabilirsiniz ama isteseniz de yapamazsınız çünkü yüksek lisans öğrencilerine bu işleri yaptırmazlar. Çünkü kendilerine başvuran halihazırda bir sürü doktora öğrencisi vardır ve doktora öğrencilerinin eğitimi daha uzun olduğundan daha uzun süre çalışabilirler + alanlarında daha uzmanlardır + hocam çok dersim var diye bahane veremezler çünkü derslerini bitirmişlerdir veya bitmesine az kalmıştır.
Amerika kapitalist dedik ama Amerikan öğrencilerini devlet finanse etmese bile finanse edecek bir sürü vakıf bulunur. Fakat elin Yozgat'ından gelen adamı finanse etmezler niye etsinler? Bu kişi onlara veya ülkelerine ne katkı sağlayacak? Dolayısıyla bu dış kapının mandallarının tek çaresi doktoraya başvurmaktır.

Bu iki sistemin okuduğum en güzel karşılaştırmasını ekşiciler yapmış. Özellikle ilk entryi mutlaka okuyunuz.

Türkiye'de bilindik üniversitelerde (Boğaziçi, Bilkent, ODTÜ) (İTÜ farklıymış) (bilinmedik üniversiteleri araştırmakla uğraşmadım) Amerikan sistemi uygulanır. Fakat tabii öğrenciler Türkiye'ye gelmek için yarışmadığından gelen yüksek lisans öğrencileri de notlama ve araştırma asistanlığı yapmak karşılığında okulların burs olanaklarından yararlanabilir. Aynı zamanda Türk öğrenciler yüksek lisansı bedava yapıp bir yandan da bir işte çalışabilir de, böyle yapınca üniversiteye bir katkıları olmadığından para almazlar tabii ama en azından notlamayla ıvır zıvırla uğraşmazlar.

Yüksek lisansa başvuru için gerekenleri sonra detaylı anlatacağım ama yüksek bir not ortalaması gerektirdiğini ve bunun bu işin olmazsa olmazı olduğunu şimdiden vurgulamalıyım.

Doktora

Yine bir alanda ar-ge yapmak veya askerlikten daha fazla kaçmak için kullanılır ama aynı zamanda akademisyen olmanın da yolunu açar.

Doktorayı şu grafik güzel özetler:


Anlaşılmadı mı? Açalım

1- İşte bu insanların sahip olduğu tüm bilgi birikimini içine alan çember


2- İlkokulu bitirince böyle oldunuz:


3- Liseden sonra



(bizim liseler böyle değil gerçi de neyse)

4- Üniversite, artık çember simetrik büyümüyor çünkü bir alanınız oldu.


5- Mastır
6- Doktora sırasında konunuzdaki makaleleri okuyarak insan bilgisinin sınırına ulaşırsınız.


7- Sizin işiniz artık dar bir alana odaklanıp o alanda yeni bir şey keşfetmektir ve tüm enerjinizi buna harcarsınız.



8- Bu çalışma aylar yıllar sürer. (Aşamayabilirsiniz de.)



9- Çalışmanız sonuç verirse araştırmanızın bulgularını ortaya koyup yayınlarsınız ve yeni bir şey keşfetmiş olursunuz. Tebrikler sınırı aştınız!



10- İşte doktora budur.


Bunu yazan arkadaş iki madde daha ekleme gereği duymuş.

11- Artık dünya size farklı görünür


12- O yüzden büyük resmi unutmayın!


Kaynak: http://matt.might.net/articles/phd-school-in-pictures/

Doktora demek bir alanda yeni şeyler bulacak kadar yetkin ve alanınızla ilgisiz alanlarda da bir o kadar bilgisiz olmak demektir çünkü çalışma hayatınız boyunca tek alana odaklanmışsınızdır. Bu yüzden doktoranın sadece spesifik amaçlar için yapılması önerilir. Doktora yapan kişinin bilgi birikimi yüksek olacağından maaşı da yüksek olması gerekeceği için iş verenler doktora yapan kişiyi "fazla pahalı" bularak işe almayabilirler bile.

Doktorada ana hedef bir danışman hoca gözetiminde doktora tezini yazabilmektir ve bu 3-3.5 sene sürer. Yan işler de vardır tabii, yine ekstra araştırmalar, öğrenci notlamaları, para getirecek projeler vs. vs. Ama ana amaç ortaya bilimsel bir ürün koymaktır.

Yine Amerika ve Avrupa sistemi farklıdır.

Avrupa'da doktoraya başvururken direkt olarak konunuzla beraber hocaya giderseniz, hocayla anlaşıp başlarsınız. Avrupa'da doktora yapmak için yüksek lisans ön şartı vardır, yüksek lisans olmadan başvuramazsınız. (Amerikan sistemi uygulayan Avrupa üniversiteleri mevcuttur ama.) Yine yukarıda yazdığım araştırma notlandırma vs. yapma imkanınız var. Ama ekşide attığım linkte yazan kişi ıvır zıvırla daha az uğraşıp direkt olarak bilime veriyorlar kendilerini demiş. İmkanları ve Amerika'dan farklarını çok iyi bilmiyorum çünkü yüksek lisansım olmadığı için araştırmadım fazla, muhtemelen yüksek lisansı olan kişiler bu konuda yeterince bilgi sahibidir o yüzden fazla ayrıntıya girmiyorum.

Çok araştırmamamın bir sebebi de şu; bazı Avrupa ülkeleri Avrupa birliği vatandaşı olmayanlardan çok yüksek meblağlarda para istemekte. (Örnek: İskoçya, İsveç, Finlandiya) Böyle bir ayrımcılık olunca insanın tüm hevesi kaçıyor. Bu yüksek lisansta da geçerli.

Amerika'da doktora sistemi çok farklıdır. Bir kere yüksek lisans şartı yok, lisans öğrencileri de başvurabiliyor. Amerika'dan yüksek lisans şartı alınca sanırım ders yükünüz biraz azabiliyor doktora kısalabiliyor ama başka yerden alınca orada aldığın dersleri sallamıyorlar. Yani ben şimdi Amerika'ya gitsem 5-6 yıl doktora yapacağım, 2 sene Bilkent'te mastır yapıp gitsem yine 5-6 yıl. Farkı şu olacak: dersleri 3. kez tekrar almış olacağımdan işler kolaylaşacak ve halihazırda araştırma tecrübesi edinmiş olacağım için sudan çıkmış balığa dönmeyeceğim. Tabii bir de doktoraya kabul edilme ihtimalim daha fazla olacak.

Amerika'da doktoranın şartları böyle olunca ve Amerika öğrencilerde pek bi ülke ayrımı gözetmeyince (Amerikalılar vs Amerikalı olmayanlar onlara) (bu arada kızlara pozitif ayrımcılık mevcut) Amerika'da doktora yapmak bazı ülke vatandaşları için en kolay kaçış yöntemlerinden biri haline gelmiş. Bunu herhangi bir Amerikan üniversitenin mühendislik laboratuarında görebilirsiniz. Bu ülkeler genel olarak refah düzeyi düşük ama ekonomisi fena olmayan ve tabii bu ekonomiyi de savunma sanayiisine ve teknolojiye tabii bunları da geliştirmek için mühendisliğe yatırım yapan, sosyal bilimlerin pek para etmediği ülkeler :) Çin ve Hindistan başı çekmekte. Bazı bilgisayar mühendisliği labları tamamen Çinli ve Hintlilerden oluşuyor neredeyse. Diğer ülkeler ise İran, Güney Kore, Tayvan, Vietnam, Pakistan, Bangladeş ve tabii Türkiye. Şurada bir liste mevcut. Suudi Arabistan'ın olması ilginç ama muhtemelen mühendislikte doktora yapmıyorlardır ve muhtemelen parayı basıp okuyorlardır.

Amerika'da doktora yaparken okul ücretinizi ve maaşınızı danışman hocanız öder. Tabii adam kendi cebinden vermez parayı, kendisine gelen yatırımlardan karşılar ama bu yatırımları alabilmek de zorlu bir süreçtir. Sonra aldığı öğrenci 1 sene sonra doktorayı bırakıp mastırı alıp dönüyorum diyince bir güzel küfreder çünkü o kadar yatırım yaptığı adam kendisini kandırıp okulunun etinden sütünden faydalanıp gidiyordur. Bir öğrencinin bir yıllık maaliyetinin de 70 bin dolar falan olabileceğini de belirteyim. Bu yüzden üniversiteler her ne kadar lisans öğrencilerini kabul ettiğini söyleseler de yüksek lisans öğrencilerine öncelik verebilirler çünkü bu adamın ikinci kez yüksek lisans alıp kaçma ihtimali yoktur. Bazı üniversiteler de bu tip cingözlükleri engeller, doktoraya başlayanların yüksek lisans tezi yapıp kaçmasına izin vermez, tezi onaylamaz vs.

Amerika'da doktorada ilk senede aynı mastırdaki gibi derslerinizi alırsınız. Bu arada yine hocanın ayak işlerini yapmanız gerekir. (İlk sene dersleri bahane edip biraz yırtabilirsiniz.) Hoca performansınızdan memnun kalmayıp size para akışını durdurabilir dolayısıyla ortada dımdızlak kalabilirsiniz. Hoca pislik biriyse "sabah sekizde laba geleceksin gece onda çıkacaksın haftasonları da çalışacaksın." falan diyebilir de. Bu yüzden "Danışman hocanızı evlilik adayı gibi seçin." der bazı düşünürler. Fakat adamın profiline girip sırıtan fotoğrafına bakarak bu seçimi yapmak kolay değildir.

"Fellowship" diye bir şey vardır bir de. Bunu alınca ayak işi yapmanıza gerek kalmaz. (Ama yine de tecrübe için yaparsınız.) Sizi finanse eden hoca değil başkası olacağı için hocalar iş tekliflerinize daha olumlu bakar, "Bi başlasın bakalım iyi çalışıyo mu görelim." derler. Alması zordur.

Türkiye'de doktora sistemi Amerika'yla aynıdır. Türkiye'de de aynı şekilde Amerika'daki gibi direkt olarak doktoraya başlayabilirsiniz, buna "bütünleşik doktora" denir. Önce mastıra gidip sonra doktora yapmak varken bütünleşik doktoraya gitmenin size değil üniversitelere faydası vardır. Bu yüzden bazı üniversiteler sizi direkt doktoraya başlatmak için teşvikte bulunur. Örnek: Koç üniversitesi bilgisayar mühendisliği bölümünde mastıra başlarsanız maaşınız 1800/1150 lira, doktoraya başlarsanız 3000/1800 lira (hangisi olacağına not ortalamanıza bakarak karar veriyorlar doktora maaşı ya eşit ya daha yüksek oluyor.) (Kaynak: https://gsse.ku.edu.tr/en/admissions/financial-aid/) Bazı öğretmenler de "Ben sadece doktora öğrencisi bakıyorum. Mastırcılar gelmesin." falan diyebilirler.

Not: Singapur'da ve Hong Kong'da Amerikan sistemi kullanılıyor. Kanada okullarında da Amerikan sistemi sanırım, okuldan okula değişebilir emin değilim, fakat Kanada'da önce doktoraya başvurmaya gerek yok, burslu yüksek lisans yapabilirsiniz Kanada'da. Avustralya üniversitelerinin sayfalarını inceledim hiçbir şey anlamadım, resmen bize gelmesinler der gibi sayfa hazırlamışlar. Avustralya uzak ve izole bir memleket olduğu için de çok da araştırmaya kasmadım. Daha da egzotik ülkelere başvurmanızı önermem, Türkiye'de yapın daha iyi.

Bir sonraki yazımda yüksek lisans ve doktora şartlarından bahsedeceğim.

Ocak Güncellemesi

Merak edenler için, hayır arkadaşlar ben ölmedim.

Fakat dönemim çok yoğun geçtiğinden, bir yandan yüksek lisans ve doktora başvurularıyla, yabancı dil sınavlarıyla bir yandan da "bir an önce zor dersleri halledeyim de bir dahaki dönem tembellik yapayım." kafasıyla aldığım gani gani bilgisayar mühendisliği dersiyle boğuşmaktan blogla ilgilenemedim.

13'ünde son sınavıma giriyorum, sonra birkaç yazı yazmak için kolları sıvayacağım.

Soru cevaplamaya devam ediyordum zaten, hala da ediyorum.

Kolay gelsin hepinize :)

Not: Bu yazıyı görüp bilgisayar mühendisliği yazmayı düşünenler yorum atsın. Yeterince yorum gelirse bilgisayar mühendisliğiyle ilgili düşündüğüm bir yazı serisine öncelik verebilirim.