YGS'de en çok yapılan hatalar ve çözüm önerileri - Kanal Önerisi

Bu paylaşımı daha önce yapmıştım ama madem YGS&LYS'ye az kaldı bir daha atayım. Videodaki hoca dershanede hocamdı. Sorduğum herhangi bir soruyu çözemediğini veya çözüp de anlatamadığını hatırlamıyorum. Kanaldaki videoları izlemedim tabii ama böylesine yakından tanıdığım, iş ahlakına sahip birinin kanalının reklamını yapmakta da bir beis görmüyorum.

YGS'de en çok yapılan hatalar ve çözüm önerileri

Kanalı: https://www.youtube.com/channel/UCmRkxJ4tTeIEvPwqPV7dqPg

(Konu anlatımları mevcut, arada birkaç reklam da var ama :))

Ben Sizin Yaşınızdayken 3 - Son Bir Ay




YGS'ye bir ay kaldığının farkındayım ve madem öyle size bu ay ne yapmanız gerektiğini düşündüğümü ve benim ne yaptığımı kısaca özetleyeyim.

Tatlı yazısındaki yazdıklarım hala geçerli. Yanlış bir şey yazmamışım kesinlikle.

Benim YGS'ye bir ay kala yaptıklarım öyle çok verimli değildi. Supernatural diye bir dizi vardı, her bölümü farklı bir konu işleyen bir diziydi dolayısıyla her gün 1-2 bölüm izlemenin zararı olmaz diye izliyordum. Sonra bir anda konulu, uzadıkça uzayan bir dizi haline geldi, benim planımı da altüst etti. Günde 1 saat çalışıp 2 saat dizi izlemeye başlamıştım. Neyse ki önlemimi erken alıp 2. sezonun sonunda diziyi izlemeyi bıraktım ve LYS'den önceki güne kadar hiç açmadım. Eğer böyle bir durumdaysanız size de önerim bir an önce bırakın. Ondan sonra yine dizi izledim ama hep saçma sapan şeyler izledim bağımlılık yapmasın diye.

Verimli değildi dedim ama tamamen felaket de değildi. Konuları bitirdiğim için soru ve deneme çözdüm bol bol. Konu çalışırken - hele de çok yeni bir konuysa - beyniniz nöronlar arası yeni bağlar kurar bir sürü ve bu zor bir iştir (biyoloji bilgim fazla değil çoğu şeyi unuttum ama bu da besbelli bir şey, kendiniz de fark etmişsinizdir.) fakat test/deneme çözerken zamanın büyük çoğunda hatırlama işlemini yaparsınız yani zaten hazır olan bağlar kullanılır, o yüzden o kadar uzun ve sıkıcı değildir. Bu sebeple ben de sıkılmadan bol bol test ve deneme çözdüm. O son günlerde bol bol konu çalışmak durumunda sıkılırdım ve çalışamazdım zaten.

Üniversitede ise hiçbir zaman çalışmayı son bir haftaya hatta son güne bırakıp "çalışabildiğimi" veya çalışsam bile başarılı olabildiğimi hatırlamıyorum. Lisede çokça kullandığım bu disiplinli yöntemi üniversitede çok az kullandım ve neredeyse hepsinde patladım. Singapur'da Algoritmalar dersi almıştım, derste alınan puanlarının bir çoğu sene sonu sınavından geldiği için sene sonuna doğru 3-4 gün çalışırım demiştim. Sonuç: Çalıştığım hiçbir şeyi sınavda yapamadım, Bilkent'te ikinci sınıfta öğrendiklerimi yapabildim sadece, dersi de o öğrendiklerimle geçebildim.

Özetle size önerdiğim şey, eğer hala eksik konularınız varsa asla ama asla "Sınav yaklaşırken öğreneyim bilgilerim taze kalır hem." diye düşünerek ertelemeyin ve konu çalışmayı bir güne yığmayın. Onun yerine dengeli gidin. 

Son birkaç günde, hevesiniz ve enerjiniz bitmişken kendinize uzun ve zor işler yüklerserseniz üstesinden gelemezsiniz.

Yanlış anlaşılma olmasın, son bir ay

Bu söylediğim LYS için de geçerli. LYS için konuları biriktirmeyi düşünüyorsanız, yapmayın. Kendim de Matris determinant ve toplam sembolü gibi kolay ve on birinci sınıftan hatırladığım konuları son haftaya bırakmıştım, son hafta da kısa bir tekrar yapıp 1-2 test çözmüştüm zaten denemelerde genelde yapabiliyordum bu konuları. Sonra gittim LYS'de matris sorusunu yapamadım.

Onun dışında söyleyeceklerim basit ama önemli:

- Aynı saatte uyuyup aynı saatte uyanın. Saçma uyku saatlerini YGS'den önceki gün düzene sokamazsınız.

- 7-8 saat uyku iyidir, az uyumayın.

- Beslenmenize dikkat edin. Mandalina resmini "Tatlı" niyetine koydum. En sağlıklı tatlılar meyvelerdir ve yeterli derecede meyve yerseniz tatlı aşermezsiniz. :) (meyvenin de fazlası iyi değildir ama.)

- Sınav taktiğinizi biliyorsunuz artık ama alternatif taktikler de oluşturabilirsiniz. Benim taktiğim az buz belliydi, Mat 50 dakika, fen 40 dakika (normalden uzun sürdü), Mat ve feni bitirdiğimde 70 dakikam falan vardı ve bunun hepsini Türkçe sosyale ayırmak yerine mesela ikisini 60 dakikaya sıkıştırıp 10 dakikayı boşlarıma verip 1 Mat 1 Fen işaretledim. Türkçe'yi bu kadar kısa sürede yapmamın zararından çok faydası oldu ve Türkçe'yi fulledim, fakat coğrafyada 4 yanlış çıktı ama kim sallar? Felsefede ise paragrafları uzun uzun okumadan çalıştıklarımdan bildiklerimle tak tak işaretledim her şeyi. Türkçe'de yavaş okumak, herhangi bir sözel soruda ilk akla geleni işaretlemek yerine soru üzerinde uzun uzun ve karmaşık düşünmek faydadan çok zarar getirir bunu unutmayın.

- Müziği bırakın demiştim. Bu müzikten nefret ettiğim için değil, çalışırken müziğin dikkat dağıtması (sıkıntıyı azaltır ama dikkat dağıtır bu bilimsel bir gerçek, müzikle çalışıp da başarılı olan da olur bu önemli değil.) ama en önemli nedeni aşırı "catchy" müziklerin sınav sırasında akla gelmesi ve akla gelince de dikkate dağıtması. Müziği bırakın önerime kendim YGS'de uydum ama LYS'den önceki günlerde nostalji yapmıştım, sınavda da sürekli şarkı söyleyesim geldi.

Kısa ve fazla bilgilendirici olmayan bir yazı oldu ama önemli konulara parmak bastığımı düşünüyorum. Zaten uzun ve fazla bilgilendirici bir yazı olsaydı başta söylediklerimle çelişecekti, yani son bir ayda size yeni şeyler öğreterek işkence çektirecektim. (Kılıfına uydurdum hemen.) Yazıyı da yarım saatte yazdım herhalde en hızlı yazdığım yazılardan biri oldu.

Ben Sizin Yaşınızdayken... 2 - Plan/Program Yapmak



Arkadaşlar selam. Artık üniversiteyi bitirmiş kafasıyla YGS-LYS'ciler için yeni bir yazısı dizisi çıkardığımı söylemiştim. Bu yazı dizisindeki ilk yazıyı okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Bu yazıda özetle önünüzdeki büyük hedefe durmadan yürürken gereken motivasyonu nasıl bulacağınızı anlatmıştım. Yazıda geçen "Bir başka küçük hedefler koymayı öğütleyen kitap var, yakında blogta özetini yazacağım." kitaptan ve onun türevi kitaplardan bahsedeceğim şimdi de. Yani önünüzdeki büyük hedefe durmadan nasıl nasıl yürüyeceğinizi anlatacağım.

Öncelikle daha önce yazdığım Plan/Program Nasıl Yapılır? yazısı hala geçerlidir arkadaşlar. İyi yazmışım zamanında, eferim bana.

Burada da dediğim gibi işini bilmez rehberlikçiler veya bizim iştahla "Bu sene birinci olacağım! Ama dur önce birinci olmak için gerekli planı yapayım." diyerek mükemmel bir mükemmeliyetçilik (erteleme) örneği gösterek hazırladığımız diyet programı çalışma programları bir işe yaramaz.

Madem üniversiteyi bitiriyorum, bilgisayar mühendisi bir geek olarak yazayım: bir bilgisayar çeşitli görevler yapar: fareyi hareket ettirdiğinizde onun masa üzerindeki yeni konumunu algılamak, arka planda çalışan programların arka planda çalışmasına devam etmesini sağlamak, bunu yapmakla uğraşırken fare imlecinin bilgisayar ekranındaki yerini değiştirmediği için sizin delirmenizi sağlamak ve türlü şeyler. Bir bilgisayar gerçek anlamda hiçbir şey yapmadığı ve tamamen vaktini boşa harcadığı tek bir görevi vardır:

Sıradaki görevleri planlamak!

Bilgisayar bunu yapmak zorundadır çünkü o kafasına göre işlem yapıyorken siz fareyi hareket ettirirseniz acilen "Ekrandaki fare imlecinin konumunu güncelleme." görevini en başa koymak zorundadır ki kullanıcı bilgisayarın çöktüğünü düşünmesin. Fakat bunu yaparken geçirilen süre tamamen zaman kaybıdır.

Aynı şekilde sizin de plan/program yaparken geçirdiğiniz süre zaman kaybıdır çünkü bu size bir şey katmaz yani bir şey öğrenmezsiniz. Fakat yapmanız da gereklidir.

Bu yazının ana konusu plan yapmanın gereksizliği değil nasıl plan yapılacağı tabii.

Bir bilgisayarın yapacağı görevlerinin sıralamasını belirlemenin ennnnn verimli yöntemi: diye bir şey yoktur. Bu insan için de geçerli.

Blogumdaki diğer yazılarımı okuduysanız görmüşsünüzdür ki ben hep "Yap öyleyse", "Temelin mi yok? E oluştur o zaman?", "Fiziğin mi kötü? Fizik çalışsana madem." gibi şeyler yazarım. Soru soranlara da bu tip cevaplar atarım. "Bunun sihirli bir formülü yok." derim herkese. Asıl olan şudur ki bu kişiler, ben, büyüklerimiz, herkes, her konuda en verimli, en optimal, en "kısa zaman içinde en iyi sonucu veren dosdoğru" yolun peşine düşerler ama öyle bir yol yoktur. Bu yüzden yaptıkları tek şey mükemmeliyetçilik ve dolayısıyla erteleme (procrastination) olur. "Fizik çalışmam lazım, akşam sakin kafayla çalışırım şimdi daha yeni uyandım / daha yeni yemek yedim / daha şartlar oluşmadı." "Matematik çalışacağım ama nereden başlamalıyım bilmiyorum, plan yapayım, arkadaşlarımın planını öğreneyim, hocalara danışayım, gidip kitapçıdan bir yığın kitap alayım, bu kitap iyi değilmiş yenisini alayım, kesinlikle beni sıfırdan başlatacak bir kitap bulmam lazım.", "Geometri çalışacağım ama önce temelim olmalı iyisi mi ilkokul birden başlayarak tüm kitapları okuyayım." gibi sözler ediyorsanız kendinize, "mükemmeliyetçilik" adı altında erteleme yapıyorsunuz demektir.

Sihirli bir formül yok size yol gösterecek bir takım yöntemler mevcut. Bunlar:

1- Ufukta Beliren İlk İşi Yapmak

Örneğin yarın fizik sınavınız var öbür gün tarih sınavı var. Önce fizik sınavını halletmek. Benim bahsettiğim "Konu konu çalışma" da aynen bunu kapsıyor. Kısaca yapılması gereken şeyleri bir kenara yazıp sonra hangisini önce yapmanız gerektiğine objektif olarak karar verin.

Burada temel konusuna bir parantez açayım: Çalıştığınız konuda temeliniz veya harika bir kariyeriniz olmasına gerek yoktur. Bilmediğiniz şeyi google'dan aratarak hemen öğrenebilirsiniz. Google'dan aratınca hemen öğrenemediniz ise biraz ders kitaplarını karıştırabilirsiniz tabii ama illa o şeyi tamamen öğrenip kavramaya ve profesörü olmaya gerek yoktur. Fakat diyelim dikdörtgen sorusunu çözemediniz ve meğerse o soru üçgende benzerlik kullanılarak çözülüyormuş. Tabii ki üçgende benzerlik konusunu bilmiyorsanız veya unuttuysanız bu konuyu çalışmalısınız. Fakat "Böyle unuttuğum çok konu var olmalı temelim yok." diyerek her şeyi en baştan çalışmanıza ve yine sihirli formül beklemenize gerek yok.

2- Kısa İşi Önce Yapmak ve Uzun İşleri de Kısaltarak Aşamalı Bir Şekilde Yapmak

Burada hemen "Getting Things Done" felsefesini kısaca açıklayayım. Yararlandığım kaynak

Aşamaları şunlar:
1- Girdileri (kitaplar vs. okunacak şeyler, emailler, yer imleri, size bir şeyler emreden her şey) toplayın.
2- Girdileri işleyin. Girdiye bir şey yapılabilir mi? Yapılamıyorsa çöpe atın veya "bir gün belki" listesine ekleyin. Bir şey yapılabilir mi? Bir şey yapılabilirse bu girdiyle ilgili sıradaki hareketi tanımlayın. Örneğin bu henüz başlamadığın bir kitapsa sıradaki harf kitabın yorumlarına bakmak olabilir. Bu iş iki dakikadan kısaysa hemen yapın! Değilse onu bir projeye dönüştürüp görevlere bölün.
3- Sonuçları düzenleyin. Proje listesi, yeni yapılacaklar listesi, takvim, bir gün belki listesi, email listesi vs. Önemli bir liste var ki o da tekrar listesi.
4- Sıradaki işe karar verin.
5- Bu aşamaları tekrarlayın.

Şimdi ben bunları açıkçası size uzun uzun liste tutturmak için anlatmadım ve tabii işlerinizi 2 dakika halledemeyeceğinizin de farkındayım. Sadede gelirsek şunların vurgusunu yapmak istiyorum:

1- Kısa işleri hemen yapın düşünmeyin. Örneğin dershanede 2 saatlik etütten çıktınız. Bunun tekrarına 2 dakika yetmez ama 10 dakikanızı alır. Bunun uzun uzun planını yapmaya gerek yok, hemencecik tekrar ediverin. (Tekrar kısmını konulara bölerseniz yine 2 dakikaya gelir de neyse o kadar kasmaya gerek yok.) Yani bir iş önemli ama hızlı yapabilecek gibiyse yapıp yapmamayı düşünmeye değmez. Bunun günlük hayatta örneği bolca mevcut. Bir buçuk saatlik film izlemek için iki saat film önerisi karıştırmak mesela. Veya internette ilginizi çeken bir paylaşımı sonra okurum diyip yer imlerine eklemek sonra dağ gibi yığılmış bir yer imleri penceresiyle karşılaşmak. Halbuki sonra okurum diye cebe atmak yerine şimdi bir göz gezdirseydiniz anlamsız bir paylaşım yığınına sahip olmazdınız. Daha bir sürü örnek verilebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta şu ki sıradaki işi ertelemek için araya gereksiz kısa işler koyarak kendinizi oyalamamak. Literatürde buna "ders çalışmamak için yapılan anlamsız hareketler." denir. (Ben de çok yaparım bunu, ders çalışmadan önce hiç çişimin olmamasına dikkat ederim, giderim kahve alırım. masanın üzerini temizlerim vs. siz yapmayın.)

2- Düzenli olmak. Burada kastım yine söylüyorum diyet programı çalışma programları değil. Blogta da daha önce yazdığım kalan konular ve günler listesi ilk aklıma gelen örnek. Yapamayıp aklınıza takılan soruları ama kesip ama fotoğrafını çekip bir yerde tutmak cevaplandırdıktan sonra bir daha üzerinden geçmek. Takvim lisede kullanmazdım ama üniversitede çok fazla "Son teslim tarihi" ile karşılaşınca ve bunları aklımda tutamayınca sürekli kullanmaya başladım ve artık sadece ödevler için değil yapacağım işler için de kullanıyorum. Bunun için de Windows 10'daki takvimi kullanıyorum direkt (telefondan kullanınca da senkron oluyor.) Örnek:



Gördüğünüz gibi burada her türlü önemli görevin kaydı var. 6 Ocakta ise bana vahiy geliyor. (Ben işaretlemedim o günü, nereden geldi bilmem :P)

Tekrar söylüyorum, bu listeler sizin zaman geçirmeniz için keyfi oluşturacağınız listeler değildir. Yazının başında da yazdığım gibi plan yaparken ileri gitmez insan. Sadece işe yarar ve temel planlar yapın. Ekstrem bir örnek olacak ama, Mark Zuckerberg'e neden hep aynı tişörtü giydiği sorulmuş, o da "Hep aynısını giymiyorum, aynısından birkaç tane var. Sadece ona karar vermekle uğraşmak istemiyorum." demiş özetle.

3- İşin Ehemmiyeti / Zaman Formülü, Birbirini Bağlayan İşlere Dikkat etmek vs. Her bir şey.

Önemli ama kısa işlere öncelik vermek ve önemsiz ve uzun işleri sona bırakmak da bir yöntem. Veya bir iş başka işi bağlıyorsa önce onu yapmak. Bu her zaman mantıklı da olmayabilir yani, dikdörtgen çalışacağınız zaman bağlıyor diye tüm üçgenlerin tekrarını yapmak iyi olmayabilir. Yani kısaca izleyeceğiniz bir sürü yol var, kendi yolunuzu istediğiniz kadar özelleştirebilirsiniz. Burada yazdığım temel yöntemleri bilmeniz yeterli. Plan/Program önemli ama işin %99'u değil. Bir insan ne kadar planlı olursa olsun o kişi hiçbir şey yapmıyorsa napalım biz onu?

Bu yazımda da plan/program yazmadan kısaca bahsettim. Biraz erken mi bitirdim yazmayı ne? Çünkü plan/program yapmak önemli ama hakkında uzun uzun okuyacak kadar değil :)

Kolay gelsin.

Lisansüstü Başvuru Süreci 6 - Okul Seçimi

Okul seçmek çok zor bir iş. Öyle YGS-LYS'deki dümdüz bir yolu yok. Okullar siyah beyaz iyi kötü olarak ayrılamıyorlar. Çeşitli sıralamalar var ama hepsi yalan. Ayrıca seçenek yok. Bazı okullardan haberiniz bile olamayabiliyor. Amerika'daki ilk 50 okulun her şekilde Türkiye'de doktora yapmaktan iyi olduğunu söyleyenler mevcut. Fakat 50 ya. E-l-l-i. Elli tane okulun sayfasına girmek, ne gibi kriterleri var öğrenmek, sonra hepsinin lablarına teker teker bakmakla geçer mi ömür? Yuh!

Daha bunun Avrupası var, Kanadası var, Avustralyası var bilmemnesi var.

Hal böyle olunca ben de son derece temel kriterler koydum kendime. İyi bir transkriptim olduğu için elbet bir yerlerden kabul alacağımı, alamasam bile mastıra gidip dönüşümü muhteşem yapabileceğimi biliyordum. O yüzden eleyici kriterler kullandım.

1- Çok çok süper okullara başvurma. Girme ihtimalinin bulunduğu okullara başvur.
2- Küçük, izole ve zevksiz şehirlerdeki okulları boşver. Büyük ama dandik şehirlerdeki okulları boşver. Mümkünse ya büyük ve güzel bir şehirde olsun üniversite ya da böyle bir şehre yakın şirin bir kasabada olsun. (5 yılın geçecek, daha önemlisi hayatının baharı geçecek. Yaşamaya değmeyecek bir yerde çarçur etmeye değer mi?)
3- İstediğin lablar olsun ve bu lablarda çalışan hoca sayısı çok olsun.
4- Kampüsü güzel olsun. (Amerika'da kampüsler güzel genelde zaten.)
5- Abuk subuk giriş kriterleri olmasın. (bkz: Princeton)
6- Kabul düzeyi makul derecede yüksek olsun ki girme ihtimalim biraz olsun. (bkz: Yale)

Bu kriterler okul elememe epey yardımcı oldu, fakat kriterleri çiğnediğim de olmadı değil.

Sizin tabii kendi kriterleriniz olabilir. Buraya yazmadığım olası başka kriterler:

- Sizi kabul edecek hocaların bulunması. Fazla başvuru parası vermek istemeyen Hintli Çinliler hocaları spam yağmuruna tutar mesela. Ben yapmadım çünkü mailde "Şunu şunu yaptım sizin istediğiniz adamım." diyebileceğim bir şey yoktu. Şimdi mail atmaktansa 2-3 ay sonra mülakatta daha donanımlı olma ihtimalimi göz önünde bulundurdum. Ama siz zaten donanımlıysanız bence çekinmeyin atın. Fakat cevap alamazsınız başvurmaktan hemen vazgeçmeyin.

- Hocalarınızın bağlantılı olduğu bir okul olması. Sevdiğiniz hocalarla konuşun, özellikle size referans verecek hocalar. Bu şekilde bağlantılarla başvuru yapan çok arkadaşım var.

- Okulda çokça Türk hocanın / öğrencinin bulunması. Okulunuzun bilinme ihtimalini ve dolayısıyla kabul şansınızı arttırır.

- Başvuracağınız danışman hocanın başarıları. Ne kadar sık makale yazıyor? Kaç öğrencisi var ve bu öğrencilerin durumu ne? Öğrencileri spamlemek de iyi bir yöntem, ben yaptım, ama çok değil, sadece "Bu hoca olacaksa olsun." dediğim hocalar için yaptım. Aynı zamanda hocanın dekan, bölüm başkanı vs. olmamasına da dikkat etmek lazım ki adamın araştırmaya vakti kalsın. Genç hocalar çok çalışıyor ama sizi de çalıştırıyor diyorlar.

- Hocanın / labın / okulun mezunlarının şu an ne yapmakta olduğu.

- Bu okul olmazsa başka yere gitmeye değmez mastıra gideyim kriteri. (Öz-trip)

- Unutmadan söyleyeyim, kızsanız mühendislikte kabul alma şansınız artıyor çünkü adamlar üniversitelerinin adamlarla dolmasını istemiyorlar. Kızsanız çitayı biraz yükseltebilirsiniz.

Şimdilik bu kadar aklıma geldi. Daha sonra belki yeni eklemekler yaparım. Okul seçmekte olan biri varsa aklına takılanları bana yazsın mutlaka.

Aşağıdaki listelerden okulları seçip tek tek sayfalarına ve ekşi sözlükten hakkında yapılan yorumlara bakarak elemeleri yaptım.

Bu bilgisayar mühendisliği için, siz kendi alanınızı yazın:
https://www.topuniversities.com/university-rankings/university-subject-rankings/2016/computer-science-information-systems#sorting=rank+region=+country=257+faculty=+stars=false+search=

https://www.timeshighereducation.com/world-university-rankings/2017/subject-ranking/engineering-and-IT#!/page/0/length/25/sort_by/rank/sort_order/asc/cols/stats

Bu rankingler tabii mutlak bilgi vermez fakat 1. sıradakiyle 50. sıradaki arasında katiyyen fark vardır. Yani siz "tier" yani kategori sıralaması yaparsınız bu rankingleri kullanarak ama son kararı iyice inceleyerek verirsiniz. Aynı Boğaziçi-Bilkent-ODTÜ karşılaştırması yapmak gibi.

Burada da okulların işe yarar dergilerdeki makale sayıları, dolayısıyla sıralamalar alandan alana değişiyor.
http://csrankings.org/

Not: Bunlar sadece Amerika'daki üniversiteler içindi. Avrupadaki üniversiteleri rankingleri kullanarak Amerikadakilerle karşılaştırmak saçmalık çünkü sistem farklı. Amerika'da olmayan üniversiteleri kendi içinde değerlendirdim.

*

Benim bu kriterleri kullanarak başvurmadığım okullar:

MIT, Stanford, UC Berkeley, Harvard, Caltech: Buralara bizim okuldan hatta Türkiye'den giden kişi sayısı oldukça sınırlıdır, bu sene de okul birincisi ya gider ya gitmez. 4-10 arasında bir yerlerde olduğum için şansımı deneme gereği duymadım.

Princeton: GRE Verbal için minimum 161 istiyorlar ve TOEFL Speaking'de 28 alıp gelirsem beni orada sınava tabii tutacaklarmış, geçemezsem hazırlığa yollayacakmış. Çok şakacı şeyler sizi :)))

Carnegie Mellon: Bilgisayar mühendisliği için MIT ile birlikte en iyi yer. Burada bilgisayar mühendisliği bölüm değil fakültedir resmen, Machine Learning, Human Computer Interaction diye bölümler bulunur, sen bölümlere başvurursun. Bizim geçen yılki okul birincisini mülakata aldıktan sonra reddettiler. Ben de şansımı deneseydim keşke, fakat herhangi bir bölüm üzerine yazmaya değecek bir tecrübem yoktu. Burada okumuş / profesör olmuş Bilkent hocaları mevcut.

Yale: Buraya aldıkları kişi sayısı bayağı az, 8 kişi falan alıyoruz demişler. O yüzden başvurmadım.

Georgia Tech: Atlanta hakkında tek olumlu yorum yoktu, boşverdim.

University of Illiniois Urbana Champaign: Bu da aynı şekilde dandik ve izole bir şehirde. Ayrıca T.A.'lik için TOEFL'da minimum 24 speaking istiyorlardı ben ise anca 22 yapabilmiştim.

University of California Los Angeles: Lisans öğrencisiyken araştırıp çok beğendiğim bir okul olmasına rağmen son sınıfta araştırıp hiçbir labını beğenmediğim için başvurmadım.

Columbia University: Algoritma dersinden B+ istedikleri için (Singapur'da almıştım B- gelmişti) başvurmadım. Geçen yılın birincisini bunlar da reddetmiş.

University of Texas, Austin: Human-Computer Interaction labı olmadığı için başvurmadım (Aslında başvursaydım başvurduğum en iyi okul olacaktı ve kabul edilseydim HCI falan düşünmezdim. Fakat kabul alma ihtimalim de düşüktü.)

University of Washington: Seattle'da olan bu güzel okula niye başvurmadığımı hatırlamıyorum, labları falan da güzelmiş halbuki. Pişmandım. Fakat sonra şubat ayında herkesi reddettiklerini görünce pişmanlığım geçti.

University of Pennsylvania: Burada da HCI yoktu. Fakat şehir güzel, düşünebilirmiş. Ama University of Michiganla aynı seviyedeydi zaten, gerek yoktu.

Northwestern University: Konumunu beğenmedim. Sonradan fikir değiştirip bir hocaya mail attım, cevap vermedi. Ben de başvurmadım.

University of California Santa Barbara: Bilkentlileri oldukça seven bu üniversite benim en büyük önceliklerimdi fakat HCI'cı yine yoktu ve okuldaki görüntü işlemede çalışmayan tek Machine Learningci Çinli olunca en iyisi aynı kalibrede olan ve kasaba değil büyük şehirde yer alan San Diego'ya başvurdum.

Boston University: Northeastern'ın daha iyi olduğunu düşünüp başvurmaktan vazgeçtim. Zaten kampüsü çok kötü gözüküyor.

University of Winsconsin, Madison: Yine konumunun kötü olması ve HCI çalışan tek kişinin robotik çalışıyor olması. (Türk'tü ama.)


Kanada'daki üniversiteler: Direkt olarak doktoraya alım yapmıyorlardı veya sadece en iyileri alırız mastır yapan falan diyorlardı. Çok sonra öğrendim ki mastıra da burs veriyorlarmış. O yüzden can havliyle Simon Fraser'e başvurayım dedim. Sonra kabul alınca ondan da vazgeçtim.

Avustralya'daki üniversiteler: Yukarıdakiyle aynı sebep ama Avustralya uzak olduğu için hiç başvurmadım.

Singapur, Çin, Kore, Japonya, Tayvan, Hong Kong: NUS'a giden arkadaşın başına gelenleri okuduktan sonra herhangi bir Doğu Asya ülkesine başvurmanın riskli olacağına karar verdim.

Başvurduğum yerler ve nedenleri:

Cornell University: "Top School", "Ivy League" kategorisine giren okullardan başvurduğum tek okul. Botanik park gibi bir kampüsü var. Kampüste şelale var. Ekşi sözlükte fazlaca soğuk ve depresif bir yer olduğu söyleniyordu, 2010'da 6 ayda 6 kişi intihar etmiş. Konumu çok süper değil ama New York'a yakın en azından. Beni bu okula çeken bünyesinde Information Science bölümü oldu. "Hem bilgisayar bilimini hem de sosyal bilimleri sevenler gelsin." diye lanse edilen bu bölüme benim profilim güzel uyuyordu, belki alırlar da bir ivy league okuluna gitmiş oluruz diye başvurdum. Mezunlar da genellikle yazılım danışmanı oluyordu, bildiğim kadarıyla güzel ve iyi para getiren bir meslekti. Bölümün TOEFL için speaking şartı minimum 22'ydi, ben 22 yaptığım için havalara uçmuştum.

University of Michigan at Ann Arbor: Hem bu okul hem de Ann Arbor hakkında öyle methiyeler düzülmüş ki her yerde, kuzeyde ve soğuk olmasına rağmen başvurdum. Detroit'e yakın. Labları da çok beğendim. Bizim okulun geçen yılki birincisi buraya gitti, onun da bir bildiği vardır dedim.

Ecole Polytechnique Fédérale de Lausanne: İsviçre'nin Fransızca konuşulan tarafında yer alan ve Amerikan sistemiyle eğitim veren bu okulda bir sürü Türk hoca ve öğrenci vardı. Geçen yılın üçüncüsü buradaydı. Fazlaca alım yapıyorlardı. Başvuru ücretsizdi. Gidenler okulun gayet iyi olduğunu söylüyorlardı. Şansımı deniyeyim dedim, çok da ihtimal vermiyordum, niyet mektubu yazmaya çok kasmadım, "Mooc çalışıcam ben ya" diyip geçtim. (Şoktayım şu anda.)

University of Southern California: UCLA'da istediğim labları göremeyince yine Los Angeles'ta yer alan, "Doğal Dil İşleme" konusunda bir sürü labı ve hocası ve bir tane Türk öğrencisi bulunan bu okulu seçtim. Okulun tek sıkıntısı tekinsiz bir muhitte yer almasıydı. Birkaç sene önce iki tane lisansüstü öğrenim gören Çinli EEci öldürülmüş burada. Neyse dikkatli oluruz dedim. Fakat başvuruların son günü komplekse katılıp "Ya Machine Learning sınavından düşük alacağım, adamlara ne diyeceğim bu derste böyle başarısız olursam? Zaten aldıkları öğrencilerin hepsi mastırını alıp gelmiş, benim şansım yok." diyip başvurmaktan vazgeçtim. (Saçma bir karar vermişim, sınavdan da düşük almadım.)

University of California, San Diego: Santa Barbara yerine başvurduğum bu okul San Diego isimli sıcak güneşli ve büyük bir şehirde. İçinde Design labı ve çok güzel Cognitive Science labları var, Bilkent Bilgisayar mezunu bir hoca Cognitive Neuroscience çalışıyor hatta. Ben Design labına başvurdum. Bu design konusunda bayağı çalışma yapıyor adamlar, courserada gani gani dersleri var. EPFL'den kabul almasaydım onlara çalışıp mülakata çıkacaktım fakat şimdi saldım çayıra.

University of Texas A&M TAMU: Buraya başvurma gibi bir niyetim yoktu, fakat hocalardan biri Koçta danışman hocamın meslektaşıydı yani aynı konuyu çalışıyordu. Tabii çok daha fazla bütçe alıyordu ve çok daha güzel projeler çıkarabilirdik labta. Ayrıca labın hocası kadın çok güler yüzlü ve sempatik birine benziyordu. Singapur'daki yakın arkadaşlarımdan biri onun gözetmenliğinde bitirme tezini veriyormuş, o da iyi biri olduğunu söyledi. Mail attım hocam beni kabul eder misiniz tek sizin laba başvurmak için başvuracağım yoksa başvurmayayım diye, malesef cevap vermedi, cevap anca 1-2 ay sonra geldi, senin C.V. ilgi çekici başvur bence diye. Başvurmuştum çoktan. Bu okul da Texas'ın başkenti Houston'a yakın bir yerde tamamen öğrencilerin yaşadığı "College Station" isimli yerde, isimden belli zaten nasıl bir yer olduğu. Bu yerin güzel bir yanı da hayatın çok ucuz olması, özellikle Boston'a göre.

Northeastern University: Sıralamalarda oldukça altlarda olsa da bu okul HCI konusunda gayet iyi, makale/profesör oranı doyurucu. Bu konuda Cornell, TAMU, Columbia ve Harvard'ın üzerinde 16. sırada hatta. Tabii bu da aşırı büyük bir başarı değil. Okul Boston'da, MIT ve Harvard'a komşu. Boston çok güzel bir şehir, tek sıkıntısı Ankara'dan bile soğuk olması. Boston'a Türkiye'den gidip gelmek oldukça ucuz, 1000 liraya bilet mevcut, arada gelirim. Bu okulu yazmamdaki en büyük sebep okulun çok iyi bir "safety school" olması yani elimi sallasam girerim okulu. Öyle de oldu. Buradan bir hocaya mail attım ve mülakat yaptık. Konuştuk, sorularına cevap verdim vs. sonra en son bir kitlenme oldu muhabbette akmadı gitti ama anlaşılan adama yeterli gelmişim ki kabul etti beni.

Simon Fraser University: Mastıra başvuracaktım burslu mastır şansı var diye. Vancouver'da, güzel bir şehir. Oraya giden Bilkent felsefe mezunu arkadaşım da beğendiğini söylüyor. 2-3 tane beğendiğim lab da çıktı, bir tanesinin hocasına mail attım ama cevap vermedi. EPFL'den kabul edince başvurmaktan vazgeçtim.

Koç Üniversitesi: Northeastern dışında "safety" denebilecek bir yer yazmadım (belki TAMU da safety denebilir), Northeastern'a girersem de Koçla arasında bir karar kılarım diyordum. Koç'ta Machine Learning ve Parallel Computingi beraber götüren genç bir hoca vardı ona başvuracaktım araştırma konusunu çok beğenmiştim. Oradan yüksek lisansı alınca daha iyi okullara doktoraya giderim diyordum. Fakat gerek kalmadı.

Politecnico di Milano: Bu okul da mastır öğrencilerine verdiği yüksek hibelerden (850 euro veriyor ayda, Avrupa'da hibeli mastır bulmak kolay değil) ve rankinglerde yüksek gözükmeinden dolayı listeme almıştım. Fakat oraya giden Bilkent Matematik mezunu arkadaşım memnun olmadığını defalarca dile getirdi. Fakat "Ben Bilgisayarcı değilim belki sen yaparsın." falan da dediği için "Belki" listeme kattım. Ama gerek kalmadı başvurmaya. Zaten dönem başı 6-7 bilgisayar dersi almak gerekiyor, uğraşamazdım herhalde.







Akademik Bilişim 2017

Birkaç gündür Aksaray'da (il olan) Akademik Bilişim'deydim, o yüzden sesim soluğum çıkmadı. Madem böyle bir tecrübem oldu onu da yazayım.

Daha önce 2015'in ağustosunda Linux Yaz Kampına gitmiştim. 10 gün falan süren bu kamp gerek eğitim aldığım konunun önemini tam kavrayamamış olmam, gerek yurtdışında staj-tatil karışık bir şeyden dönüp onun etkisinden çıkmamış olmam, gerek de website yapmanın teorik kısımlarını hiç bilmemem (ve kursta bunların yeterince üzerine basılmaması) ve pratik kısımlarının da çok tırıvırı gelmesi (adamların söylediği kodu terminale aynen yazıp hiçbir şey anlamıyordum, bu ne şimdi) yüzünden pek parlak geçmemişti. Çok iyi anlaştığım oda arkadaşlarım dışında öyle pek bi ortam yapamamıştım nedense. Öğrendiklerimden HTML&CSS kısmını unutmadım ve işime yaradı, javascript anlatan hoca sıfırdan anlattığı ve sıfırdan programlama dili öğrenmek de çok sıkıcı olduğundan derslere çok iyi konsantre olamadım (yine de Koç'ta javascript üzerine çalışınca en baştan javascript öğrenmeme gerek kalmadı), python kısmını da dinledim fakat daha back-end ve server-client ilişkisini bilmeden bir de modele değişiklikler yaparken terminale bir yığın anlamsız komut yazdığınız Django'yu öğrenirken artık çok sıkıldım ve dinlemeyi bıraktım. Millet ikili gruplar halinde site yapıp sunarken benim partnerim erkenden gitti ve ben de elde hiçbir ürün olmadan kampı bitirdim. O yüzden LYK 2015 yazısı yazmamıştım. Fakat adamların yaptığı işi takdir ediyorum tabii. Ben iyi faydalanamadım. 

Akademik Bilişim de Linux Yaz Kampı'nın kısa versiyonu. Aksaray'da düzenleniyor. Aslında bu bir konferans ama konferanstan önceki 4 gün konferansa gelen hocalar falan kurs veriyor. Çeşitli kurslar var, şuradan inceleyebilirsiniz: http://ab.org.tr/ab17/kurs.html Hacking, internet güvenliği, web programlama, makine öğrenmesi vs. her şey var.

Ben terskod mühendisliğine başvurmuştum. Bilkentli bir hoca ve öğrencisi tarafından verilen bu kurs kodu gizli olan programların nasıl çalıştığını anlama üzerine bir kurs. Crackleri falan burada anlatılan yöntemlerle yapıyorlar. İkinci tercihe de Nesnelerin İnterneti (Internet of Things) yazdım. Terskod'u araştırıp üzerine biraz düşününce öğrenmenin gereksiz olduğu fikri oluştu bende, çünkü öğrendikten sonra proje yapmazsam bir işe yaramayacaktı ve bunun projesine zaman harcamak gereksizdi. Adamlar kursa alınacakları seçmek için sınav gönderdiler, cevaplamadım, zaten tam da son finalimden bir gün önce göndermişlerdi. 

Sonra kursun başlamasından 3-4 gün önce Nesnelerin İnternetine kabul haberim geldi. O sırada doktora kabulünü de almıştım ve "İnsan-Bilgisayar etkileşimi" çalışacağım kesin gibi görünüyordu. Okullara ve hocalara bakarken nesnelerin interneti de birçok kez karşıma çıkmıştı. Doğrudan olmasa da benim konumla dolaylı olarak ilişkisi vardı. Ayrıca adamlar gerekli donanımı sağlayacaklarını söylüyorlardı ve bu tip şeyleri evde öğrenebilmek için donanım satın almam gerekirdi, tabii bunu yaparsam sonra hevesimi alınca bırakmak israftı.  Tatilde de yurttan çıkmamıştım, eve bile gitmemiştim, özel nedenleri var sonra anlatacağım. Kısa olsa da, Aksaray gibi muhtemelen dandik bir yere olsa da, yeni bir şehir görmek ve yeni bir sosyal çevrede bulunmak eğlenceli olabilirdi.Bu yüzden seve seve gittim akademik bilişime. Son gece çantayı hazırlayıp ertesi sabah soluğu otogarda aldım.

Çantayı alıp yola çıkmak ve dört gün boyunca bambaşka bir yerde yaşamak, bambaşka bir şehri keşfetmek (her ne kadar Aksaray gibi küçük ve dandik bir şehir olsa da), yeni insanlarla tanışıp yaşamak ve tamamen aynı meslek grubundan olan entelektüel bir sosyal çevrede bulunmak harika geldi! Kendimi özgür ve yenilenmiş hissettim. Açıkçası bu açıdan harika bir deneyimdi

Ankara'dan gelmek 3 saat sürdü. Karla kaplı dümdüz bozkırların (olduğunu varsayıyorum çünkü kardan gözükmüyor) arasındaki yollardan geçtik. Şehrin girişinde garip bir köpek heykeli karşıladı beni. 


Terminale geldiğimizde "ya şimdi nereye gideceğim" diye bakınmama bile gerek kalmadan akademik bilişimcilerin orada pusuya yattığını gördüm.


Terminalde hayatımda gördüğüm en pis tuvalete girdikten sonra bizim için ayarladıkları servise bindim. Tam oturdum cama bakıp uzaklara dalıyordum ki araba durdu, gelmişiz. "Şehir bu kadar mıydı ya?" nidalarıyla yurda geldik.

Yurdun mimarisi güzel, zevkli tasarlanmış.

 

İlginç olan yurdun çevresinde hiçbir şey yok. Yurdu resmen şehrin bitişine kurmuşlar yani sonradan eklemişler. Yurdun manzarası şöyle bir şey:


(Bursalı biri olarak bu kadar dümdüz bir şehre de imrendiğimi belirtmeliyim.)

Yurda kayıt yaptırmaya geldik fakat sonradan kabul edildiğim için adamlara ulaşan yurtta kalacaklar listesinde adım yoktu. "E benim adım yok?" dediğimde "Yoksa yok." gibi dahice bir cevap aldım. Biraz bekledikten sonra aynı sorunun başkalarında da olduğunu gören müdür "Listede adı olmayanların kaydını üçten sonra alacağım." dedi fakat listede adı olanlarınkini de alamadı çünkü elektrikler kesildi. Baktım iş pis bir şeylere sarıyor bari çıkıp biraz şehri gezineyim hem yemek yiyeyim dedim.

Şehirde de bir şey yok gerçi çünkü burada şehir yok, her taraf araba galerisi kaynıyor. Traktörler falan var. Bu kadar arabacıyı doyuran biri olmalı diye dönerci aradım etrafta, küçük bir barakada döner yapan bir abiye rasgeldim, etrafta da akademik bilişimci çocuklar var. Bir dürüm söyleyeyim oturdum yanlarına. (gideceklere tavsiye Adana dürüm 7 lira burada yiyin gari :d)

Ufak bir tanışma, naber isim ne hangi kurstasın hangi üniversitedensinden sonra bir tanesiyle aramızda şöyle bir diyalog geçti:

Arkadaş: Azimliyazar varmış sizin okulda bir tane.
Ben: Evet o benim. (:thuglife:)
Arkadaş: Hadi canım. İnanmıyorum.
Ben: Kardeş ben dört senedir bu diyaloğu bekliyorum, sağolasın gururum okşandı. 

Kendisine buradan selamlar :D

Yurda geri döndüm tekrar kayıt için, bu sefer listede adı olup uzun zamandır bekleyenleri sıraya aldılar. Yine uzun uzun beklettikten sonra kayıt olabildik. Sırada konuştuğum bir Hacettepe üçüncü sınıf öğrencisi izci lideri arkadaş ve bir de Ankara üniversitesinde son sınıf olan ve benim gibi bu dönem mezun olacak bir arkadaşla aynı odaya çıktık. Şansım vardı ki çok iyi ve sosyal insanlardı, buraya tek gelmemişlerdi ve tüm arkadaşları kızdı :D Sekiz kişi gezdik hep, bilgisayar mühendisliği temalı bir arkadaş grubunun kız çoğunluğa sahip olması büyük bir hava atma kaynağıymış anlamış oldum ^^

Kurs ücretsiz, oda ücreti günlük 8.5 liraydı, 4 gün kalıyor olmamıza rağmen 5 günün parasını istediler. KYK yurdunda 4 çeşit yemek 10 liraydı, sadece bir kez yedim, her akşam şehre indiğimiz ve zaten 7 liraya Urfalı abiden Adana dürüm + ayran yeme şansımız varken oradan yemeye pek gerek yoktu. Öğlen yemekleri ise bedavaydı! Bunu kurstan önce söylememişlerdi, güzel bir sürpriz oldu hepimiz çok sevindik :D

Tabii öğle yemeği bedava olunca ve kampüste binanın girişine kurulan Erzurum Dadaşlar sofrası isimli kebapçı dışında hiçbir yer açık olmadığı için şöyle bir görüntü oluştu kampüste:


Daha arkalara doğru uzuyordu sıra, kadraja ancak bu kadarını sokabildim. Bizim hocalar bizi sürekli yarım saat erken saldıkları için bu efsane sırada hiç bekleyemedim :( Bizim gruptaki kızlardan ikisi de ilk gün dayanamayıp Erzurum Dadaşlardan yedi. Fakat sürüden ayrılan kurt kapar! Kızlar da kurt kaptı, mideleri bozuldu. 

İlk gün kursta hoca ve asistanları (mastır öğrencileri) teorik kısmını sundular ben de iştahla dinledim çünkü bilgisayar sistemlerinin teorik kısımlarından çok hoşlanırım. Nesnelerin İnterneti basitçe bilgisayar dışındaki nesnelerin de internete bağlanıp birbirleriyle haberleşmesini öngören bir konseptti. Çok kapsamlıydı ve bir sürü yaratıcı şey çıkabilirdi bu konseptten: fırına "Kendini 200 dereceye ayarla, bimden aldığım pizzaları ısıtacağım." diye mesaj atmak, fırının buzdolabına mesaj gönderip içeride bim pizzası olup olmadığını kontrol etmesi ve "Kanka sen öyle dedin de buzdolabında pizza yok ki." diye trip atması aha tam şimdi uydurduğum bir senaryo. Çamaşır makinesinin kendisini elektriğin en ucuz olduğu zamana kendi kendine ayarlayıp çalışması, kendi kendi süren arabaların taksiciliğe başlaması ve Uber tarzı bir uygulamadan mesaj alarak mesai yapması ve bu tür örneklerle ortaya çıkan "Akıllı şehirler." Tam bir rüya bu "Nesnelerin İnterneti" 

Fakat rüya kısa sürdü. Kursta büyük organizasyon sıkıntıları vardı, en büyük sıkıntı nesnelerin interneti kursunda nesneleri bırak kendimizi internete bağlayamamız. Aslında internet çekiyordu fakat kurs sırasında haberleşmede kullandığımız ESP8266 isimli cihazın internete bağlanması için kullanıcı adı şifresi girilmeyen bir ağa ihtiyacı vardı dolayısıyla herkes telefonundan hotspot açıyordu. Sonradan öğrendik ki bu hotspotlar üniversitenin internetinin sinyallerini şaşırtıyormuş, dolayısıyla üniversite interneti de yalan oluyor. E elimin altındaki 1 gb internetiyle 150 megabaytlık program kurunca da içim acıyor tabii. 4 günde 1 gb'ı bitirdim. Yahu biz eskiden 4 gb internetle nasıl yaşıyorduk? İnsan gerçekten hayret ediyor.

Bizim kurstaki bir diğer önemli sıkıntı ise sınıfın çok kalabalık olmasıydı. Nesnelerin internetinin bizim okulda dersi var (ben seçmeli derslerimi tamamladığım için almadım) ve bu derse sadece 16 kişi kabul edildi bu dönem. Daha fazlasına ekipman yetiştiremezlerdi muhtemelen.

Bu kursa ise 60 kişi kabul etmişler.

60


El insaf, bizim ilkokuldan bile kalabalık. 

Bir de sırayla donanım paylaşıyoruz ki toplam 8 tane falan esp8266 var.

Asistana dedim zaten niye bu kadar kişiyi aldınız diye, "Ben istemedim hoca hallederiz." falan dedi.

İlk gün telefonumuzu kullanarak birkaç mesajlaşma yaptık. Hoca da bunları tahtada yayınladı. Trollüğüm üzerimde yine:


Öğlen hoca gitti, asistan sazı eline aldı. Öğrenci kontrolünü iyi yaptığı, herkese yardım etmeye çalıştığı için ilerleyebildik, tabii 60 kişiyle ne kadar ilerlenebilirse. Günün sonunda yapabildiğim en iyi şey sunucudan esp8266'ma mesaj çekebilmek (bu zor oldu çünkü 60 kişi yüklenince adamların sunucusu çöktü) ve esp8266'yı bir web sunucusuna dönüştürebilmekti.


İkinci gün bana verdikleri ESP8266 çalışmadı adamakıllı. Windowstan Linux'a geçip orada denedim, çalışıyordu ama konsola hiçbir şey yazmadığından doğru çalışıp çalışmadığını anlayamıyordum. O gün verilen örneklerin hiçbirini yapamadım, sadece takip edebildim. Telefondan ESP8266'ya mesaj gönderme ve ESP8266'dan telefona mesaj gönderme yaptılar.

Üçüncü gün hoca geri geldi ve bize değişik bir programlama platformu kurdurdu. Bu platformu kurup ESP8266'daki ışığı yaktım.


(O gördüğünüz ufak şey ESP8266, wifi üzerinden veri alıp gönderebiliyor ve ufak bir bilgisayar gibi davranabiliyor. Bunun ne demek olduğunu anlamak için şu anda kullandığınız bilgisayarın ne kadar büyük ve pahalı olduğuna bakın zira bu alet 3$ falan.) 

Zafer sarhoşluğuyla dersin devamını da dinledim ama devamında hiçbir şey yapmadık. Hoca oturdu bilgisayarın başına asistanlarıyla muhabbet falan attı. Öğleden sonra da buna devam etti. Ne konuştular bilmiyorum.

Artık kurstan umudu kesince dördüncü gün yapılanları takip etmedim, zaten hoca da bilgisayarın başına oturup goy goy yaptı paso. Raspberry Pi'ı vardı ama bağlamadık bile. O kendi bağladı, eliyle garip hareketler yapıp bir şeyler çaldı, flüt falan çaldı. Ben de .pdf okudum bilgisayarda. Asistan dersin sonunda github anlattı artık kurs bitti napacaksak githubla. Sertifikamı aldıktan sonra çıktım ben. 

Özetle kurs memento gibiydi, ilk gün çok verimliydi, ikinci gün hiçbir şey başaramamak üzere bir şeyler yaptık, üçüncü gün sadece ışığı yakabildim ki bu da elektronikçilerin "Hello World"üdür, son gün ise sadece tanıtım/giriş. Tuhaf.

*

Aksaray üniversitesi pek güzel değil. Tamam binalar güzel ama kampüs diye bir şey yok. Binaların aralarında çamurdan oluşan boşluklar var, buralara da sonra bir şeyler inşa ederiz demişler herhalde.


Aksaray'ın ise kendine özgü garip bir simgesi var, böyle bir yıldız:


Hatta çöp kutularına bile işlemişler bunu :d


Aksaray'ın başka kendine özgü herhangi bir şeyi yok. Interrail Türkiye grubunda konu açtım, şerbetli pide önerdiler. Yapan tek restoran var. Uzak olduğu için önce birilerine sorduk değer mi diye, "değmez, bozdu" falan dediler vazgeçtik. Merkezde bir yerlerde saat kulesi var, "Aksaray'ı gezdim ben." diyebilmek için önünde fotoğraf çektirebilirsiniz:


Onun dışında bol bol künefe ve etli ekmek yiyebilir, Efor AVM'de küsüp geri gelmeyen kezban toplarla bovling oynayabilirsiniz.

Pidecide para ödeme kuyruğundayken şehirdeki yoğun turist nüfusuna anlam veremeyen bir abla en sonunda dayanamamış olacak ki bana sordu "Kurs mu var?" diye, evet diyince "E Antalya'da falan yapsalarmış ya Aksaray'a niye gelmişler bir şey yok burada." dedi. Abla haklı.

*

Özetle gittiğim kurstan memnun değildim fakat burada güzel günler geçirdim. Terskod mühendisliğine gitseymişim daha iyiymiş çünkü sadece 35 kişi falan kabul ettiler ve onları da ince eleyip sık dokuyarak aldılar. Orada karşılaştığım Bilkentli bir arkadaş da Django kursunun çok ağır ilerlediğini söyledi. Hacettepeli arkadaşlar ise Siber Saldırı ve Savunma Atölyesi kursuna gitmişlerdi, ikisi de çok memnundu ve onlar bu alanda uzmanlaşmayı düşündüklerinden onlar için iyi oldu. Ankara üniversiteli arkadaşlar ise Ruby kursuna yazılmıştı fakat tabii dördüncü sınıfa gelip yeni bir dili sıfırdan birinci sınıf öğrencisi gibi öğrenmek çok sıkıcı geçeceğinden pek memnun kalmadılar. 

Gelecek nesillere bu etkinliğe katılmalarını fakat kursu dikkatli seçmelerini öneririm. :)

Uygun bir zamanda hocalık yapmayı düşünüyorum burada. Takipte kalın :P