Doğu Avrupa 1. Gün - Kiev: Varış

26 Haziran 2017



Üniversite bitti ve ben biriktirdiğim paralarla geçen sene yaptığım gibi uzun soluklu bir geziye çıkmak istedim. Berlin'e uçup oradan Polonya'yı gezip sonra İstanbul'a kadar arabalarla inecektim. Fakat geziye davet ettiğim arkadaşlarımdan biri "Biz arkadaşla Kiev'e gidiyoruz sen de gel." diyince onların peşine takılmaya karar verip rotayı değiştirdim. (Oz ve İbo diyeceğim isimlerine, Oz Koç'ta gözetmen hocamın asistanıydı, Bilkent'ten de tanışıyoruz ama benden iki sene önce mezun oldu.) Sonra başka bir arkadaş da benim peşime takıldı, okeyi dörtledik. (Bunun ismi de Hak)

Arkadaşlarla bayii toplantısına gitmek için havalaanında buluştuk. Türkiye'den çıkış kuyruğu çok komikti, güzel bir Ukraynalı abla polise soru sormaya çalışıyor, polis İngilizce bilmiyor bir de utanıp kadınla göz göze gelmeden önüne doğru gülümsüyor. Biz arkada İngilizce bilenler olarak stres olup yardım etmeye çalışıyoruz. Sıra bana geldi, pasaportu verdim, hiperaktif bir insan olduğumdan beklerken bir yerlere vurup ritim tutmaya başladım. Polis abla bağırdı "Ne çok çalıyon sen ya oraya da mı çalmaya gidicen" diye. Şu güzel ortamı bozuyosun.

Uçağa doluştuk. Check-ini birbirimizden bağımsız yaptığımız için ayrı yerlere oturduk. Tyler Durden'in değimiyle kullan-at arkadaşlarım epey hoş sohbet çıktı, Ukrayna hakkında muhabbet ettik. Bir tanesi abim gibi gemi kaptanıydı, öbürü de benim girdiğim sene Bilkent'ten mezun olmuştu ve şimdi Kanada'da mastır yapmaktaydı. İstanbul'da tanıştığı bir Ukraynalı çağırmış beraber gezeriz diye. Uçaktan indiğimizde bizim arkadaşlarla karşılaştı ve "Beyler, İngilizce bilmeyen insanların memleketine hoş geldiniz!" diyerek aramızdan ayrıldı. Arkadaşlardan biri "Biz bununla aynı sınıftaydık ya bir derste." dedi. Dünya küçük.

Pasaport kuyruğundayız, arkadaşlar önden gidiyor. Daha önce internette Türkleri ayrı odaya alma (gerçi uçak ful Türk) hatta beğenmezlerse geri sepetleme gibi durumlar olduğunu görmüştüm. Pasaportlara da polis değil asker bakıyor, epey de sinirli gözüküyor. Adam bir de Putin'e benziyor. İbo'ya soru sordu bir yığın, arkadaş rezervasyon falan gösterdi, geçti. İkinci arkadaşa da bir şeyler dedi, arkadaş anlamadı, meğer gözlüğünü çıkar demiş.

Sıra bana geldi. Kalbim küt küt atıyor çünkü yeşil pasaportluyum (kaçma ihtimalim var), rezervasyonum bende değil ve geri dönüş uçağı yok. Adam pasaporta baktı. Sonra yanındaki kadın polis (asker?) ona bir şeyler söylemeye başladı. Sonra adam bana "Yanındakine sorabilir misin niye gelmiş?" dedi. Durumun heyecanıyla mal gibi İngilizce "Niye geldin?" dedim, çocuk bana boş boş bakınca Türkçe sordum. Çocuk Suriyeliydi, biraz kekeledikten sonra "Abim burada okuyor ziyaret edeceğim onu." dedi. "Eminsin di mi?" dedim evet dedi. Söyledim askerlere. Bana bir şey sormadılar. Sorgu beklerken sorguyu yapan oldum keh keh.

Arkadaş otelle anlaştım 300 UAH (grivna) (40 tl) vereceğiz taksiye dedi. Attık 10 TL. Bu 10 TL Ukrayna'da verdiğim en yüksek taksi ücreti oldu. (Normalde havaalanından şehir merkezine gelmek 75 UAH imiş.)

Yollar bomboş ama taksi kırkla gidiyor. Bir anlam veremedik. Şoför Putin'e benziyor.


Hostele varıp check-in yaptık. Arkadaş yemek yiyelim dedi, garip bir konsepti olan bir mekana girdik, içerisi barbie evi gibiydi. Menüye baktım ama çok pahalıydı, 250 UAH'tan (36 lira) daha ucuz yemek yok gibiydi, ben bir şey yemedim. Sonradan anladık ki onlar yemeklerin gramajıydı, hay kafam :d



Bizim grupta şöyle bir eşitsizlik vardı: ben ucuz bütçeli İnterrail tarzı uzun bir gezi yapmayı arzularken ve kendi arkadaşımla da bu konuda anlaşmışken peşine takıldığımız iki arkadaş işlerinden bir haftalığına izin alıp kısa bir tatile çıkmış kişilerdi. Dolayısıyla restorandan çıkıp hemen cluba gittik Uber'la.

Vardığımız anda "Alpeeeeer" diye bir bağırtıyla karşılaştık. Oz'un tepkisi "Kiev merkez camii!" oldu. Harbiden club'ın önü camii avlusuna benziyordu ve Türkler buraya bayramlaşmaya gelmiş gibiydi.

İçeri girdik. (Arkadaşlardan birini şortlu diye almadılar.) Fazla kişi yoktu. Dans edenleri izledim. Birkaç tane Türkle daha bayramlaştım. "Şunlar bunlar paralı asker bak." diye eliyle gösterdi. İçeride kimseye bakmayıp sadece birbirleriyle dans etsinler diye mekan sahipleri kızlara para veriyormuş sanırım.

Bu arada itiraf etmek gerekirse yolculuğun Kiev ayağı genelde gittiğimiz clublar ve aramızda çevirdiğimiz geyiklerle dolu. Harbiden bilgilendirici gezi yazıları için Polonya ve Sırbistan'ı bekleyin.

Tan yeri ağarırken döndük.

Yorum Gönder