Doğu Avrupa 10. Gün - Varşova: Eski Şehir

5 Temmuz 2017 Çarşamba



Otobüsten indik. Donuyorum! Ukrayna'dan sonra burası deli soğuk. Hemen terminale girdik evlerinde kalacağımız arkadaşın uyanmasını bekliyoruz.

Bundan iki sene önce IAESTE aracılığıyla Slovakya'ya staja gitmiştim. İlk yurt dışı tecrübemdi ve oldukça keyifliydi. Birer Hindistanlı, Pakistanlı, Amerikalı, Kanadalı, Makedonyalı ve iki Türkle beraberdik (hepsi erkek :P) yurtta kalıyorduk. Aynı yurda daha sonra Polonya'daki Lublin Teknik Üniversitesi'nden Polonyalı stajerler gelmeye başladı Erasmus aracılığıyla. İyi arkadaş olduk.

Benim gitmeme bir hafta kala aynı yerden Patka isimli bir kız geldi. Hayatımda tanıştığım en tuhaf insandı. Komik ve şirin konuşurdu, İngilizcesi peki değildi hatta çok kötüydü, anlamayınca "Vaaaaat" der dururdu. Sürekli parasızlıktan dem vururdu, "Bilet alamadığımdan ülkeye dönemiyorum Xd" derdi ama içki sigara gırla ahaha. O sıra ben de Slovakya'da yiyecek bir şey bulamadığımdan, bir de orada Erasmus yapanlar bana bir sürü gıda malzemesi bıraktığından yemek yapar dururdum, beraber yerdik. Tarhana çorbasını sevmişti. :d Arkadaşlığımız kısa sürdü, buluşmaya söz verip ayrıldık. Sonra birkaç gün mesaj atsam da "Neyse ya, bir daha nerede göreceğim?" diyip yazmayı bıraktım (eşşek kafam) Ama Polonya'yı sevme nedenlerimden biri oldu (öbürü de Singapur yazılarında kendisinden bahsettiğim postdoc yapan abla)

Şimdi Polonya gezisi planlıyordum ve tabii buluşmak istiyordum ama ortada bir sorun vardı, kız manita yapmıştı. Tuhaf bir buluşma olabilirdi. Ama hiç ses etmeyip Polonya'dan fotoğraf atmaya başlasam saçmalamış olacaktım. En iyisi yazayım geleceğimi de sonrasına bakarız dedim.

Attığım ilk mesaja ("Sa naber") cevap olarak "Sarhoşum, yarın yaz." cevabını aldıktan sonra ertesi gün bir daha attım. Attığım anda "Buluşmalıyız! Varşova'da kalacak yerin var mı? Yoksa bizde kalabilirsin!" dedi. Açıkçası bunu diğer buluştuğum kimse teklif etmedi, yabancıların kolay kolay yaptığı bir şey değil. Sadece Polonyalı abla "Şehrin dışında köyde kaynanamda kalıyorum, burada kalacak yer yok malesef." demişti. Anlaşılan yaptığım tarhana çorbası harbiden lezzetliymiş.

Saat 8:40, terminalin internetin yazıyorum geldik diye ama uyuyorlar. Açık adresi ve otobüs numaralarını vermişti, dedim binelim bir tanesine orada sim de alırız.

Otobüste öğrenci bileti 2.2 lira/zloti, yetişkin bileti 4.4 lira/zloti ki bu Ukrayna'dakinin 10 katı neredeyse. İki yıl önce 5 zloty 3 lira falan ediyordu ama şimdi neredeyse eşitlenmiş. O yüzden yazıda kafama göre zloty veya lira yazacağım bundan sonra.

İnsanlara baktım, insanlar Kiev'e göre epey çirkinleşti, Ankara üniversitelerine döndü, Bilkent'in biraz altında. Yanımda oturan kıza zonelarla ilgili soru sorayım dedim, kız harika bir İngilizce'yle cevap verdi dinlerken mest oldum. İşte medeniyet! Varsın o kadar güzel olmasınlar. Zone olayı da şu: çoook uzaktaki yerler için ekstra haraç kesiyor devlet.

Sabah trafiğine mi takıldık ne olduysa, bir saat sürdü terminalden evlerine gelmek. Otobüste beleş wifi vardı, uyanmışlardı, geliyoruz yazdım.

İndik. Görükle gibi bir yerdeyiz, etraf öğrenci evleri. Patka arkadaşıyla uzaktan gülümseyerek geliyor. Sarıldık. Sevgilisi Kuba ve arkadaşı Grajina (aslında bu kızın gerçek ismi değilmiş de "huysuz yaşlı kadın" anlamına gelen bu lakabı takmışlar nedense.) ile tanıştık. Evlerine gittik.

Ev iki katlı, sahibi Vietnamlıymış (gereksiz bilgi) pek anlaşamadıkları için ne kadar kira ödediklerini bilmiyorlarmış :d Evde kaç kişi yaşıyor pek anlamadım ama 7-8 yaşıyorlar gibi, çiftler beraber yaşıyor. Hepsi ya yeni mezun işsiz, ya da işe yeni başlamış, mastırını henüz tamamlamamış olanlar da var. Pat salondaki çekyatı gösterip “Biriniz burada yatabilirsiniz.” dedi sonra çekme işareti yaptı ama uygun İngilizce kelimeyi bulamadığından “Youu caaaaan…. [çekiyor]………. make it bigger.” dedi, hepimiz koptuk, kendi de koptu :D

Ekmek üzerine sürülü peynir ve pastırma yiyip çay içip kahvaltı yaptıktan sonra yatıp uyuduk. 

Kalktık, turistik geziye başladık. Önce “Bilinmeyen Asker Anıtı”na geldik. Asker anıtının olduğu meydanda in cin top oynuyordu, “Neden böyle dedim?”, “Hava çok soğuk.” dediler. Hava Ukrayna'ya göre gerçekten çok soğuk, üzerime hırka giydim.



Bilinmeyen Asker Anıtının orada iki asker nöbet tutuyor ve bir tabelada da Polonya tarihindeki önemli savaşlar var. Patka'ya söylemiştim ben tarihi severim bana bol bol anlatın diye. Kuba anlatmaya başladı. "1939'da Wizna savaşında 800 Polonya askeri 40000 kişilik Alman ordusuna karşı savunma yaptı, üç gün boyunca pes etmediler." Bu savaşa "Leh Termopylae"i deniyormuş, Termopylae şu 300 Spartalılar'ın Persler tarafından bozguna uğratıldığı filmi çekilen savaş. Bunun gibi birkaç tane daha ilginç savaşları var merak eden buyursun.



Kahramanlıklarla dolu savaşları listelemişler. 1683 Viyana Savaşı da mevcut D:

Kuba "Şimdi bir bilmecem var. 18. yy.'da Rusya, Avusturya ve Almanya Polonya'yı işgal etti. Bu işgali tanımayan tek ülke hangisidir?" Hikayeyi gelmeden önce okumuştum. "Bizimkiler. Ama ellerinden "Lehistan elçisi nerededir?" diyerek protesto etmekten başka bir şey gelmedi kusura bakmayın :d"

Bu bir Siren heykeli. Siren şehrin sembolüymüş. Neden bilmiyorlar. Ben de timsah olmayan memlekette neden Bursa'nın sembolü timsah onu bilmiyorum zaten.


Yürüyüp şehir merkezine doğru gitmeye başladık. Bizimle aynı gün Trump reis de gelmiş. Gelişini pek hissetmiyoruz. Etrafımda polis gördüğümü hatırlamıyorum. Sülalem raat bir ülke.



Kopernik heykeli. Polonyalı bir vatandaş abimize fuların pek yakışacağını da düşünmüş, haklı çıkmış.



Czapski (Çapski) Sarayı. Önündeki heykel Polonya'nın son kralı Józef Poniatowski'ye aitmiş. (Adamı pek sevmezdik dediler.)

2010'da Rusya'nın Smolensk kenti civarlarında Polonyalı bakanları taşıyan uçak düşmüş, Polonya başbakanı, bakanlar, milletvekilleri, hava, kara, deniz ve özel kuvvetler komutanları ve bir takım önemli kişiler, toplam 96 kişi vefat etmiş, kurtulan olmamış. (link) (Uçaktakiler Katyn katliamını anmak üzere Smolensk'e gidiyormuş. İki dünya savaşının başında Almanlar batıdan Ruslar doğudan girince Polonya ordusu teslim olmuş, Sovyetler askerleri kampa almış, Stalin "öldürün" emri vermiş. Katyn katliamı da bu.)

Kuba "Ruslar cesetleri, enkazdan geri kalanları geri vermiyor. Bu bir söylenti ama muhtemelen bu kaza onların işi." diyor. Ekşi sözlükte de kaza hakkında "Ruslar komutanların üzerindeki flashbelleklerden bir çok önemli sırrı almıştır. Hırsızlara karşı eve alarm kurduktan sonra cüzdanı hırsızların eve götürüp düşürmek gibi." diyorlar.

Bu olayın üzerine her ay insanlar bu sarayın önüne çelenk bırakıyorlarmış.



Eski şehre giden sokak:



Eski şehire bakmak için tepeye çıktık. Kiev'de meydan cıvıl cıvılken burada fazla bir şey yok. Bir tane Winnie The Pooh var o kadar. Güvenlik güçleri var Trump'tan dolayı ama az. Depresif bir atmosfer hakim havadan dolayı. Eski evler çok güzel fakat arkada manzarayı bozan yeni binalar da mevcut.

Burası Plac Zamkowy yani Kalemeydan (efso çevirdim)



Yandaki kilise arkalara doğru uzuyor, kadraja sığmadı bi :D



Wisla (Vistül) ırmağı:



Kuleden gözüken "Bilim Kültür Sarayı", içinde ne var bilmiyorum:



İnip kiliseye girdik. Kilisede görevli abi tam kapıyı kapatıyordu ki Kuba bir şeyler söyledi kurbanın olam bizi de al amca dedi, boş kiliseye girdik. Sonra baktık Hak geride kalmış, kapıyı açıp onu da alıp hemen kapattı reis.

Bugün kısır günüymüş:



İçeride Romalı heykelleri var, Polonya'nın Roma'yla tek alakası Hristiyanlık bildiğim kadarıyla.



İlginç bir çalışma:



Varşova'nın meşhur eski şehri aslında o tepeden gözükmüyor. Asıl eski şehir burası. Avrupa'da gördüğüm her eski şehir meydanında olduğu gibi burası da eskiden pazar yeriymiş.

(Bu resimden sireni çıkarıp dörtle çarpın üzerine sireni ekleyin. Burada ne görürseniz diğer kenarlarda da o var emin olun :D)



Varşova'nın eski şehri (aslında Varşova'nın tamamı) İkinci Dünya Savaşı'nda yakıp yıkılmış. Fotoğraflardan baka baka yeniden yapmışlar. Eski değil yani.

Neyse ki zevk sahibi insanlarmış da yerine alışveriş merkezi dikmemişler.

Barbakan. Bu surların arasında savunma amacıyla kurulmuş kuleler demek. Önü sağlam ama arkası zarar görmüş.



Surların önünde "Küçük İsyancı" heykeli var, isyan İkinci Dünya Savaşı sırasında Polonya'nın Almanlara isyanı.



Başka bir milletin tarihinde meydana gelen üzücü olaylara sadece heykellere bakarak üzülmek zordur. Burada devreye haribo girdi.



Gezi bitti. Işıklı bir fışkiyenin önüne oturup biraz dinlenip konuştuk. Fışkiyelerden biri kaytarıyordu, hepimiz mühendis olduğumuzdan "Null pointer exception" diye makara yaptık.

Otururken önümüzden beş altı kız onlarla gezen hafif tombalak, kısa sakallı kavruk bir oğlan geçti, tipinden anladım direkt Türk diye. Biraz bakıştan sonra eleman "Beyler Türk müyüz" dedi, evet abi saygılar dedim. "Hadi iyi eğlenceler." dedi. Bu manzarayı görseydi Kiev'de takıldığımız arkadaşlar hemen Polonya planlarına başlardı :d

Evlerine döndük. Biraz mortal kombat oynadık Xd. Uyuduk.

Yorum Gönder