Doktora Güncesi 6 - Araştırma Günlüğü II ve Yeterlilik Sınavı

trump trolls ile ilgili görsel sonucu

Proje ve detayları için: https://azimliyazar.blogspot.ch/2018/02/doktora-guncesi-4-arastrma-gunlugu-i.html

Kaldığım yerden devam ediyorum.

Sunumdan sonra labtan Vietnamlı bir elemanın da bulunduğu bir görüşme yaptık. Hoca Twitter trollerinin saptandığı bir araştırma yapmak istiyor. Beyin fırtınası yaptık. Ekşi sözlükten falan örnekler vermeye çalıştım, hoca da not aldı. Sonra bir şey olmadı gerçi.

Hocaya sunum hakkında ne düşündüğünü sordum. Ooo süperdi demedi tabii de "Öncekinden iyiydi." dedi. Rahat bir nefes aldım.

İkinci dönem bir bilgisayar dersi, bir Fransızca dersi, bir İngilizce münazara dersi (çünkü hiç işim yoktu) alıp bir de üzerine asistanı olduğum mastır dersine çalıştığım için işler yavaş gitti. Ayrıca haftalık rapor vermiyordum. Dolayısıyla buraya yazılacak materyal az. Yine de bir özet geçeyim.

2. Dönem 1. Hafta (Mart)

Kimsenin bir şey sunmadığı bir lab toplantısı yaptık. Hoca da herkese tek tek bakıp "Kimse bir şey sunmayacak mı yavvv?" yaptı. Bana baktı. "Neyse sen sunmak istemiyordun." dedi. O anda kafamda bir ışık yandı, dedim "Twitterdaki Trollerle ilgili bir sunum yapabilirim. Sadece trollerin istatistiki bilgileri olur ama olsun." dedim ok ok olur dedi.

Şu troll olayını açıklayalım. Şubat ayı gibi Twitter bir açıklama yaptı, "Rusya tabanlı Internet Research Agency isimli şirketinde çalıştığı saptanılan, Twitter'da Amerika vatandaşı gibi davranıp Amerikan seçmenini manipüle eden 3000 Troll hesabı saptayıp banladık." Bu trollerinin bir kısmını da yayınladılar. Tabii bir çok araştırmacı kazara bunların datasını topladı. NBC News bunlardan gelen 200 bin tweeti halka açtı. Bize de iş çıkardı.

Haber: https://www.nbcnews.com/tech/social-media/now-available-more-200-000-deleted-russian-troll-tweets-n844731?cid=sm_npd_nn_tw_ma

Aklımda önce datayı alıp kendi datama atıp kullanmak vardı. Yalnız bu o kadar zahmetli bir iş çıktı ki sunuma yetişmedi bile. Zaten sunuma hazırlanacak topu topu 2-3 günüm falan vardı. Dönemin başı olduğundan Erasmus partileri gırla gidiyordu, gittim salak gibi yurt arkadaşlarımla iki gün üstüste partiye gittim, tabii böyle olunca üçüncü gün kafa iflas etti bir şey yapamadım, bir gün de öyle yedim. Özetle bir günde falan sıfırdan sunum hazırladım.

2. Dönem 2. Hafta 

Doğaçlama sunumumu anlatayım. Önce durumu espirilerle açıkladım. "Twitter troll listesini yayınladı ve trollerle iletişime giren kişilere bildirim gönderdi. Bu kişilerin en ünlüsü.." (Öbür slayta geçer.) "Mr. Trump'ın kendisiydi.."

(Donald Trump trolle teşekkürler diye cevap vermiş)

Kaggle'da aynı konuda çalışan elemanlarının grafiklerini (tabii kaynak göstererek) koydum, bakın troller en çok bir olay olunca aktif onun dışında ses yok dedim. Trolleri kendim dataya bakarak sınıflandırıp her bir sınıfın ne yaptığını anlattıp. (Amerikan vatandaşı gibi davranıp Trump propagandası yapanlar, zenci gibi davranıp #BlackLivesMatter çığırtkanlığı yapanlar, haber sitesi gibi davrananlar vs.) Zenci gibi davrananlara "Black Trolls" ismini verdim, dalga geçtiler :D

İki tane de güzel proje önerisinde bulundum. Dedim "Bildirim alan kullanıcılar elimizde, aynı özelliklere sahip ama bildirim almamış üyeleri bulursak buradan iki grubun bu olaydan sonraki tweet davranışlarını inceleyebiliriz." Ama yalan oldu çünkü hangi üyelerin bildirim almadığını bulamıyorum, bulmama imkan yok. İkincisi de haber bülteni gibi davranan hesapların incelenmesiydi. Hoca dinlemeyi bırakıp Twitter'da bu tarz hesaplar aradı sunumun ortasında gülerek. Adam eğlendi resmen. Bu proje de malesef yalan oldu çünkü bulduğum örnek hesaplar aktif değildi.

Ama komik olan bu sıfırdan hazırladığım (sallladığım) çakma sunum hocanın en beğendiği sunum oldu. Hoca sunumun sonunda gülerek "iyi konuşmaydı" dedi. İlk defa oldu böyle bir şey.

2. Dönem 3. Hafta 

Fazla bir şey yapmadım, lisansta yaptığım projeyle ilgili bir konuda yardım etmem gerekiyordu. (Bu proje de fena düğüm olmuş, çözülmüyor.) Daha yeni sunum yaptım diye kredi yedim.

2. Dönem 4. Hafta

?

2. Dönem 5., 6., 7., 8., 9.Hafta - Nisan

Hoca elini ovuşturup artık ilk sonuca varalım dedi. 25 Mayıs'ta bir konferans vardı, oraya göndersem bomba olurdu. O yüzden yine sıkı çalışmaya başladım. Sırayı tam hatırlamamakla birlikte yaptıklarım:

(dikkat teknik bilgi içerir)

Kişileri retweet graph'ına yerleştirip oradan analiz çıkarıp sınıflandırıyordum. Başka bir retweet graphı çıkardım, bu sefer iki nokta (node) arasındaki bağlantının ağırlığını olasılıksal analiz yapıp hesapladım. (Türkçe iflas) (Yani eskiden A kişisi B kişisini 5 kere retweet etmişse 5 değerini kullanıyordum, şimdi ise A kişisi 5 kere retweet yapmış ama tüm hayatında 10 milyon retweet yapmış, bu adam geleni geçeni retweetliyor diyip 5/10^6 kullanıyorum. Gerçi bu kadar basit değil de neyse)

Twitter'dan 70 bin tane kullanıcının takip ettiklerini çektim. Onlardan da bir graph oluşturdum.

Farklı hashtag bulma teknikleri denedim. Bu haftaglerle tweetleri süzerek training data oluşturdum, onları da farklı yöntemlerle filtreleyip daha iyi bir sınıflandırma programı elde ettim.

Retweet graph'ını analiz eden algoritmayı analiz ettim. Eheh

Daha başka şeyler de yaptım ama önemli şeyler değildi. En üzücü şey çok şey deneyip önemli bir sonuç bulamayınca ondan bahsedememek. Bahsedemeyince de sanki yatıyormuş izlenimi vermek.

Nisan 25'te tatile çıktım, 12 gün gezip pazar döndüm. Tam bir planlama hatasıydı malesef çünkü pazartesi günü sunumum vardı xd. Leş bir sunum yaptım, aldığım tek dersten geçme ihtimalimi de riske attım. Neyse zaten 4/6 alsak geçeriz diye boşverdim. (Yılın sonunda 5.5/6 verdi. Hoca cömert beyler)

2. Dönem 11. Hafta - Mayıs

reading exam papers phd comics ile ilgili görsel sonucu

Tatilden döndüm. Sonuçları yazdım. Hocaya attım. Hoca "bundan 1 haftada makale çıkaramayız imkanı yok." dedi. İçinde ne yazdığını da pek umursadığını sanmıyorum, sonuçlara bakmamış gözüküyordu. Ama bu görüşmede çok önemli şeyler öğretti. Bir kere bilimsel makale nasıl yazılır henüz bilmiyordum, yani çok makale okumuştum ama makalelerdeki standart örüntüye dikkat etmemiştim, ilkokul fen bilgisi dersindeki bilgiler ise beynimin tozlu raflarındaydı. Yani bahsedilmişti öyle şeylerden ama aklıma bile gelmiyordu.

Hoca benim bu bilgisizliği fark ettim anlatmaya başladı.
"Önce başlaman gereken nokta şu: araştırma problemi ne? Bu makale için araştırma problemi kişilerin politik görüşünü yanılma payı mümkün oldukça az olacak şekilde sınıflandırmak."
"Sonra, bu konudaki zorluklar neler?"
"Geçmişte neler denendi ve bu çalışmalardaki eksikler nelerdi?"
"Sen ne yaptın ve senin çalışmanı bu çalışmalara göre öne çıkaran ne? Bilime nasıl bir katkı yaptın? Bizimkisi önceki metotları geçmek."

Bu giriş bölümü. Bir de metotu yazarken söyledikleri var. "Varsayımların neler? Biz çeşitli kutuplaşmış hashtagleri kullanan kullanıcıları o hashtagin belirttiği politik görüşe ait olduğunu varsayıyoruz mesela." "İkazların (caveat) neler? Bizimki veritabanında çokça bot ve troll olması." "Hipotezin ne? Nasıl test ediyorsun? Doğru mu çıktı?"

Bunları anlattı. Bir de sadece tweet, retweet ve follower bilgisinin kullanılarak sınıflandırma yaptıktan sonra bu sınıflandırma sonuçlarının tweet, retweet ve follower sayısına göre ne kadar eşleştiğini içeren bir grafik istedi. Örneğin sadece tweet sayısı 16'dan büyük ve retweet sayısı 16'dan büyük kişileri sınıflandırdığımızda bu iki sınıflandırıcının sonucu ne kadar eşleşiyor bunu görmek istedi.

Artık nasıl grafikler için nasıl kötü bir kod planlaması yaptıysam, bunu çıkarmak bayağı vaktimi aldı.

reading exam papers phd comics ile ilgili görsel sonucu

18 Mayıs - 10 Temmuz arası

Bu aralığı özet geçeyim direkt.

Grafikleri çıkarıp hocaya attım. Bakma zahmetine katlandı mı bilmiyorum. Bir tane yeni güzel fikrim vardı ama tutmadı, tutmamasına rağmen attım yine. Şimdiki aklım olsa atmam.

18 Nisan gibi aklıma parlak bir fikir geldi. Bu yazdıklarımdan anlaşılıyor mu bilmiyorum, bir ara geniş bir bilgilendirme yazacağım, ama özetle: benim ana konum kutuplaşma. Şu anda kutuplaşmış bir konuda kişileri görüşlerine göre sınıflandırmaya uğraşıyorum. Kutuplaşılmış bir konuda (örneğin seçimler) insanlar genelde kendinden çok emindir ve karşı gruplar tamamen haksızdır, vatan hayinidir, kürtaj yaparken muhabbete dalarlar, 155 aramak gerekir. (eheheh) Kutuplaşılmış bir konuda iki grup birbirini dinlemez, hatta varlıklarından haberleri bile yoktur ya da yokmuş gibi yaparlar, bilgi kaynakları da kendileri gibi kutuplaşmıştır ve daima onları haklı çıkarmak üzere yayın yaparlar. Dolayısıyla kutuplaşılmış bir konuda gruplar arasında kişi değişimi olmaz, yani kişiler görüşlerini değiştirmez. Dedim "Ya yeni bir parti kuruldu Türkiye'de. Türkiye'de kutuplaşma varsa mantıken bu partiye hiç oy kaymaması lazım, özellikle parti adına yapılan propagandanın çok zayıf olduğunu hesaba katarsak."  Bu partiye oy atanları değerlendirerek Türkiye'deki kutuplaştırma hakkında da analiz yapabiliriz. Yani bu partiye oy atan kişiler fikir değiştirmeye açık, yeterince kutuplaşmamış kişiler demektir ve bu kişiler ne kadar fazlaysa Türkiye o kadar kutuplaşmamıştır.



Ben bunu diyip 18 nisan'da falan Twitter'dan veri çekmeye başladım, başladım, bir hafta sonra adamlar erken seçim kararı verdiler ya la. 2019'a kadar aheste aheste yaparım dedim proje için bir aylık zamanım kaldı. Hay aksi.

Veri çekeceğim diye siyaset takip etmeye başladım bu da malesef aşırı zamanımı yemeye başladı. Siyasetten kalan zamanda makale okuyup doktora yeterlilik sınavına hazırlanmaya çalışıyordum. Önceden anlattığım parti olayları falan hep geride kaldı, sürekli masabaşında haftaiçi haftasonu demeden çalışıyorum.

Yeterlilik sınavı şu: konunla alakalı üç tane makale alıp sunuyorsun, sonra bu makalelerin eksiklerinden dem vurup kendi önerini sunuyorsun ve bu önerin de dört yıllık araştırma planın oluyor. Rapor yazıp yarım saat hocalara (ve dinlemeye gelen öğrencilere) sunuyorsun bunu. Sonra hocalar dinlemeye gelenleri dışarı çıkartıp sana özel soru yöneltip sınava tabii tutuyorlar bakalım makaleleri anlamış mısın ayrıca konu hakkında bilgili misin, dört sene araştırma yapabilecek misin diye.

Çoğu kişi bu sınavın aşırı tırışka olduğunu söylüyordu. Gidip izlediğim sunumlarda da öyle aşırı dahice şeylerle karşılaşmadım. Bana da uzaktan geyik gelmeye başlamıştı. Bir ay falan makale okudum o üç makaleyi seçebilmek için. Günde 7-8 tane makaleye göz atıp 1-2 tanesini detaylı okuyorumdur (makale okumak uzun sürüyor.)

Fakat makaleleri seçtikten sonraki zaman diliminde başka işler fazlaca vaktimi almaya başladı. Önce asistanı olduğum ders için final sorusu hazırlamak hatta final okumak gibi acayip işlerle uğraştım. Finalde 3 saat gözetmenlik yaptım ama ne gözetmenlik. Bütün amfiyi turluyorum soru cevaplamak için. Arada diğer asistan arkadaşlara kızıyorum ne kumbaba gibi oturuyorsunuz dolaşsanıza aralarda diye. O gün ine çıka bi 200 gram vermişimdir.

O bitti, iki tane makale incelemesi yaptım. Yani konferanslar benim hocaya inceleyip puanlasın ona göre kabul edelim diye makale yolluyo. Hoca makaleye bakmadan bana paslıyo. Benim makalem yok. Ama makale eleştirmenliği yapıyorum. Olaya bak :)

O da bitti, bu sefer dersin projesiyle uğraşmaya başladım. Rapor yazıp sunum yaptım. O bitti, bu sefer doktora hazırlığın raporunu yazdım. O bitmeden sekreter mail attı "Ya dönem projesi tarihi yaklaştı, senin rapor yazıp sunum yapman lazım." gitti doktora hazırlık sınavından bir gün önceye sunum koydu. Eyvah.

Dönem Projesi

Hocaya mail attım "hocam ne sunayım?" diye. "İkinci dönem ne yaptıysan onu sun." dedi. Ok dedim. Ne varsa attım sunuma, kırk beş dakka uzun mu uzun sıkıcı mı sıkıcı bir sunum yaptım. Sunumun sonunda labtaki Çinli stajer çocuk (dövecem onu) "İyi peki sonuç ne?" dedi. Kem küm ettim. Postdoclardan biri "Katılıyorum, iyi güzel şeyler var da, sen bu politik görüşe göre kullanıcı sınıflandırması yapıyorsun ama sınıflandırma sonuçları önceki metotlardan iyi mi bilmiyoruz, bari onları bi koyaydın." dedi.

Bunu önceki sunumdan önce de demişti. Ben de geçtim demek için bir günde hayvan gibi çalışıp sabahlayarak sunumu en baştan hazırlamıştım. Ha sonuçta geçememiştim önceki metotu, sonuçlar benzer çıkmıştı lol :)

Bu sefer ise olay şu; benim geliştirdiğim tweet sınıflandırma yöntemi öncekinden iyiydi fakat kullanıcı sınıflandırmayı test edemiyordum çünkü elde test edecek kullanıcı yok. Ben birden fazla ayrı sınıflandırıcı geliştirip bunların aynı fikirde olma oranlarına bakarak çıkarım yapmaya çalışıyorum.

"Tweet sınıflandırma sonuçlarını koyaydın" keşke dediler.. Ya iyi de ben bunu hocaya attığım makale taslağında yazmıştım, adam sallamamış. "Geçtim" dedim buruk bir sesle el mahkum. "Geçtiğini kanıtladığın bir sunum" bekliyoruz dedi hoca.

Sonra postdocları yemeğe çağırıp durumu anlattım "Bakın sıkıntı şu, elde önceden politik görüşümüzü bildiğimiz bir kullanıcı listesi yok. Önceki makaleler Amazon MTurk'u kullanarak liste hazırlıyorlar." (Yani demek istediğim, makine öğrenmesi algoritmasıyla sınıflandırılacak insan listesini önce insanlara sınıflattırıyorlar, sonra kendi makineye sınıflattırıp 'Bakın insan sınıflandırılmasıyla %90 eşleşiyor, önceki metot %80 eşleşiyordu halbuki.' diyorlar) "Hoca ise bunu istemiyor, 'o sınıflandıran insanlar ne anlar bu işten.' diyor. E bu durumda ben nasıl test edeyim metotu." dedim.

Adamlar hak verdiler, biraz düşündüler, pek işin içinden çıkamadılar. "Bari internetten kutuplaşmış bir konu üzerine hazır veri bul orada dene." dediler. Okey dedim. "Yeterlilik sınavın ne durumda çalıştın mı?" dediler. "Bugün slaytları hazırlayacağım." dedim. Adamlar içlerinden bi oha çektiler sesi kulağıma kadar geldi. Muhtemelen "Ulan amma geniş adam" diye düşünmüşlerdir. "Ya kardeş ben kendim geç bir adamım ve rahat diyebilirim ki sen çok geç kalmışsın." Biliyoruz baboş diyemedim, ya la..

Slaytları saat 6-7 gibi bitirdim. Arkadaşa sundum. Arkadaş dalga geçti "Yarın da böyle sunmayacan di mi" dedi çünkü kekeleyerek İngilizce konuşuyordum. "Yok ya ilk defa sunuyorum o yüzden." dedim. Slaytlara bak neler çıkarayım dedim. "Bir kere 30 dakikan var ama 30 dakika da sunamıcan bunu." dedi. Dedim çalışacak vakit var. "Ben de tez sunumuna uykusuz gitmiştim, çalışırsın." dedi. Biraz baktı, bir iki öneri verdi.

Odaya döndüm. Ne söyleyeceğimi yazdım. Düz okudum. 20 dakika tuttu ya la. 30 dakika'da sunamam diye sunumu fazla kısa yapmışım bu sefer çok basit olmuş.

Saat 4'e kadar pratik yaptım. Dedim 4-5 saat uyuyayım yeter. Malesef hava çok sıcaktı ve camı açınca da araba sesi geldiği için uyumak imkansızdı. Normalde camı sonuna kadar açıp karanlık odada yarım saat film izleyip odanın soğumasını (ve uykumun gelmesini) bekleyip öyle yatarım fakat tabii o gün böyle bir lüksüm yoktu. Heyecanlıydım biraz da. 1-2 saat anca uyuyabildim. Saat 2deki sınava uykusuz gidiyordum. Hikayenin geri kalanını yavaş yavaş tahmin etmeye başlamışsınızdır.

11 Temmuz 2018 - Doktora Yeterlilik Sınavı

candidacy exam ile ilgili görsel sonucu

(Sınavın tarihi normalde 10 temmuzdu ama hocalardan biri "Ben o tarihte Zürih'teyim, bana sormadan niye tarih ayarlıyon, doodle aç dolduralım." diye haklı olarak fırça çekti. Bir gün ileri aldım.

Bir iki saatlik tavşan uykusundan uyandım. Haberlere baktım. Adnan Oktar tutuklanmış. Güne güzel başladık sübhanallah tüh tüh nazar değmesin.

Okula geldim, arkadaşlardan birine karşılaştım. Biliyordu yeterlilik sınavım olduğunu, gelecem falan diyordu "Ya oğlum çok pis faka bastım ya gelme bence rezillik olacak." dedim. "Ama hoca beni geçirmezse kaçar giderim, final kağıtlarını okuyacak adam bulamaz zaaaa." dedim. "Elimde adam hele bir geçirmesin." Aslında haklıydım xd

Ofise geldim. Masamda bir kağıt buldum. Kağıtta "Sevgili azimli, bunu imzalayıp öğrenci işlerine verir misin?" yazıyor. Hocanın sekreteri yazmış. Dönem projesi raporu. Geçti mi? Hoca geçti yazmış. "Öğrenciyi işe almayı düşünüyor musunuz?" yazıyor. "Evet" yazmış.

Derin nefes alıp oh çektim. Gün güzel devam ediyordu. Yalnız bu durumda sınavı geçemezsem de finalleri okumam gerekecek ehi ehi.

Sınıftayım, tek başıma hocaları bekliyorum. Hocam geldi, gülerek merhaba dedi, hoşgeldiniz dedi, "Ya final sınavlarını okumayı bitirmek için geç kaldık, hallet biran önce." dedi. "Tamam reis sınavı bi geçeyim halledecem." dedim o ama o kazan olmuş kafayla nasıl sınav kağıdı okuyup millet geleceğiyle oynayacağım bilmiyorum.

Diğer hoca geldi. Yeterlilik sınavında bir gözetmen hoca, bir sınav başkanı (danışman hocanın sınav başkanı olması yasak) bir de ... öylesine takılan hoca olur. Bir sıfatı olmaz yani. Sınav başkanı da bir şey yapmaz gerçi, "Her sözün aleyhinde delil olarak kullanılacak." gibi formalite şeyler okur. Olay o.

Sıfatsız hoca: Sınav başkanı öteki hoca mı?
Danışman hocam: Evet.
Sıfatsız hoca: Sen danışman hoca mısın?
Danışman hocam: Evet... Eee sen bunu küme teorisinden de anlayabilirdin, danışmanın sen olmadığını bildiğine göre.
Sıfatsız hoca: (Error) ... ne bileyim yav emin olmak istedim.
Danışman hocam: Ehehehehe (adam eğleniyor ciddi ciddi)

Bu arada hocaları tanıtayım, sıfatsız hoca dediğim hoca David Duchovny'e aşırı benzeyen (ve dolayısıyla yakışıklı olan, niye sıfatsız diyorsam adama), bilgisayar destekli eğitim konusunda çalışan, çalışmalarını beğendiğim, buraya başvururken de kendisiyle çalışmak istiyorum dediğim hoca. İlk yazılarda anlattığım gibi, dönemin başında çalışması için bütçe gelip gelmeyeceğinden emin olmadığı için "Sen bir üç dört ay sonra gene gel." demişti. Adam beni düşündü kariyerimi riske atmak istemedi. Tabii kendi labımda mutlu olunca bir daha ses etmedim, pozisyona da hackhathonda aynı grupta olduğum İranlı adam girdi. O adam da zehir gibi zaten, hoca şanslı.

Öbür hoca yazın mail attığım ama beni "Çok adam aldım." diyip laba kabul etmeyen hocaydı. Ama severim matrak bir hoca. Çalışmaları güzel. Ama benim konum daha eğlenceli, buna eminim artık. Dersini aldım bu dönem. Ha sunum tatil dönüşüne denk geldiğinden kendimi rezil ettim ama. En azından az da olsa sevdirmişimdir kendimi. Umarım.

Öbürü danışman hocam zaten. Babacan bir adam.

defense phd comics ile ilgili görsel sonucu

Sınav başkanı formalite icabı kuralları okumaya başladı. "Sınav iki bölüm olacak. İlk bölüm otuz dakika halka açık olacak. Otuz dakika sonra halkı dışarı alacağız." Hocalar arkalarına baktılar. Kimse yok. "Halk yok lan ehehehe xD" diye dalga geçtiler.

Ulen gelecem diyen 3-4 kişi oldu, hiçbiri gelmemiş. Ne hayırsız arkadaşlarım varmış vay keratalar :d Halbuki bölüm en güzel kızının sunumuna 8-10 kişi geldi hepsi de erkek (ben dahil). Abazalar sizi. Aynı hoca "Bu ne böyle fan kılabı toplamışın." diye dalga geçmişti. Bir tane fanım yokmuş.

Neyse.

Sunum başladı. Anlattım, "İnsanlar kendi politik görüşüne yakın kişilerle takılmak, politik görüşüne uygun haber kaynaklarını dinlemek ister, Twitter da insanlara bu hizmeti sunduğu için Twitter'da kutuplaşma gözleniyordu (belki Twitter daha fazla kutuplaşmaya neden oluyordu? bunu bilmiyorum) Neden kutuplaşmayı araştırıyoruz, çünkü kutuplaşma demokrasi için kötüdür, kutuplaşan insanlar karşı grupların düşüncelerini dinleyip orta yol bulmak istemez, halbuki demokrasi orta yol bulmak üzerine kuruludur. Peki neden sosyal medyada kutuplaşmayı araştırıyoruz? Çünkü sosyal medya gerçek hayatı yansıtır. Örneğin Arap Baharı sırasında muhalifler hep Twitter'dan organize olmuş." Giriş böyleydi. "Ben bugün kutuplaşılmış bir konuda kişilerin hangi taraftan olduğunu tahmin eden çalışmaları inceleyip kendi araştırma planımı sunacağım." dedim ve üç makaleyi sundum. "Bu konuda üç büyük zorluk var, birincisi genel geçer bilgi bulup metotları test etmek, ikincisi kişilerin yeterli verisi olmadığı durumda başka tip verilerden yararlanmak (örnek: kişi yeterince tweet atmamış, followerlarına bak) ve son olarak botlar troller gibi manipülasyon yapan kullanıcıları bilgisayarsal metotlarla göz önünde bulundurmak." (bir çok çalışmada bot temizleme yapmazlar)  Ben ideoloji tespitinde önceki çalışmalardan daha iyi sonuçlar yakalayıp aynı zamanda bu zorluklarla mücadele edeceğim." diye bitirdim.

25 dakika sürdü. (Normalde 30 dakika olması gerek.) Dışarı alacak halk olmadığı için hocalar hemen soru sorma faslına geçti. İlk soru raporumda yazdığım bir kısımdandı, hoca sanırım anlamadığı için sordu, açıkladım tamam dedi.

Sıfatsız hoca: Problem belli, peki aşısı ne?
Ben: (Beyin error) eeeee...

Kutuplaştırmayı azaltmaya yönelik yöntemler vardı evet, biraz bakmıştım ama cacık gelmişti. Hatırladığım bir tanesi kutuplaşmış kişilere "Şu kişiyi takip et." diye öneri sürme üzerineydi. Bunu dedim. Sanırım pek ikna olmadı.

Sıfatsız hoca: Peki senin araştırmanda yeni olan ne?
Ben: Ben araştırmamda politik tartışmayı manipüle eden trolleri de hesaba katıyorum, tabii bunu yapmak için onları bulmak gerekiyor.
Sıfatsız hoca: Bu mu yani yenilik? Troll tespiti mi?
Ben: (??? Lan böyle bu tonda söylersen basit görünür tabii boru mu bu iş) Evet.

Sıfatsız hoca: Yaptıklarının insanlığa katkısı ne? Kişilerin ideolojisini hesaplayıp Erdoğan'a vermeyeceğini nereden bilelim.
Ben: ??? Erdoğan'a verecek olsam burada işim ne? :D
Sıfatsız hoca: Öyle deme o yönde algoritmalar bulup halka açacaksın sonuçta.
(İşin suyu çıkıyordu)

Sıfatsız hoca: Bizim İsviçre'de kutuplaşmamış %10 var, bu kişiler oy geçişi yaptığı için şu an sağ parti iktidarda.
Ben: (E napayım o adamlar yüzünden senin favori partin birinci gelmediyse) Ya iyi de kutuplaşmamış kişilerin olması iyi işte, bizim ülkede hep %52, %48 şeklinde oy kalıbı var değişmiyor. Bu daha mı iyi?

(Kafam kazan, uykusuzum, soruları anlayamıyorum. Bu soru aklımda bu şekilde kaldı ama doğru anlamamış da olabilirim. Anladığım hali ise bana çok saçma geldi.)

Danışman hocam: Ooo ama İsviçre'de son oylamalarda da öyle bir tweet atma kalıbına rastladık ki İsviçre'de de kutuplaşma olduğunu söyleyebilirim. Blablabla.
Sıfatsız hoca: Blablabla (hiç hatırlamıyorum yav)
Danışman hocam: Hmm bir dakika, güzel entelektüel ve verimli bir tartışmaya dönüştü bu (sınavı salla sana bir şey olmasın demek istiyor)

Biraz muhabbet ettiler. Ben de onları dinledim.

Bundan sonra gelen sorular (daha doğrusu hatırladığım sorular) kolaydı ama ben ya soruları anlamıyordum ya da sınav bittikten hemen sonra aklıma gelen cevaplar o sırada aklıma gelmiyordu.

Sıfatsız Hoca: "Peki en sağ ve en soldan iki kişiyi bir konuda anlaşılır diyelim. Napacaksın?"
Sorunun amacını hiç anlamadım. Ben kişi sağ mı sol mu onu bulacağım dememiştim ki ne alaka şimdi? Ne cevap verdim hatırlamıyorum.

Beklenen cevap muhtemelen "bir kullanıcıyı birden fazla konuya göre modellemekti, yani 2 tane konu olsa atıyorum Filistin sorunu ve başkanlık sistemi. Ortalama bir AKP seçmeni de CHP seçmeni de anti-İsrail olduğundan koordinat düzleminin x ekseninde aynı bölgede yer alacaktır ve ikisinin ayrımını yapmak mümkün olmayacaktır, fakat başkanlık sistemini getirip olayı iki boyuta çıkardığınızda AKP seçmeni ile CHP seçmenini rahatlıkla ayırabilirsiniz."

(Anladığım kadarıyla gözetmen hocamın benden inceleyip araştırma programıma sokmak istediği de bu birden fazla boyutta modelleme olayıydı, çünkü sınav bittikten sonra çıkarken bana ipucu olarak "Kullanıcıları birden fazla boyutta düşün." gibi bir şey dedi. Ya da ben öyle anladım.. )

Danışman hocama sıra geldi. Soruları hatırlamıyorum. Bir keresinde "Ya ideolojisini tahmin edeceğin kullanıcının gerçek ideolojisini parayla tuttuğun insanlara belirletip ona göre tahmin yaparsan parayla tuttuğun adamın perspektifini öğrenmiş olursun ama di mi?" dedi. Kek gibi "Hayır" dedim "(Neey??) Emin misin?" dedi "Ha yok tabii haklısınız." dedim. İyice saçmalıyordum.

En son olarak sınav başkanı olan, aynı zamanda dersini aldığım hoca:
"Sosyal medya gerçek yaşamı yansıtıyor dedin ama sen de biliyorsun ki gerçek yaşamdaki tüm demografik gruplar (örneğin muhtemelen 80+ yaşındaki insanlar) sosyal medya kullanmıyor.
Ben: (Eee napayım yani kullanmıyorlarsa?) Ben onu şu yüzden dedim, sosyal medyayı kullanarak gerçek hayat hakkında çıkarımlar yapabiliriz, örneğin bir haber kanalı sosyal medyada partizan haber yapıyorsa muhtemelen gerçekte de öyledir.

Mantıklı bir cevaptı ama hoca "Aslında ben derste yaptıklarımızla alakalı şeylere dikkat çekmek istemiştim." dedi usulca. O zaman jeton düştü. Ders projesinde "Twitter'ı kullanarak anket yapan çalışmalar var ama Twitter'da bulunmayan farklı sosyal grupları hesaba katmıyorlar." gibi bir argümanda bulunup onun üzerine proje önermiştim. Adam meğer onu sormuş. Sınavdan sonra mail attım, cevabı "Evet projende bu konuyu ele alış şeklini beğenmiştim, sınavda da kolay bir sayıya dönüştürebileceğini düşündüm. (Ama fos çıktın)." oldu.

En son olarak sunum sırasında sürekli ismini tekrarladığım bir algoritmayı, sordular, açıkladım, "Allah Allaaaaah. Bu algoritmanın çalışması bitiyor mu yav? Sen bunun bitmediği sonsuza kadar çalıştığı bir örnek versene bakeyim." dediler. Kafamı tahtaya çevirdim. Biraz düşündüm. Bir şeyler çizmeye başladım. Sanırım bu olur dedim. Döndüm. Hoca gülümsüyordu. Kesin hata yaptım. Bizim hoca gülümsüyorsa aslında kızmıştır.

"Tamam seni dışarı alalım. Ama çok uzağa gitme."

Çıktım dışarı. Biraz düşündükten sonra tahtaya yazdığım örneğin yanlış olduğunu fark ettim. Onu bile yapamamışım :d

Bir 10-15 dakika falan bekledim boş binada öyle kendi başıma. Hoca çıktı. "Bir tuvalete gidecem bekle." dedi. La iki dakika tutaydın, heyecandan gebericem burada. Döndü, girdim içeri.

Başkan hoca "Biz düşündük ki..." diye başladı usulca "Sen en iyisi bize 3 eylülde bir sunum daha yap..." diye bitirdi. Kalmıştım.

Aklımdan aynı anda bir sürü zıt düşünce geçti "Tabii 3 eylülde ben pılımı pırtımı toplayıp gitmemiş olursam" "İyi la adamlar en azından sen araştırma yapmaya uygun değilsin köyüne dön demediler." "Hay Allah tatil de yalan oldu geziye çıkacaktım ben."

Sınav başkanı "Sunumun ve raporunu takdir ediyoruz. Fakat sorularımıza tatmin edici cevaplar alamadık, ayrıca bu makalelere de iyi hazırlandığını düşünmüyoruz, çünkü makalelerle ilgili soruları da cevaplayamadın." Sıfatsız hoca "Bir de ya açıkçası bu kriptografi değil, öyle ben önceki metotların daha iyisini yapacağım diye araştırma planı olmaz. Daha büyük hedefler koymalısın." dedi haklı olarak. (Nitekim Avrupa'nın en iyi beş ülkesinden birinde araştırma yapmaya çabalıyoruz.) Gittiler.

Danışman hocam (gülüyor): Hiç biri soruyu cevaplayamadın len :D :D :D
Ben (uykulu gülüyor): Evet
Danışman hocam: Soruları cevaplamak için çok acele ettin. Önce anla, bir düşün. Neyse sağlık olsun. Bu sınavdan ilk kalan kişi sen değilsin. Lab buluşmalarında antrenman yaparız (o ne demekse, hocanın yeterlilik sınavında yardım etmesine izin yok, gerçi makaleleri hocanızla beraber seçin diyor, reis ona bile yardım etmedi) dedi "bir yere yetişçem" dedi kaçtı gitti.

*

Ofise döndüm. Hocanın arkadaşı işe alıyorum dediği kağıdı öğrenci işlerine verdim (hoca fikrini değiştirmeden teslim edeyim en iyisi dedim) "Ya ben sınavı geçemedim, kontratım ağustos sonu bitiyor ama sınav 3 eylülde, ne olacak şimdi?" dedim. "Hoca seni işe alıyor o yüzden problem olmaması lazım." dedi. Derin nefes aldım.

O an hocaya saygım maksimum oldu. Adam 1 senede herhangi bir sonuç çıkaramama rağmen pırıltıyı (!) görüp beni işe alıyordu. Gerçi sonradan öğrendiğime göre zaten ilk sene makale çıkaran yokmuş, bizim labta çalışan postdoclar bile anca doktoraya başladıktan 1.5 sene sonra çıkardıklarını söylediler. Yani bende anormal bir durum yoktu. Anormal durum yeterlilik sınavındaki üstün performansımdı.

Geleceğimi düşündüm. Bilkentteki hocama göre buradaki hocayla karşılaştırdığımda Bilkentteki hocamla facebooktan mesajlaşacak kadar rahatken ve hoca projeye benden daha hakimken (bunun kendi projesi olduğundan kaynaklandığını söyledi ama başka bir proje olsa tamamen sallayacağını sanmam) burada hocayla ayda bir görüşüyorduk ve birbirimizin isteklerini anlamakta güçlük çekiyorduk. Üç sene daha böyle geçer miydi?

Postdoclar "Bir sene sonunda konuya hocadan daha hakim olman lazım." diyorlardı. Yani ben artık kendim çalıp kendim oynamaya başlamalıydım. Öte yandan bu korkutucu derecede zor bir işti, hele de "Şunu yap." tabanlı eğitim sistemimizin yetiştirdiği bir fert olarak. Kendi kafana göre takılmak başlarda kulağa çok iyi geliyordu (okuyanların da kulağına çok iyi geliyordur eminim) ama iş başa gelince pek de öyle değil. Ne yapmak istiyorsun, neyi araştırmak istiyorsun? Hadi bunu cevapladın, sıkıntı şu "Bunu yapabilecek misin, mümkün mü?" daha da önemlisi "Bunun bilimsel bir değeri var mı?" "Var ama bundan senede bir tane makale basıp puan kazanabilecek misin?" gibi absürt bir soruyla devam ediyor bu. Hocanın yönergesiyle birkaç çalışma yapıp ondan sonra kendi ayakların üzerinde durmak bence olması gereken. Bunu hoca şu an yapıyor ama 1-) Bir senede hala bu metotları nasıl test edeceğimizi bulamadık (bulmaya yaklaşıyoruz, ama tepki çekmek istediğim nokta bunu kavrayana kadar bir sene geçmiş olması) 2-) Bundan bir şey çıkacağı üzerine inancımı da yitirdim, ayrıca hocanın önerdiği yöntem fazla basit geliyor. 3-) Test etmeyi hele şükür başardığımda negatif bir sonuç çıkarsa işte o zaman ne olacak?

Düşündüm. Tüm o makalelerdeki yöntemleri Türkiye'deki seçimlere uygulayıp analizler çıkarmak çok zevkli olacakmış gibi geliyor. Fakat sorun şu: bu bilim değil. Bilim senden yeni bir şey istiyor, bir metodu alıp başka veriye uyarlamak değil. Türkiye'deki seçmenleri analiz etmem anca sonuçları bloga koyup caka satmaya yarar. Bu tip bir analiz şirketine girip orada benzer şeyler yapabilirim belki, ama bunun içinde yine mastır/doktora lazım. Burayı bırakıp mastıra gitmek tam enayilik. Geriye tek çare burada bilim yapmak :))

Yanlış anlaşılmasın, araştırma işi eğlenceli kesinlikle. Ama zor.

*

Final Sınavı

reading exam papers phd comics ile ilgili görsel sonucu

Final sınavlarını okumam gerek. Sınav dört soruydu, ilki çoktan seçmeli, ikinci açık uçlu, üç dört programlamaydı, ben açık uçluyu Vietnamlı bir arkadaşla paylaşmıştım. Açık uçlu kısımda da birinci kısmı paylaştık, üçüncü kısma ise kendi başıma baktım.

Başladım uykusuz uykusuz kağıt okuma. Bir kere cevap anahtarı yok. Gittim arkadaşın tam puan verdiği bir elemanın cevabını kağıda yazdım. Oradan kontrol ettim. İkincisi Vietnamlı eleman dillere destan bir notlandırma şeması çıkarmış. Hoca birinci soruyu a*b/c*d = x*y+z-w denklemiyle gösterilen bilmemne algoritmasını doldurun şeklinde sormuş, Vietnamlı arkadaş a,b,c,d,x,y,z,w her yanlış için -0.1 puan kır yazmış, la bunların toplamı 1.0 etmiyo hiçbir şey yazmayan adam 0.2 puan alıyo? Ya da hepsine a = F b = F vs diye sallayan adam 0.5 alıyo bu nasıl iş? Dedim sallamadı. "Notlandırma şemasına karar vermeliyiz, buluşalım." dedi hoca, buluştuk. Dedim bunu hocaya, hocanın konudan haberi yok, yazdığımız notlandırma şemasına bakmamış bile. Bir elimde ansikopedi öbür elimde macbook umrumda mı dünya adam... Vietnamlı elemana söyledim "Ya boşver bir zamanlar biz de öğrenciydik empati yapalım." dedi. "Hmm legit" dedim, gittim herkese puanlarını verdim.

Birinci kısmı epey bir kişi boş bırakmış zaten, okudum 70 kağıdın yarısı boştu. Keşke a = F (F soruda verilmiş) yazarak ataydınız be birader :))

Üçüncü kısımda ise 140 kağıt okudum, 8-10 kişi falan bilmiş cevabı, EPFL mastır öğrencileri beni hayal kırıklığına uğrattı. Hepsine 1.0 verecektim ama şöyle bir şey oldu: (teknik giriyorum) doğru cevap knn (makine öğrenmesi algoritması), adamın teki knn'in kullanacağı featureları (değişkenleri) yanlış yazmış. O yanlış yazınca ondan puan kırmam gerekti. Ondan puan kırınca "Ya bu diğer adamları belli ki hangi değişkenleri kullanacaklarını bilmiyorlar ki konuyu bile açmamışlar. En iyisi onlardan da kırayım adaletli olsun." dedim. Sonuç olarak çok kötü bir adamım.

Şimdi planladığım tatile kadar 1 ayım var. (Tatile gitmezsem 1.5 ay ama gideceğim) Bu sınavı ikinci kez alıp da ikinci kez kalan biri henüz olmamış. (Okul tarihine geçmem umarım) Makale sunmak ve soru cevaplamakta sıkıntı yok ama araştırma planı yazmak zor. Ne yazacağım da bu adamlar "Ooo adam dünyayı değiştirecek." diyecekler? Dünyayı değiştirecek çalışmaya ben kendim yapacağıma inanamıyorum ki, konuda epey yetkin bir abinin doktora tezinin aşırı tırışka geldiğini üzülerek söylemek zorundayım.

Bu güzel pazar gününü düşünmeye ayırdım, aklıma çok güzel fikirler geldi. Problemin üzerinden geçtim, yeni makaleler seçtim. Eğer bu makaleler bu konuda yapılmış son çalışmalarsa, kendi konumla ilgili yapılmamış bir şey yakaladım. Yakaladım mı, yoksa başka bir fikirle mi 3 eylülde karşılarında olacağım henüz bilmiyorum.

*

İkinci dönem benim için bu şekilde geçti. Türklerden sanırım hepsi yeterliliği geçti ve ilk dönem başladıkları labta devam ediyorlar. Tanıdıklarımdan bir kişi bir "uzmanlık" dersini (benim için bu Makine Öğrenmesi idi) 5/6 ile geçemediği için okuldan ayrıldı, Google'a staja gitti. Başka bırakan birine rastlamadım henüz. Buradaki doktora sistemini yazarken "Potansiyel gördükleri öğrencileri alıp 1 sene deneme sürecine tabii tutuyorlar." demiştim ama böyle katı bir sistem yok anlaşılan. En azından öğrenci seçimlerini lab ihtiyaçlarına göre yapıyorlar ki bir lab gidip 10 öğrenci alıp sonra 5'ine yol vermiyor. Benim labıma benden başka başvuran olmadı (bkz: azimliyazar balı) yarış olmadan elimi kolumu sallaya sallaya girdim. Özetle okulun günahını almışım.

İkinci araştırma günlüğü bu kadardı. Bundan sonra araştırma günlüğü yazarsam muhtemelen harbiden araştırma içerikli olur (bu da çok programlama ve batırma günlüğü gibi bir şey oldu) çünkü en azından son üç ayda yaptığım hatalardan çıkardığım dersler ile bilimsel metot, hipotez test etme, insanlığa katkı gibi konulara kafa yorarak ciddi bir araştırma planı çizmeye başladım. Umarım bu araştırma planında başarılı uygulamalarda bulunurum.

Görüşmek üzere.

17 yorum

Merhaba azimliyazar, 2014 yılından beri blogunuzu takip ediyorum. 15 sınavında kendince ortalama bir başarı elde etmiş birine göre, başarıya pay biçme listesinde 2. ya da 3. sırada yer alıyorsun. (sınav için) Üzerimde emeğin büyük.


Yıllar sonra, size DH'de de çok sık rastlamayınca, azimliyazar nerelerde yahu diye merak ederek bir google aramasına gittim. Doktorayla ilgili 6 yazınızı da sanıyorum gecenin 1, 1.30 sularından beri okuyorum.

Öncelikle beni kanepemden alıp bir geceliğine Lozan'a götürdüğünüz için gerçekten teşekkür ederim. Siz de gerçekten yazarlık kumaşı var, öyle derler ya, sıkı bir şeyler yazarsanız iyi okunur diye düşünüyorum.

Lozandaki hayatınızda aklıma takılan en büyük kısım ise önemli sınavlara uykusuz gitmeniz oldu. Sizin böyle iki ayağını bir pabuca sokar duruma düşmeniz pek şaşırtıcı geldi bana. Gerçi çalıştığınız alan Tanrısal zorlukta gözüküyor buradan, biraz eften püften eleştirmiş olabilirim de, kendimce duyumsadığım o kadar samimiyet üzerine, yazmadan geçmeyeyim istedim.

3 eylülde başarılar.

Reply

Selam! Yorum için teşekkürler.

Planlama ve öncelikleri belirleme konusunda sıkıntılarım oldu evet. Her insan hata yapabilir ne yapalım. Daha ilk senemdeyim yavaş yavaş öğreniyorum. :)

Reply

Merhaba, soruyu sormak için yanlış konu ama en güncel konunuz olduğu için buna yazma gereği duydum. Şimdi benim çap ve yurtdışı gibi 2 esas amacım var.
(Esas dal bilgisayar mühendisliği) Çap'ta Endüstri mühendisliği istiyorum. Lakin matematik de olabilir yandal veya anadal şeklinde.
Sizden bu konuda tavsiye istiyorum, Eğer bilkent'te bu özgürlük olsaydı direkt bilkent yazardım çünkü bilgisayar ve elektrik-elektronikdeki hünerleri ortada.
Ama Bilkent sağlamıyor ve elimde Koç,Boğaziçi,ODTÜ kalıyor.
Boğaziçi ve ODTÜ nün imkanları Bilkent ve Koç'a göre kötü deniyor.
Boğaziçi'ne de balon deniyor.
Koç'un da yurtdışı fırsatları hakkında bir fikirim yok.
Örnek aldığım bir insan olarak bana bu 4 üniversite ve amaçlarım doğrultusunda önerilerde bulunabilir misiniz?

Reply
azimliyazar mod

(ben azimliyazar, ofiste olduğum için epfl hesabımdan çıkamadım)

Selam,
Ben yandal bitirdim. Çap uçuk kaçık bir hayal. Ve çok kısıtlı durumlarda işe yarar. Senin durumunda; bilgisayar veya matematik olimpiyatları geçmişin yoksa çapı boşver.

Bilkent'te istediğin dersi özgürcü programına ekleyebilirsin kimse bir şey demez. (Yılda maksimum 7 ders kotası var da zaten o kotayı geçmezsin) bu yüzden sırf sertifika için çap yapmıyorsan çapa gerek yok. Ayrıca Matematik ile çap zaten var Bilkent'te. Öbür okullarda ders programına ekleme yapma çıkarma konusunda Bilkent kadar esneklik yok. (Oturup araştırmadım ne derece kısıtlamalar var gerçi de Boğaziçi bir hocayla ve ODTÜ'lü bir arkadaşımla konuştuğumda öyle olmadığını görmüştüm, kendin de bir araştır.)

Bilgisayar & Endüstri çapı pek bir işine yaramaz. Aşırı sert gireceğim ama acı gerçek bu: yandal, çap falan mantıklı bir kullanım alanı yoksa boş hayalden ibarettir ve bir şey kazandırmaz hatta kaybettirir. Günümüzde önemli olan şey uzmanlaşmadır, her şeyden biraz bilip hiçbir şeyi tam bilmemek değil. Endüstri mühendisliği çapı yaptıktan sonra orada öğrendiklerini bir yerde kullanmayacaksan zamanın boşa gider. Kullanırsan da bu demektir ki bilgisayar mühendisliğini boşa okumuşsun. Her halükarda kayıp var yani :)

Bana bunları zamanında biri söyleseydi tamam der kafa sallar fakat içimden "hadi len oradan derdim" İnsan yavaş yavaş anlıyor. Ben kalbimin sesini dinleyip gittim felsefe yandalına başvurdum birinci sınıfın sonunda, sonra gidip Cognitive Science doktorası yapmayı düşünmeye başladım (bilgisayar + psikoloji + felsefe + bir sürü şey karışık bir alan) Cognitive Science & Felsefe doktorası yapmış felsefe hocam sakın yapma bilgisayar bilimi doktorası yap dedi ve yukarıda yazdıklarımın aynısını bana söyledi ben üçüncü sınıftayken. Artık akıllandığım için bu sefer kalbimin sesini dinlemeyip bilgisayar bilimi doktorası yaptım :)

Özetle çap ve yandal kıstas değil bu karşılaştırma için.

Boğaziçi'nin balon olduğunu Boğaziçili arkadaşlarım da söylüyor. Akademide ben genelde Bilkent mezunları görüyorum. Sektörü bilmiyorum (aşırı bir fark olacağını sanmıyorum yine de yorumsuz geçiyorum)

Bilkent vs ODTÜ = Bilkent çünkü burs veriyor.
E her şey para mı? Öbür kıstaslarda karşılaştırma yapmak zor. Eğitim kalitesi diyorlar bunu nasıl ölçecen? İki okulun çıkardığı öğrenci profili arasında da öyle uçurum yok. O zaman ben rahat okumayı seçerim şahsen / ki öyle yaptım iyi de oldu. ODTÜ'nün frizbi takımı bizim takımdan iyiydi, bu kıstas olur mu bilmem.

Koç vs Bilkent bu zor tercih, araştırmak lazım. Koç ufak bir okul, Bilkentte lisansı bitirip oraya mastıra giden (benim de stajda gözetmenim olan) yakın arkadaşım Koç da Bilkentteki kadar önem verilmediğini, asistanlık işinin daha kolay olduğunu söylemişti. Ayrıca Bilkent gibi burs ve yurt imkanı sunmuyor bildiğim kadarıyla. Bunlar ODTÜ vs Bilkent karşılaştırması için önemli kıstaslar ama Koç vs Bilkent için öyleler mi bilmiyorum, ikisi ayrı şehirde ayrı kalibrede okullar (ve bu karşılaştırmayı ben hiç yapmadım çünkü sıralamam o kadar yüksek değildi) benim yorumum bu kadar.

Reply

Azimliyazar sana bir şey sorucam şimdi bu bilgisayar müh. Veya genel olarak da sorabilirim mühendisliklerde özellikle boğaziçinde falan bu derece yapanlar ort 3.90-3.80 falan yapanlar içte burslu Abd ye stanford mtı boston berkeley yale bilmem ne falan bir sürü üni. e gidiyolar master doktora için falan yani amaçları nedir sence akademsiyen olmak mı yoksa okumayı araştırmayı mı seviyolar yoksa benim bilmediğim başka artıları mı var.Yani mezunların eğilimleri neye göre hadi girişimci olanı anladık adamın fikri var onu gerçekleştirmek istiyor ama mesela üniye master doktora yapmak ilerde işe alımda mı daha çok maaş sağlıyor ha birde yanılıyor muyum en iyiler abd veya avrupaya falan gitmiyorlar mı yeşillendirirsen sevinirim.

Reply

Hocam aslında teknik anlamda yeterince kariyer ve iyileştiğim vakit yaş da gelince biraz yöneticilik kısımlarına yol açmak için istemiştim.
Endüstrinin amacı bu konuda yararlı olue diye düşündüm. Ayrıca startuplarda çalışma, kendi startupımı yapma konusunda da baya faydalı olur diye düşündüm. Matematikte sanırım yüksek lisans ve doktoraya katkısı dışında algoritma yazmada ve yapay zekada katkısı olabilir deniyor. Yurtdışında yapmak istiyorum bunu zaten.
Biraz araştırmıştım bu konuları ve piyasadaki tanıdıklarıma da danıştım. O kadar da kötü görünmemişti bana açıkçası.
Bunları bi ele alarak hala elemem gerektiğini düşünüyor musunuz? Bilgilerinizi paylaştığınız için de teşekkür ederim.

Reply

Ya da alternatif bir yol olarak, yeterince teknik manada kariyer kastığımda mba mı yapmalıyım bu yolda? Hangisi daha iyi olur sizce?
Bu arada bu sene kalkülüs vesaire çalışmıştım. Olimpiyatlara katılmadım, zaten okulda parmakla gösterilen zeki ama tembel çocuk rolündeydim. Lakin şuan içimde bi öğrenme aşkı oluştu zaten :D
Bilkent iyi bir okul lakin ben kıyı şeridinde yaşadığım için kararsızım. Bilkent zaten tek isteğimdi ama çap ve endüstri konusundan dolayı elemek zorunda kalmıştım.
Peki İtü hakkında ne düşünüyorsunuz? Yurtdışı konysunda bayağı kıt görünüyor ama... Bursları da bayağı cezbedici.

Reply

Çap konusunda diyeceğimi dedim. Fikrimi değiştiremezsin. xd
Kalkülüsün bilgisayarla bi alakası yok (birkaç spesifik konu dışında, o konularda da üniversite birdeki kalkülüs komik kaçıyor.)

Öğrenme aşkı güzel de öğrenecek çok şey var, yeterli zaman yok. Bunu ileride anlayacaksın. O yüzden çap yapma diyorum ya zaten. İnsan zamanını kendi yaratır gibi kişisel gelişim saçmalıklarını kafandan at derhal :d

Bilkent varken ben İTÜ yazmazdım yazmadım da zaten. İTÜlüye henüz rastlamadım EPFL'de.



Reply

Mastır doktora yapınca belli bir konuda uzmanlaşmış oluyorsun (yüksek mühendis deniyor Türkiye'de.) işe de ona göre giriyorsun. Örneğin veri analizi işine başvuracaksın patron bakıyor bu adam veri analistliği yapacak güya ama gelmeden önce ne yapmış. Mastır doktora yapan adam kendini kanıtlamış oluyor.

Veya okula gidip hoca oluyorsun.

Ben girerken kafa "esnek bir işim olsun, zevkli olsun kendi projelerimi gerçekleştireyim kafama göre takılayım şeklindeydi." o kafayı yaşadığım için güzel. Ama (kısmen) kendinin patronu olmak zor iş başımda biri yok her şeyi kendim öğrenmek zorundayım.

Reply

Peki okurken burs ne kadar yaşayacak kadar mı veriyorlar yoksa gezmeye vs de para artıyor mu? Cevabın için teşekkürler bu arada

Reply

Anladım, İstanbul istediğim ve Odtü-Bilkentle aşık atıcak tek üniversite olduğu için itü istiyorum. Yurtdışı olanakları genelde öğrenciye bakıyor zaten. İstanbul'dan vazgeçebilirsem Bilkent yazmayı düşünüyorum. Peki bu çap a alternatif olarak ceng den master veya doktora yapıp da piyasada iyi bi kariyer kastıktan sonra yönetici kademesine rahatça yükselmek için MBA yapmalı mıyım yoksa o olmadan da olur mu? Olursa nasıl olabilir?

Reply

İstanbul'dan bence vazgeç.
MBA'yı yöneticiyi falan sonra konuşalım bence.

Reply

Mastır'da nadiren veriyorlar. Doktorada barınma ve yemene yetecek kadar veriyorlar. EPFL'de de asgari ücret gibi bir şey veriyorlar ama İsviçre zengin olduğu için bize çok geliyor.

Reply

Neden vazgeçmeliyim?
Ve ne kadar sonra? Lisansı aldıktan sonra mı :D

Reply

Bilkent yaz çünkü benim okulum :P
Bilmiyorum ama şimdi değil

Reply

Yani şimdi 4.0 ortalama yapar mıyım bilmiyorum ama gerçekten rare bir öğrenci ve rare bir computer science çı olmak istiyorum. Yöneticilik işinin kişiye düştüğünü gördüm evet. Kişinin ne kadar çok yönlü ve iyi olduğuna bakıyor bu olay. Bu bağlamdan şuan endüstri'yi elemiş durumdayım zaten. Şimdi ben bir akdenizliyim, dağ bayır da var deniz de. Ankara çok beton gibi geliyor bana, tek dezavantajı bu Bilkent'in benim için. Teknik üniversitelerin gereksiz ve kasıntrı teorik dersleri yerine fizik veya matematik yandal yapıp daha yararlı teorik bilgiler alırım. Ayrıca ankara ucuz olur da ilk 100'e girersem de (şuan netlerim bayağı yüksek ama bunu zaman ve şans gösterir.) İTÜ donanım yönünde de iyi eğitim verdiği için aklıma bayağı giriyordu. Ayrıca yeterli seçmeli boşluğu da vardı. Kampüsünü ve istanbulu da seviyorum yani... Hatta kampüsü bence Boğaziçi'nden de Bilkent'ten de güzel yani... Matematiğe de fiziğe de çok ilgim var, eemle arasındayım. Eem istesem zaten direk Bilkent derim :DDD O teorik bilgileri uygulayacak en iyi lablar Bilkent'te, ingilizce yurtdışı ve okul avantajları direk Bilkent'te. (Nanoteknoloji ve otomasyona bayağı ilgim var ama bilgisayarda ilgilendiğim alanlar daha çok. Eem'de de bir bilgisayar bilimci kadar olamıyorsun malum. Ayrıca CS EEE'nin çalıştığı çoğu alanda var bu yüzden CS seçeceğim sanırım.) Umarım ilk 100'le Bilkent'e girer rahat bir öğrencilik geçirir ve mutlu mesut ilgi alanlarımı zorlarım. Şimdi ben yüksek lisans doktoramı machine learning&artifical intelligence üzerine yapmak istiyorum ama akademik kariyer planlamıyorum. Benim için master mi daha iyi olur doktora mı?

Reply

Kardeş sen bi liseyi bitir de öyle konuşalım yav.

Reply

Yorum Gönder