Dünya Dönüyor Sen Ne Dersen De

Merhaba arkadaşlar!

Günlerdir, hatta haftalardır ertelediğim yazıyı sonunda yazıyorum. Sizin nasıl heyecanla beklediğinizi kendimden bildiğim için beklettiğim için özür dilemekle başlayayım yazıya. Ama kendimce haklı nedenlerim vardı: yeni bir okul, şehir ve tabii ki vizeler... Sürekli ertelemek sizi üzdüğü kadar beni de üzdü, bu yüzden şöyle bir karar aldım: artık yazılarım çok mükemmel hazırlanmış, upuzun, kusursuz olmayacak (zaten değildi de) , aklıma geldikçe ''bir şeyler karalamaya'' çalışacağım.

Başlayalım o zaman. Dünya dönüyor dedik, şarkının devamı nasıldı? YILLAR GEÇİYOR, FARK ETMESEN DE. Zaman geçiyor arkadaşlar. ACELE ETMELİSİNİZ. Ben şu okula geleli neredeyse 2 ay olacak, kasımın tam ortasındayız, sonra yeni yıl hemencecik gelecek ve bir bakmışsınız YGS kapıya dayanmış. Bu duruma iki açıdan bakabiliriz: 1) Hayallerinizi gerçekleştirmenize gerçekten çok az kaldı! :) 2) Acele etmezseniz hayallerinizi gerçekleştiremeyebilirsiniz.

O okulu ve bölümü istiyorsunuz değil mi? O zaman bedelini ödemelisiniz.



Gelen sorular üzerinden gidelim:

*Şu sıralar kaç net yapıyordun?
Evet ben de bu soruyu çok sordum, çok önemsedim, yeri geldi üzüldüm, umutsuzluğa düştüm. Sonra noldu? Zaman denemelerinde matematiği fulllerken sınavda gittim 5 yanlış yaptım. Normal sınavlarda çıkardığım puanın 20-30 puan aşağısında çıkardım. Hemen bir yanlış anlaşılmayı düzelteyim: bu demek değil ki sınavda şu an yaptıklarınızdan düşük bir net yapacaksınız. Ama yapabilirsiniz de, aynı mantıkla (çok) daha yükseğini de yapabilirsiniz. Bu yüzden napıyoruz? Dershane sınavlarını önemsemiyoruz. Haa ama denemede yanlış yaptığımız her sorunun üzerine gidiyoruz, didik didik ediyoruz, bildiğimiz bir konuysa sinirleniyoruz kendimize ve tabii ki daha çok çalışıyoruz. Sadece ''ooo birinci oldum dershanede tamam ya boğaziçi garanti'' demiyoruz.

İlla ki  bir sınavı önemseyecekseniz, bu LYS olsun. Dershanedeki LYSler için endişelenebilirsiniz çünkü muhtemelen şu sıralar YGS'nin o  tatlı sesine kulak verdiniz ve LYS'yi unuttunuz. KENDİNİZE GELİN LÜTFEN ARKADAŞLAR!! YGS'ye de çalışacaksınız tabii ki, ama unutmayın ki sizin kaderinizi o belirlemeyecek.

Çok ısrar edenler için söyleyeyim şu sıralar kaç net yaptığımı inanın hatırlamıyorum. Ama ilk sınavda Türkçeden 8 yanlışım çıkmıştı mesela, ilerleyen sınavlardaysa sosyalden 4 yanlışın altına düşmek için bayağı uğraşmıştım. Zaman denemeleri berbat ötesiydi zaten saymıyorum bile. İlk dershane denemem 410 puandı yanlış hatırlamıyorsam ama sınav çok çok çok kolaydı. Yani bu bir kıstas değil ve olmayacak, burda tamam mıyız :)


*Umutsuzluğa düştüğünde ne yapıyordun?
Arkadaşlar size çok gizli bir bilgi vereceğim, YGS-LYS ile istediği okulları kazananlar da insan. Bizim de en dipte anlarımız oldu, biz de ağladık, hala da oluyor bunlar. Yalnız değilsiniz :) Ama bizim ekstradan yaptığımız tek şey düştüğümüzde ayağa kalkmasını bilmek oldu. Bunu yaparsanız kazanacağınızdan eminim :) Daha az önce birinin ''Sınavım kötü geldi, moralim bozuldu.'' dediğini gördüm. Sınavınız kötü gelirse ve oturup buna üzülürseniz bilin ki yanlış yoldasınız. Aksine, o kadar çok hırslanmalısınız ki, hiçbir şeyi gözünüz görmemeli!!!! O konunun daha çok üstüne gitmelisiniz, daha da çok test çözmelisiniz.




Koreli arkadaşımız ne de güzel söylemiş. Hadi o zaman derse! Çok verimli bir haftasonu olur umarım, soruları lütfen burdan sorun, görüşmek üzere! ^.^

Bir TOEFL Macerası

Daha önce TOEFL'a çalıştığımdan söz etmiştim. Sınava 25 Ekim'de girdim. Gelir gelmez "Ben bunu bloga koyarım." diyerekten sınavda sorulanları ve benim yaşadıklarımı yazdım. Fakat sınav öncesinde sınav sorularını kopyalamak vs. yasaktır gibi bir kağıt imzalatmışlardı, kağıdı pek okumadığım için sınav tehlikeye girmesin diye hemen yayınlamadım. Ama 1 ay geçti herhalde artık aynı soruları kullanmıyorlardır.

Not: Yazı pek öneri içermiyor. Bunun nedeni öneri verecek kadar fazla çalışamamış olmam. (Bir hafta önce karar verdim girmeye.) Sınavın nasıl bir şey olduğunu merak edenler okusun. 

Yine de bu bir hafta ne yaptığımı peşinen yazayım: Önce TOEFL Official Guide (yani TOEFL Sampler) 'dan bir tane deneme çözdüm. Reading ve listening kolay, speaking ve writing zor geldi. Benim gibi kısa zamanı olan biri mutlaka son ikisine çalışmalı, çünkü yazma ve konuşma alışkanlık gerektiren şeyler. Ayrıca bu ikisinden kalıp sorular çıkıyor ve bu soruları ve sorulara nasıl yaklaşmak gerektiğini mutlaka bilmeniz gerek.

Writing1 ve Speaking kalıpları için notefull denen siteyi kullandım. Siteye para vermedim sadece beleş videolarını kullandım yine de çok yardımcı oldu. Bu sitede soru tiplerini gayet ayrıntılı açıklıyorlar. Sonra da sorulara verilecek cevap kalıplarını anlatıyorlar. İlk speaking denememde hık mık laf ederken bu kalıplar sayesinde akıcı konuşabildim. Ha fazla alıştırma yapamadığım için sınavda o kadar akıcı konuşamadım ama ne yapalım artık.

Bu ve bunun gibi örnek sorular bulup telefona kaydederek otobüste metroda vs. beyin jimnastiği yapmanızı öneririm.

400 TOEFL Words de harbiden çıkıyor. 20-30 tanesine mi ne çalışabildim, sınavda "Aaa ben bunu öğrenmiştim ya." dediğim oldu. Quizlet de güzel bir site.

Gerçek sınavın speaking ve writingi TOEFL'ın örnek sınavlarıyla aynı ayarda, ama reading ve listening gerçekte çok daha zor bunu da belirteyim.

Ekşi sözlüğü şukela modunu kullanarak okuyun epey yararlı bilgiler var. Şukela modu üyelik gerektiriyor ama üye değilseniz bile adres çubuğunun sonuna ?a=nice yapıştırarak kullanabilirsiniz. 
Yani şu: https://eksisozluk.com/toefl--35418?a=nice 

Önerilerim bu kadar malesef. İleride başka bir sınav için geniş bir hazırlanma sürecine girersem onun için yazarım.


*

Sınava Atılım Üniversitesinde girdim. Bir eksiğini görmedim. Ekim ayında montla girdiğim için mekan soğuktu sıcaktı olayına girmeyeceğim. Size tek sorun oluşturacak şey mikrofon olabilir onu da ETS kendi sağladığı için sorun yok.

Mikrofon testini uzun tutup herkes sustuğunda başlamaya çalıştım. Kötü sonuçlar doğurdu bu.

=== READING ===
Sınava girdim. 4 reading geldi. 
      1.'si Amerika'daki Great Plains isimli yerin iklimi. Bu Great Plainsin iklime Peru-Avustralya arasındaki Güney Pasifik denizine bağlıymış. Güney Pasifik çok sıcak olunca su buharlaşıyormuş ve neden bilmiyorum ama nem ve Gulf Of Mexiconun üzerindeki tropik hava balgası Great Plains'e gidiyormuş çünkü orada alçak hava basıncı oluşmuşmuş. (Neden oluşuyor bilmiyorum) Bu yüzden çok pis yağmur yağıyormuş, sel felaketleri oluyormuş. Buna El Nino demiyormuş.
Bir de La Nina var. Güney Pasifikteki su soğuk olunca mı artık nedendir bilinmez, Gulf Of Mexiconun üzerindeki havalar kuzey ve doğuya gidiyormuş. Great Plainse hava falan gelmiyormuş ve yüksek hava basıncı oluşuyormuş. Bu hava basıncından dolayı uzun süreli kuraklık oluyormuş. Gerisi pek aklımda değil. Ama Great Plainsin üzerindeki yağmur miktarı Güney Pasifiğin sıcaklığına bağlı. Temel düşünce bu. Bunları anlamak çok kolay değil tabii. Ben normalde okumadan sadece paragrafa neyle alakalıymış diye göz atıyordum önceki sınavlarımda sonra hemen sorulara geçiyordum. Ama TOEFL sampler'a göre paragraflar zor, terimler bol. (Ya da en azından bu ilki zordu.) O yüzden paragrafları anlamaya özen göstermeli. Tabii süreye dikkat ederek. Bunu farkedince, öbür paragraflar biraz daha kolay gelmeye başladı. 
      2'si dinazorlarla alakalı. Sabrudos muydu neydi, bir dinazor türünün ilginç özellikleri varmış. Burnunun üstünde nostril mi ne varmış. Neden böyle bir şey olduğuna anlam veremiyorlarmış. Bu aslında balinalarda bulunan bir özellik miş. Fakat Sabrudoslar denizde yaşamıyormuş. Neden böyle bir şey var belli değil. Sabrudoslar çok kocaman dinozorlar. Ve vejeteryan. Ama ağızlarında bitkileri çiğneyebilecek belli bir azı dişi (grinding teeth) yok. Bu ilginç bir durum. Öyle adapte olmuşlar ki çiğnemekle zaman kaybetmek yerine direk midenin ötesinde bir büyük bir odada sindiriyorlar (sindirici bakteriler var) böylelikle çiğnemekten kaybedecekleri zamanı daha fazla bitki bulmada kullanıyorlar. Nostrillerinin yeri de garip biraz. Bunun nedenlerinden biri burnun yemek yerken yer açması mı ne. Tam anlamadım. Bir de o nostrillerden ses üretebiliyorlarmış. Bir de predatorlerin kokusunu alıp kaçabiliyorlarmış. Hortumları yok, olamaz da. Çünkü bunu sağlayacak face muscleları yok.
     3'sü tarımla ilgili. Hem Azteklerde hem de Mısırlarda tarım ve piramitler var. Sanırım dini ritüel bunlar. Ortak konu şu: tarım 7 merkezde bağımsız olarak ortaya çıktı. Yabani bitkilerin sürülmesi vs. tarımın başladığı BC10000 senesinden önce de vardı fakat bunlar domestication değildi. Domestication için insansız hayatta kalamayan türler oluşması lazım. (Feral cats ve dogs insansız hayatta kalabilir, bunlar istisna.) 
     Örneğin Maize bitkisinin domesticated versiyonu daha ağır, iki parçası ayrılmıyor fakat less protected. Bu satırları yazarken yemeksepetinden sipariş geldi ve dolayısıyla sınavın geri kalanını unuttum sayılır. Neyse bu parça da böyle bir şeydi. Kısmet.
     4'sü Bantuların göçüyle ilgili. Bantuların göçüne ilişkin bilgiler malesef 1000 C.E.ye kadar izlenebiliyor, gerisi sözlü hikayeler. Bantular zamanla başka bir yerlere göçmüş. Göç eden Bantuların karşısına çıkan en önemli sorun belli bir çalı vs yığınını yoketmeleri gerekiyormuş. İlkel aletlerle bunu yapıyorlarmış, bush burning filan yapıyorlarmış ama oradaki önemli otları da yakıyorlarmış. 
Bantuların bir kısmı Doğuya gitmiş. Burada hem hayvancılık hem tarım yapmışlar. Orada bulunan yerel halkı içlerinde eritmişler. Güneye, Kalahari çölüne gidenler o kadar şanslı değilmiş. Orada hayvancılık yapılamıyormuş, niye bilmiyorum, hastalıktan ölüyorlardı hayvanlar herhalde. O yüzden çok geri kalmış, demiri çok sonra kullanmaya başlamışlar. Bantuların gittiği yerde başarılı olmalarının en önemli nedeni tarımı iyi bilmeleri. Bu arada Bantuların ilk başlarda yiyebileceği şeyler çok kısıtlı. Yam bitkisi var. Çoğu şey sonradan Asya ve Avrupalılar tarafından gelmiş. Muz sanırsam önce Yukarı (Güney) Nil'de gözükmüş sonra Afrikada yayıla yayıla Bantulara gelmiş. Bantularda bu kadar tutmasının nedeni muz yetiştirmek için tüm ağaçları temizlemeye gerek yokmuş ve malarya taşıyan böceklerin ölümüne yol açıyorlarmış.
     Readingler bunlardı. Brew kelimesinin bilmiyordum o kötü oldu. Quizlette çalıştığım 400 must have toefllardan bir kaç soru çıktı. Keşke daha çok çalışsaydım. İlk reading biraz terletti ama gerisi geldi. Beklentim: 27 idi.

== LISTENING===
Listeningin büyük çoğunluğunu unuttum çünkü yazmaya ara verdim. Biyoloji listeningi vardı, bir karınca türü varmış mandicles (kıskaç) ları çok hızlıymış. Bu kıskaçlar sayesinde zıplayıp dosta güven düşmana korku veriyormuş falan filan. Astronomi vardı kuyruklu yıldızlarla alakalı yardırdı. Söylediklerini not almaya çalıştım ama alınamayacak kadar hızlıydı. Çok iyi bir not alma sistemim olmalıydı ya da sadece dinlemeliydim. İkisini de yapamadım malesef. Notlarımı çok az kullandım. Hatta bu göktaşıyla alakaları notlarımı okuyamadım bile.

Ben daha listeningin ortasındayken yandaki eleman speaking yapmaya başladı. Kulaklığımdan Interstellar geliyor adam yanda çocukluk anılarını anlatıyor. Gerçi o film ben sınavdayken henüz çıkmamıştı da neyse. Mikrofon testini uzun tutmamın sıkıntısı buydu işte, yandaki adam bana tur bindirmişti :) Listeningin ortasında da tuvaletim geldi. Kısacası benim listening epey berbat geçti. Listeningde de süre sıkıntısı oldu, ilk bölümün son sorusunu yapmam için 35 saniye vardı. (2 bölüm var ikisinin süresi var 10'ar dakikalık.)
Listeningten beklentim: 22 idi.

-ARA-
Arada arkadaşla konuştuk. Bu arada anladım ki ben de problem yokmuş, genelde millet aynı anda çıktı. Benim yanımdaki adam çok acele etmiş.

== SPEAKING == 
Speaking beklediğimden iyi, en iyi performansımdan kötü geçti yani ortaydı. 
Birinci soru: Train carlarında yüksek sesle konuşmak yasaklanmış. Sizce haklı bir değişiklik mi?
Burada bir afallama geldi. Train carları ney la? Train cart mı? Vagon mu yani? Normal treni baz alarak cevapladım.
Haklı dedim çünkü insanlar uyuyabilir veya kitap okuyabilir dedim. For examplela başladım ama onun yerine açıklama sundum. (Notefullda sürekli example verin diyordu ama o kadar kolay değil işte.)
İkinci soru: Küçükken dışarıda mı oynamayı tercih ettiniz içeri de mi?
Dışarıda dedim. Böylelikle mahalle arkadaşları edinirsin. Örneğin ben küçükken tanıştığım ve futbol oynadığım çocukla lisede aynı football takımındaydım dedim (Tamamen salladım, ama siz siz olun sallamayın sonra o heyecanla tutarsız laflar edersiniz.) İkincisi de gerçek hayatı tecrübe edersin. Örneğin yabancılarla konuşulmaması gerektiğini öğrenirsin dedim.
Bir tane human commensals isimli güvercin karga gibi insanların varlığından pay çıkaran hayvanlar. Bir tane job rotating isimli bir strateji. Öbürleri klasik toefl soruları çok önemli değil. Neyse yazayım yine de. Tarih departmanı monthly meeting yapacakmış millet soru sorsun kaynaşsın diye. Oğlan da gerek yok herkes istediğini sorar departmana gidip diyor. Öbüründe de kız proje dersine kaydolmak için deadline kaçırmış ya 75$ verip kaydolacak ya da bir dönem bekleyecek ama fallda sıkıcı oluyormuş. Bunda pek iyi konuşamadım.

Speaking fena geçmedi ama çok iyi de değildi.
Beklentim: 24 idi.

== WRITING ==
Burada anladığım bir şey var: hızlı yazan kazanıyor. Hızlı yazdığım için hiç süre sıkıntısı yaşamadım.
İlki Karl Wilhelm Naundorf'un kendini Fransa prensi ilan etmesine ilişkin bir yazı. Profesör de çürütüyor. 250 kelime yazdım. 
Asıl olay ikinci writing. Writing benim ENG102 konum (leadership) le aynı.
A leader should have strong opinions and not change them his or her mind.
Do you agree with this statement.
I agree because if leaders do not have strong opinions and change their minds, they will lose the bond between them and their followers and would not succeed be in their visions.
İki body yazdım ve 4 paragraflık essayim 25 dakikada bitti. 250-300 kelime mi neydi bittiğinde. Geri kalan 15 dakikayı napsam diye düşündüm. Sonra aralara bi şeyler serpiştireyim essay uzun gözüksün dedim. Gandhi ve Martin Luther King'den örnekler verdim. Eğer bunlar şöyle yapmasalardı bu olmazdı ama böyle yaptıkları için bu oldu tarzında şeyler yazdım. 
Beklentim: 26 idi.

*
8-10 gün sonra açıklandı.

Reading: 29 (Brew kelimesi sağolsun)
Listening: 21 
Speaking: 18
Writing: 27
Toplam: 95

Sadece speaking beklediğimden çok kötü geldi. Sanırım adamların beklentisi ekşide yazıldığı kadar düşük değil. Konuştum ama arada bocaladığım oldu, yine de bu kadar düşük beklemiyordum. Bir de normal ses şiddetimle konuşmuştum, yüksek sesle konuşmamıştım, acaba bir etkisi oldu mu bilmiyorum.

İyi çalışmalar.


Tyler Reis

Öncelikle herkesin bayramı mübarek olsun.
Bu yazıyı "Niye soru seçiyorsun?" diye bana sitem eden arkadaşa armağan ediyorum.

*

"Falanca kaynak iyi midir", "Birey mi Fem mi", "Pes mi Fifa mı?" sorularını çokça duydum ve itinayla cevaplamadım. Bir de arada, önceki kadar mantıksız olmayan tecrübesiz arkadaşların "kuruntusu" olarak niteleyeceğim "Ben şöyle şöyle bir liseye gidiyorum SBS'm iyi değildi okulumun başarısı da iyi değil ilk on bine girer miyim?" minvalinde (tam böyle değil) sorular da geliyor.

İkisini ortak paydada birleştirebiliriz.

Cevap Tyler reisten gelsin:



Anlamı:
"Sen çözdüğün kaynağın markası değilsin. 
Sen gittiğin dershane değilsin. 
Sen gittiğin okul değilsin. "

*

Neden?
Kaynaklar genellikle önceki yılların sorularının değiştirilmesiyle oluşturuluyor. Bunu Mart'a doğru "Ya sanki ben bu soruyu daha önce çözmüştüm." diye dejavu yaşamaya başlayınca anlayacaksınız. Mesul olduğunuz konular uzun zamandır aynı. Dolayısıyla çıkan soruların da artık belli bir standardı var diyebiliriz. Yani YGSler bile birbirine benziyorken kaynakların birbirinden çok ayrışmasını beklemeyin. Adamlar da zaten niye gereksiz aksiyona girsinler ÖSYM'ye yakın hazırlamak varken değil mi ama? Ha arada garip kaynaklar çıkıyor yok değil, yine bir kaynak seçimi yapacaksınız tabii. Sınıf arkadaşlarınıza filan sorun, arkadaşlarınızın yapamadıkları sorulara filan bakarak kaynak hakkında bilgi edinebilirsiniz mesela. Ama, forumlarda paso kaynak önerisi konusu açıp yeterli cevap sayısına ulaşana kadar devamlı uplamayın. Abartmayın yani kısaca. Tekrar söylüyorum, ben sınava 1 ay kala bir dershanenin yarıyıl çalışma kitabını bitirdim. 2006 basımıydı. Elimde o vardı ve sorular da ÖSYM sorularına benziyordu. Fem kapsül 2012 Fizik denemesini çözdüm, arkadaş vermişti. 2013'e baktım aynı sorular. Hayır tip itibariyle aynı demiyorum, direkt aynı sorular vardı. Muhtemelen birkaç rötüş yapıp aynısını basmışlardır.

Fem demişken, herkes Femi çok yüceltir. Sanki ÖSYM Feme soruları fısıldıyor da Fem de o fısıltılara benzer soruyormuş gibi. (Son olaylardan sonra böyle bir ihtimal yok artık biliyorsunuz :)) Yine de bir çıkarımda bulunayım. Bizim okulda ilk 6'da (ben 6. olduğum için devamına bakmadım.) ben hariç kimse "Fem", "Final" gibi "kaynaklarıyla meşhur" dershanelerden değildi. Bursa'nın butik dershanelerindendi. Bu dershanelerin kendilerine özgü kaynakları yoktu, kaynaklar toplamaydı. Ha butik dedim ya, oraya gittikleri için de başarılı olduklarını sanmayın. O dershanelere gidip de bir yığın başarısız olan kişi de var çünkü. "Şuraya giden başarılı olur." diyebileceğim bir dershaneyle karşılaşmadım. Ben de Birey'in bir şubesine gittim. Bu şube eskiden başka bir Bursa dershanesine aitti, sonradan iş yapmayıp satmışlar, alan kişi de Birey dershanesi açmış. Benim dönemimde ilk 10 bine 3 kişi de bu eski dershanede varken dershaneye başladı. Yani bunlar isminde "Birey" geçtiği için çok başarılı olmadılar, zaten iyi ve çalışkan öğrencilerdi. Ha şimdi dershanenin bu başarısında hiç mi rolü yok? var, hocalar iyi ve etüt saatleri esnekti. (Reklamı da yapayım burada :)). Neyse detaylı bilgi için: http://azimliyazar.blogspot.com.tr/2013/07/dershane-secimi.html 

En önemli mevzuya geldik. Zamanında çok kafama takmıştım. Diyelim 3000'den alan bir yeri hedefliyorsunuz. Okul her sene 5 kişiyi ilk 3000 bine sokuyor. Bu başarı durumu pek oynamıyor. Okulun kapasitesi bu diyorsunuz. İlk 5'e girmeniz gerek. Fakat bakıyorsunuz ki daha sınıfta ilk 5'te değilsiniz. Her taraf fevkalade zeki ve çalışkan insanlarla dolu.

Kendinize güveniniz kayboldu değil mi?

Yavaş kaybolsun.

1- Fevkalade zevki ve çalışkan insanlar arasında son sene hatalar yapıp veya son senenin son üç saatinde hatalar yapıp kendisinden beklenen başarıyı yakalayamayanlar çıkabilir. Üzgünüm bu siz de olabilirsiniz, ama planınızı buna göre yapmayın sakın. Siz başarılı olacak taraftanız. Eğer bu tarafa düşerseniz hayat size ufak bir oyun oynamıştır. Çözüm basittir; ya beklentiyi biraz düşürüp aynı bölümden başka bir üniversite yazarsınız (tıpçılar bunu çok yapar) ya da mezuna kalıp başarılı olursunuz. Problem değil.
Sonuç olarak ilk 5'e giremezsiniz diye bir şey yok. Özellikle not ortalamasına bakarak bu yargıya varmanız imkanız. YGS'de 1. totalde 2. olan arkadaşın karne ortalaması 87 mi neydi, ilk sene matematiği 1'di. Adam not ortalamasına göre 15-20. filandı herhalde.


2- Tekrar söylüyorum, sen gittiğin okul değilsin.
Bunu da okulumdan yola çıkarak söylüyorum.
(Derece sayılabilecek başarıları yazıyorum, okul kayırdığım yok. Okul sayısal ağırlıklı olduğu için TMlere bakmadım kusura bakmayın.)
2010'da bizim okul 14 tıp 7 diş çıkarmış. 2 Boğaziçi Endüstri 1 İTÜ Elohab var.
2011'de 15 tıp 6 diş. 2 ODTÜ Endüstri 1 İTÜ Elohab 1 İTÜ Endüstri 1 Bilkent Makine
2012'de okul görülmeyecek bir başarıya imza atıyor. 26 Tıp çıkıyor okuldan. Herkes 2012 dönemindekilerle övünüyor. Bu arada yine 7 Diş. 1 Boğaziçi EE 1 Boğaziçi Bilgisayar 1 ODTÜ EE 1 Bilkent Endüstri. Mühendislikleri yine tercih eden olmamış.

Ben 2012'ye bakıyorum, benim istediğim mühendislik bölümünden yani bilgisayardan sadece 1 Boğaziçi Bilgisayar var. Gerisi derece isteyen bölümler değil. Panik oluyorum haliyle.

Fakat 2013 dönemi 2012'yi katlıyor. Okuldan tam 32 tıp çıkıyor. Vuhuuu. 11 Diş. 1 Bilkent EE 3 ODTÜ EE 3 ODTÜ Makine 1 Bilkent Endüstri filan okul coşuyor yani. (O kadar da coşmuyor gibi görünebilir gerçi ama bu okula zamanında en yüksek puanla giren kişi 8000. filan idi.)

2014'te biraz düşüş olmuş ama buna yakın bir başarı var.
Okulumu daha fazla övmeden sadede geleyim. Görüldüğü gibi not ortalamasında 15-20. olan adam geliyor okulun ikincisi çıkıyor, okul 2013'te 2010 ve 2011'de çıkardığı doktor sayısının toplamından fazla doktor çıkarıyor. Kısacası okulun önceki başarılarına ve okul içinde kafadan oluşturduğumuz kendi sıralamamıza bakarak başarımızı tayin edemeyiz.

Kaynak araştırmaya veya okulun başarılarını incelemeye odaklanmayın, çalışmanıza odaklanın, gerisi gelecektir.





Pomodoro Tekniği

Önceki yazılarımda çalışırken illa molalar vermenizi önermiştim. Net bir sistemden bahsetmemiştim çünkü kendim de net bir sistem uygulamamıştım, o yüzden rehberlikçilerden kopya çekerek 40 dakika ders 10 dakika mola demiştim.

İşte şimdi sisteme bağlıyorum.

*

Diyelim ki bir kitap kurdu değilsiniz ama arada merak ettiğiniz kitapları (romanları diyeyim) okuyan birisiniz. Yeni bir romana başlarken senaryo şöyle olur: (en azından ben de böyle) Başlarda hevesle okumaya başlarsınız. Sonra sıkılırsınız ve bırakırsınız. Ertesi gün kaldığınız yerden devam edersiniz. Nihayet sıkıcı kısımları geçtiğinizde ve aksiyon başladığında kitabı bir günde bitiriverirsiniz. (Buna en iyi örnek "Olasılıksız" romanıdır herhalde, ilk başlarda sıkıcı ve çeviri gazabına uğramış kumar sahnesini okuyup anlayabildikten sonra geriye bir Hollywood aksiyonunu seyretmek.. pardon okumak kalır.) 

Hah işte, şu başlarda hevesle okuyup sonra sıkılma durumuna odaklanalım. Ne kadar sürer bu hevesle okuma faslı bir düşünün. Eğer kitap kurduysanız veya kitaplarla hiç mi hiç aranız yoksa hevesle başlayıp sonradan bıraktığınız başka bir şey de olabilir. Dil öğrenmek, belgesel izlemek, ders çalışmak :) vs.

Düşündünüz mü?

Aynı bizim gibi tez canlı bir öğrenci olan Francisco Cirillo düşünmüş ve Pomodoro (Domates) Tekniği ile çıkagelmiş. 





İngilizce'niz varsa sitesindeki videoyu izlemenizi tavsiye ederim: http://pomodorotechnique.com/


Ben olayı özetleyeyim:

Yapacağınız işi belirliyorsunuz. 25 dakika üzerinde çalışıyorsunuz. 25 dakika sonunda alarm çalıyor. Ve 5 dakika ara veriyorsunuz. Olay bu.

(Kitap örneğini bu yüzden verdim, çünkü benim de sıkılmadan kitap okuduğum süre 20-25 dakika filandı. 20-25 dakika sonra devam etsem de hızım düşerdi. Veya direkt olarak kendimi 1 saate göre ayarladığım için yavaş okurdum.)

Biraz daha açayım olayı daha iyi anlayacaksınız:

Şimdi hepimiz sabırsısız değil mi? Aklımızda üniversite hayalleriyle derse oturuyoruz fakat 25 dakika sonra sıkılıyoruz ve hayaller de yerini "Aman olduğu kadar", "Hayırlısı olsun." türevi cümlelere bırakıyor. İşte bu teknik diyor ki bu 25 dakikayı verimli kullanın ve 25 dakika sonra işi bırakıp ara verin. Benim ilk okuduğum kaynakta "25 dakikanın sonunda kendinize bir ödül verin." diyordu. 5 dakika müzik dinleyebilirsiniz (ders çalışırken müzik dinlemeye karşıyım ama boş zamanınızda dinlemeyin demiyorum) 5 dakika flappy bird türevi bir oyun oynayabilirsiniz. Ama 25 dakika ders çalışmanın molasının 5 dakikayı geçmemesi iyi olur.

Biraz daha detay: (Bazılarını videodan alıntılıyorum.)
1- Günlük yapmanız gereken şeyleri belirleyin. (Ama bunu 30 gün önceden program yaparak belirlemeyin tabii. Konu konu çalışın diyorum ya, çalışacağınız konuları belirleyin yani. Aynı hesap.)
2- Belirlerken önceliklerinizi de belirleyin. Önce biyoloji çalışmam lazım vs.
3- Masanızı temizleyin, çalışacağınız ortamdan odaklanmanızı engelleyecek elektronik aletleri vs. kaldırın.
4- Çalışacağınız şeyler için ne kadar 25 dakika/pomodoroya ihtiyacınız olduğunu belirleyin. Gerçi siz sınav öğrencileri tüm gün çalışmanız gerektiği için buna pek gerek yok. :d
5- Sıradaki çalışacağınız konudan bir birimlik çalışma hedefi belirleyin. (Örneğin biyoloji çalışacaksınız, bir test veya video belirleyin.)
6- 25 dakika sonraya alarm kurun ve tamamen ona konsantre olarak çalışın!!! Sadece önünüzdekine konsantre olun. Biyoloji testi çözerken sadece teste konsantre olun, matematiği, akşam ne yiyeceğinizi, havanın nasıl olduğunu, hayatın anlamını vs. hiç birini düşünmeyin. Düşünür gibi olursanız, "HEY! Ben pomodorodayım!" diye düşünceleri kafanızdan atın. Sadece o 25 dakikalık zaman dilimine ve orada yaptığınız işe yoğunlaşın. Ve inanın, 25 dakikalık gibi kısa bir sürede ne kadar sıkıcı olursa olsun uğraştığınız işe yoğunlaşmak zor bir iş değil. Sorun 25 dakikadan (veya sizin sıkılma eşiğiniz ne kadarsa o kadardan) sonra başlıyor. Okulu anımsayın, dersi dinlememeye/dinleyememeye son 15-20 dakikada filan başlıyorsunuz değil mi? Hah işte biz burada o son 15-20 dakikayı es geçiyoruz.

ÖNEMLİ: Saatinizi/Telefonunuzu görünür bir yere koymayın. Sürekli saate bakarak "Yav kaç dakika kaldı??" diye sormayın kendinize. Çalıştığınız işe odaklanmanız gerek. Sanki sonsuza kadar çalışacakmışsınız gibi çalışın ama çok kısa süreliğine çalıştığınızın da farkında olun. Bundan fazlasına gerek yok. 

EKLEME: Videoda Recap-Work-Review şeklinde çalışın demişler. Yani önce bir diziyi özetler gibi geçen bölümde ne olduğu, çalıştığınız konuda en son yaptıklarınızın kısa tekrarı, sonra çalışmanız ve sonra da çalışmanızı tekrar etmeniz. Güzel bir öneri, her pomodoroda olmasa bile ilk pomodoro ve son pomodoroda bunu yapmanızı öneririm.

Ben bu teknikle, kitap okudum! Evet, kitap okuma alışkanlığım pek yoktu. Kitap okurken çok sıkılan biri değildim ama çok zevk alan biri de değildim. Ama okumam gerekiyor ve aşırı sabırsızım. Basit bir hesapla günde 20 sayfa kitap okuyarak 10 günde 200 sayfalık bir kitap, 1 ayda 3 ve 1 yılda 36 kitap okumak mümkün. 36 bir Türk için çok büyük bir sayı :) Fakat ben yapamıyordum. Yazın, sabah kalkar kalkmaz bir pomodoro, öğlen bir pomodoro, gece de bir pomodoroyla günde 50 sayfa kitap okuyabilir hale geldim. (Yavaş bir okuyucuyum.) Okul başlayınca alışkanlık gitti fakat alışkanlık gitti diye hemen koyvermemek lazım, okula alıştıktan sonra yine başladım.

Özetlersek; bu teknik düzenli yapabilirseniz oldukça verimli çalışabilmenize olanak sağlar.

*

25 Dakikada yapabilecekleriniz:

1 Test (Herhangi bir ders),
1 Sosyal denemesi (Sayısalcılara: İlk başlarda 30-35 dakikalık pomodoroyla başlayabilirsiniz buna. Ama marta doğru mutlaka 25 dakika olmalı, bir sayısalcı sosyali hızlı yapmalı.)
1 Biyoloji Konusunun Tekrarı
1 Günün tekrarı

Bunları yapılabileceğine emin olduğum şeyler olduğu için yazdım, siz deneme yoluyla daha da arttırabilirsiniz.

Günde 3 pomodoroyla başlayın. 1-2 gün sonra 4'e çıkarın. İkinci haftanın sonunda 6 pomodoroya çıkmış olun. 6 pomodoro yapın, yani 25 dakika "YOĞUN" bir şekilde çalışın. Geri kalan zamanda sıradan, alıştığınız gibi (verimli olsun verimsiz olsun) çalışmanıza devam edin. (Dikkat! 6 pomodoro yapıp günün geri kalanını çekirdek çitleyerek geçirin demiyorum, yine çalışın ama kendi kafanıza göre) Zaten en sonunda pomodoroyla çalışmanızın daha verimli olduğuna kanaat getirip pomodoroları arttırırsınız. Ama pomodoro zor geliyorsa tamamen bırakmak yerine 6 pomodoro gibi bir sayıda sabit kalın. Pomodoro sizi kesmiyorsa ileriki zamanlarda 40 dakika ders 5 dakika mola gibi farklı kombinasyonlar deneyebilirsiniz ama başlangıç için 25-5 iyi.

İyi pomodorolar.

Okul- Dershane- Program


Arkadaşlar merhaba, uzun süredir yazmak istesem de hazırlık sınavı ve kayıt işleriyle uğraşmaktan ancak zaman bulabildim. (Not: Hazırlığı geçtim :)) )
Bu süre içinde gelen mesajların ve soruların çoğu ''Nasıl bir program izledin?'',  ''Şimdiden fen çalışmalı mıyım?'', ''Daha çalışmaya başlamadım çok mu geç kalmışım?'' tarzı olduğu için bu yazıda size nasıl program yaptığımdan söz edip biraz da okul- dershane dengesini kurmanıza yardımcı olmayı planlıyorum.

ÖNEMLİ: Soracağınız soruları donanımhaber veya başka sitelerden değil de buradan sorarsanız hem daha çabuk cevaplayabilirim -diğer sitelere pek girmediğim için- hem de başkaları da yararlanabilir. O yüzden çok çok özel değilse buradan sorun lütfen.

OKUL-DERSHANE

1 ay boyunca büyük bir azim ve hırsla çalıştınız, ilk konuları yaladınız yuttunuz. Birkaç gün sonra ise okul açılıyor. Artık her sabah dershaneye gidip sınavda gerçekten çıkacak şeyleri öğrenmek yerine okula gidip sırada beklemek, sınıfın gürültüsünü çekmek, seçmeli derslere girmek gibi zamanınızı çalan ve gereksiz bir sürü aktivite yapmanız gerekecek. Şunu unutmayın ki sınava hazırlanan biri için tek bir dakikanın hayati önemi vardır. Tek bir soru sizin gideceğiniz okulu ve dolayısıyla hayatınızın geri kalanını değiştirebilir. Öncelikle bunun bilincinde olmalısınız. Zamanınız çok değerli. Bunu kendiniz fark ettikten sonra çevrenizdeki insanlara da bir şekilde anlatmalısınız aksi halde yemek yerken bir şeyler okumaya çalıştığınızda hedefleri ve amaçları olmayan boş insanlar ''N'apıyosun manyak mısın?'' gibi tepkiler verebilirler. (Böyle bir durumla karşılaşırsanız başka bir arkadaşın yazısında okuduğum ''Sınavı kazanıyorum.'' tepkisini de verebilirsiniz. :) )

Zamanınızın değerini farkına vardıktan -ve vardırttıktan- sonra yapmanız gereken zamanı maksimum seviyede kullanmak. Bir güne şöyle bir bakalım:

Okulun 8'de başladığını varsayalım. 30 dakika da yolda geçiyor olsun. Buna göre 7.20'de hazır olmanız gerekir. 6.20'de kalkarsanız günün en verimli zamanında kocaman bir 1 saatiniz var. Bu 1 saat içinde, eğer anne-babanızın kahvaltınızı hazırladığı şanslı bir ailedeyseniz oturup bir edebiyat konusu okuyabilirsiniz örneğin. Sonra gece yatarken de aynı konuyu tekrar ettiğinizde beyninize nasıl işlediğini göreceksiniz. Eğer ki kahvaltınızı kendiniz hazırlıyorsanız kahvaltı ederken youtube'dan video izleyebilirsiniz (Favorim ''Tonguç Akademi''). Bir süre sonra izleyecek video bulamazsanız kendi yaptığınız -Yapıyorsunuz değil mi?- edebiyat kartlarınızı okuyabilirsiniz. Bu tekniği uyguladıkça ne kadar çok işe yaradığını siz de göreceksiniz. Artık bir yazarın adını duyduğunuzda eserleri farkında olmadan ağzınızdan dökülecek. ( Burda tercihim Cumhuriyet çalışmaktan yana çünkü çok uzun ve karışık bir konu olduğu için bir anda öğrenmek yerine zamana yaymak çok daha mantıklı.)
Bu 1 saati verimli bir şekilde değerlendirdikten sonra servise bindiğinizde yine konsantre bir şekilde bir şeyler okumalısınız. Oyun oynamak veya müzik dinlemekle kaybedilemeyecek kadar değerli sizin zamanınız, unutmayın. Burda tavsiye edebileceğim minik el kitapları. Örneğin Güvender YGS Tarih El Kitabı'nı ben asla elimden düşürmezdim - çünkü tarihim kötüydü. Kitabı ilk aldığımda inceyken içindeki notlar ve stickerlarla şişman ve yıpranmış bir kitaba dönüşmüştü.
Gördüğünüz gibi çöpe giden 1 saati müthiş verimli bir zamana dönüştürdük.

Şimdi gelelim okulda geçen zamana. Dersleri dinlemek veya dinlememek tamamen size kalmış, hocalarınız iyiyse özellikle matematik ve geometriyi dinlemenizi tavsiye ederim. Önce okulda sonra dershanede görünce pekiştirmeniz daha kolay olacaktır. Ama artık teneffüslerde voleybol oynamayın, dememe gerek yok. Arkadaşlar lütfen ''Bugün çok çalıştım, birkaç teneffüs dinlenmeyi hak ettim'' gibi bahanelerle kendinizi kandırmayın. Beynimizin gücü burda birkaç kelimeyle açıklanamayacak kadar fazla ve beyin yorulması diye bir şey yok. Tamamen psikolojik. Ben 110. olan arkadaşımın tüm gün sadece arada yoruldukça(!) birkaç dakika gözlerini kapatarak dinlendiğini öğrendiğimden beri kendimi bu şekilde kandırmayı kesmiştim. (Ki bu çocuk 9-10-11'de benim 10 katım gezen bir insandı.) Ama bu demek değil ki tüm gün hiç ara vermeyeceksiniz. Tabii ki vereceksiniz ama örneğin yemek molası, bir şeyler atıştırma molası, balkona çıkıp gezinme molası. Örneğin bir teneffüs verebilirsiniz kendinize okulda ama sadece tek bir teneffüs. Daha fazlası kendinizi kandırmak olur. Eğer ders çalışmaya hiç alışık değilseniz ve dayanamayacak gibi hissediyorsanız yavaş yavaş başlayın. Önce 3 teneffüs, sonra 2 ve 1.
Dinlemediğiniz derslerde de ne yapacağınız belli: soru çözeceksiniz.

Okuldan çıktıktan sonra dershaneye kadar olan aradaki yemek yeme merasimini lütfen artık unutun. Tam bir zaman kaybı. Siz orada arkadaşlarınızla kıkırdaşarak menünüzü yerken başkaları çoktan dershaneye ulaşmış soru soruyor oluyor. Yemek yemeyin aç kalın demiyorum. Dershanede sağlıksız schnitzel yiyin de demiyorum. Kendiniz evde sandviç hazırlayabilirsiniz mesela, ya da subway gibi kısmen sağlıklı yerlerden sandviç alıp hızlıca yiyebilirsiniz. İlla ki bir yerde oturacağım diyorsanız da 20 dk'yı geçmemenizi tavsiye ediyorum. Arkadaşlarla kıkırdaşmaya çözüm bulmak için de arkadaşlarınızı iyi seçmeli ve gerçekten çalışan insanlarla takılmalısınız. Ya da tek bir yıl yalnız takılmaktan zarar gelmez. (Denedim %100 çalışıyor.)

Bütün bunların haricinde okul dersleri ve ödevleriyle dershanedekileri karıştırmamalısınız. ''Ben şu konuyu okulda verilen ödevde çözmüştüm dershanedekini çözmeme gerek yok'' diye bir şey yok arkadaşlar. Hepsini çözmek zorundasınız. Ve emin olun ki o 2. ödevi yaparken illa ki eksik bir yerleriniz olduğunu görüyorsunuz.


PROGRAM

Geldik en önemli yere. Program yapmak ve tabii ki yaptığımız programa uymak. Öncelikle rehberlikçilerden medet ummayı kesiyoruz arkadaşlar. Antalya 1.si sınıfımıza gelip ''Kendi programınızı kendiniz yapın.'' dediğinde ben de rehberlikten vazgeçemeyeceğimi düşünmüştüm ve bu şekilde 1 yıl boyunca haftada 1 saat rehberlik odasında geçirdim. Sonuç: zaman kaybı.

Sizi sizden daha iyi tanıyan biri olmadığına göre programınızı da siz yapacaksınız. Öncelikle küçük bir defter alıyoruz ve o hafta bitmesi gereken konuları ders ders yazıyoruz. Sonra bir kareli büyük defter sayfası alıyoruz, programı yaptıktan sonra da masamızın önüne yapıştırıyoruz.

Program yaparken en önemli şey soru sayısına göre değil konuyu öğrenmeye göre hareket etmek. Şunu sakın unutmayın: ÖSYM ''Aa sen günde 500 soru çözmüşsün, gel sen Boğaziçinde oku o zaman.'' demeyecek! ÖSYM'nin dikkat ettiği tek şey konuyu gerçekten kavrayıp kavramadığınız. O konuya kaç saat ayırdığınız, kaç soru çözdüğünüz, kaç tekrar yaptığınız ve dahası dershane sınavında o konudan çıkan soruyu doğru yapıp yapmadığınız ÖSYM'nin umrunda bile değil.

Bu yüzden o hafta bitirmek istediğiniz konuları bitirdiyseniz ama hedef soru sayısına ulaşamadıysanız benim gibi içiniz içinizi yiyip bitirmesin. Ama şunu da söyleyeyim: Asla, tek bir gün bile ''Bugün yeteri kadar çalıştım, süper tamam artık istediğimi yapabilirim. '' dediğim olmadı. 500 soru çözdüğüm günlerde bile. Hep ekstradan bir bilgi öğrenmeye, artı bir soru çözmeye çalıştım. Asla kendimi yeterli görmedim. En iyi bildiğim konulara bile hep bilmediğim bir şey mutlaka vardır, diye yaklaştım.


Günde 3 ders idealdir. Ekstradan 4.dersi de koyun ama onu yapamazsanız üzülmeyin. Hafta sonları -mezunlar için- tabii ki bunu geçmelisiniz. Çalışma şekliniz ise konu- tekrar- soru- tekrar- soru şeklinde olmalı.

1) Önce konuyu çalışıyoruz. Matematikse defteri tekrar ediyoruz, soruların çözümlerini kapatıp kafamızdan çözmeye çalışıyoruz, bir konu anlatımlıdan okuyoruz. Coğrafyaysa minik defterimize özet çıkarıyoruz, konu anlatımlıda önemli yerlerin altını çiziyoruz, fosforlularımızı ve renklilerimizi boca ediyoruz gibi. !!!! Her derse herkesin çalışma şekli farklıdır. Zaman geçtikçe siz de kendinize en uygun olanı bulacaksınız emin olun, bu yüzden eğer özet çıkarmak size zaman kaybı gibi geliyorsa çıkarmayın mesela, ama her konuyu çalışırken MUTLAKA VE MUTLAKA hocanızın anlattıklarını tekrar edin.!!!!
2) Konu çalışmamız bittikten sonra 5 dakika -maksimum 10 olabilir, arayı daha fazla kesinlikle açmanızı önermem.- ara veriyoruz ve döndüğümüzde çıkardığımız özete, altını çizdiğimiz yerlere, artık çalıştığımız her neyse ona 5 dakika daha göz atıyoruz. Öğrenmenin hemen ardından yapılan 5 dakikalık tekrar haftalar sonraki birkaç saatlik çalışmaya bedeldir. (Kaynak: Öğrenmeyi Öğrenmek- Final Rehberlik Servisi) Bu tekrarı küçümsemeyin. Lütfen.
3) Bir test kitabından işlediğimiz konuyu bitiriyoruz. Birini bitirmeden diğerine geçmiyoruz. Bu kitaptaki yapamadığımız soruları kesip hocaya sorup dosyalayıp tekrar çözüyoruz.
4) Gelecek hafta konuya 1-2 gün ayırıyoruz ve tekrar ediyoruz. Bu sefer öğrenme zamanı kadar çok zaman harcamıyoruz maksimum yarım saat kendimizi tam hissetmediğimiz yerlerin üstünden geçiyoruz.
5) Nispeten daha zor 1-2 kitaptan konuyu bitirip hocaya sorup tekrar edip dosyalıyoruz.
6) Bu konu sınavlarda karşımıza çıkarsa ve yanlış yaparsak, yapamazsak, dikkatsizlik yaparsak öncelikle açıp bu soruları çözüyoruz. Yok hala olmadıysa notlarımızı tekrar edip bir kitap daha bitiriyoruz.

Böylelikle programımız amacına ulaşmış oluyor. Umarım verimli geçecek ve sizi hayallerinize ulaştıracak bu yıla güzel bir başlangıç yapar ve başladığınız gibi de bitirirsiniz. Kendinize güvenin!

BAŞARABİLİRSİNİZ!

*Konuyla alakalı beğendiğim bir yazı : http://forum.donanimhaber.com/m_91552205/tm.htm

YGS LYS Soru Cevap 4

Duyuru: Bu aralar okulda çok yoğun olduğumdan (vizelerim yeni bitti ama daha bir ton ödevim var) epey bir soruya cevap veremedim. Artık şu kadar günde cevaplayabilirim diyemiyorum bilginize..


Önemli: Lütfen aşağıdaki adresteki birinci ve ikinci yazıyı ve daha sonrasında sorunuzla alakalı gözüken yazıları okumadan (bana kalırsa hepsini okuyun çünkü ilk yazılarım birbirine girmiş vaziyette.) ve sağdaki kutudan arama yapmadan soru sormayın.
http://azimliyazar.blogspot.com.tr/2013/07/ygs-lys-dizin.html

Önceki Soru Cevap yazısının linki:  http://azimliyazar.blogspot.com.tr/2014/07/ygs-lys-soru-cevap-3.html


"TM'yim napmalıyım, bana ne önerirsin." tarzı genel soruları yanıtlamıyorum. Önce yol haritanızı bu blogu okuyarak ve kendiniz araştırarak belirlemeniz gerek, her şeyi ben özetleyemem. Kaynak isteyen soruları yanıtlamıyorum kusura bakmayın. Kaynak olayına çok takıyorsunuz, blogta "YGS'den önce 2008 yılında basılmış final yarıyıl tatili çalışma kitabını" çözdüm dememe rağmen hala aynı sorular..

Özenli ve detaylı sorular özenli ve detaylı cevaplandırılacaktır.

Özel sorular için: dolkrutos@gmail.com
Fakat buradan sormanız başkaları için yararlı olacaktır.

Bir de uyarı. Gerçi zaten olayın farkındasınız ama yine de söyleyeyim; üniversite 2.sınıftayım. Bu sene mezun olan ve benim gibi ortalama bir Anadolu lisesinden çıkıp son sene kasıp başarılı olan kişilerden yardım almalısınız. Ben mezun olalı bir sene oldu çünkü. Ama yazılarımı mezun olduğum anda yazdığım için o psikolojiyle yazıldılar, onların geçerliliğini koruduğu söylenebilir.

İngilizce II - Yazmak ve Hazırlık Sınavı

Merhaba arkadaşlar.

Bu İngilizce serisinin ikinci yazısı ve sizi hazırlık geçme sınavına hazırlayacak son yazı. Nedeni okuma ve konuşma becerilerinin tamamen sizin birikiminize kalmış olması. (Ama yine de konuşmayla ilgili kısa bir şeyler çiziktirmeyi düşünüyorum.) Üçüncü bir yazı yazarsam muhtemelen okuldaki İngilizce dersine yönelik yazma taktiklerinden bahsedeceğim.

Not: Bu yazı sadece hazırlık sınavında yazma bölümü olanların işine yarar. Boğaziçi, Bilkent, ODTÜ, Hacettepe, İTÜ vs. Önce bundan emin olduktan sonra okuyun. Yoksa, bunun sadece giriş (***'a kadar) kısmını okuyup fikir edinin. Zaten ben okula yönelik ayrıca bir yazı yazacağım.

İkisini ayırmamın nedenini açıklayayım. Ama bundan önce essay nedir bilgi vereyim.

Okulda, (yani üniversitede :P) size essay diye bir şey yazdırırlar. Essayin mantığı giriş-gelişme-sonuçlu lise kompozisyonu olayına dayalı olsa da yazma biçimi farklıdır. Bir iddia ortaya atarsınız. Bunu tamamen bilimsel makaleler, kitaplar gibi resmi kaynakları göstererek kanıtlarsınız. Hiçbir şeyi kafadan atamazsınız. Ayrıca kullandığınız kaynaklar da güvenilir olmalı. tr.wikipedia.org'u kaynak gösteren süper akademisyenlerimizin olduğu ülkemizde bunu öğrenmek ve sindirmek oldukça önemlidir.

İddianızı kanıtlarken bu iddiayı doğrulayan öncülleri sıralarsınız sonra bunu ayrı paragraflarda kanıtlarsınız. Bu ayrı paragraflarda kanıtları da ayrı ayrı verebilirsiniz. Yani "essay"iniz iyi inşa edilmiş bir apartman gibi olmalı, katlar odalar birbirine karışmamalı, yani neyden bahsettiğiniz kesin olmalı ve başka konu ve fikirlerle karışmamalıdır. Burası karışık gelebilir, aşağıda örneklerle açıklayacağım.

[Kesin: Şüphe ve duraksamaya yer bırakmayan veya geri dönülmeyen, değişmez, mutlak, kati / tdk
Yani kesin kelimesiyle/fikriyle kastettiğim anlam: başkaları tarafından farklı yorumlanamayacak kelimeler/fikirler.]

Fikirler ayrı ve kesin olmalı dedik. Bu fikirleri belirtmek için de yine anlamı kesin cümleler ve bu cümleleri oluşturmak için de anlamı kesin kelimeler kullanmalıyız. "Newton'un yer çekimini kanunu çok iyi bir şeydir." cümlesi akademik bir yazıda bulunabilecek bir cümle değildir ve bunu üniversitenin her hangi bir yerinde yazarsanız direkt üzerini çizerler. Bu cümleyi irdeleyelim. Bir kere "iyi" muallak bir kelimedir. Nasıl iyi? Ben de iyiyim şu an sıhhatim yerinde. Muhabbet kuşum var, kafeste duruyor, rengi çok güzel, o da iyi bayağı. Kısacası önce iyi kelimesini değiştirmemiz lazım çünkü kesin bir kelime değil. Açıklayıcı diyebiliriz. Bu da sıvamak olur. Çünkü cümle baştan kaybetmiştir. Newton'un yer çekimi kanunu çok açıklayıcıdır fakat neden çok açıklayıcıdır, neyi açıklamıştır? "Newton'un yer çekimi kanunu cisimlerin neden yere düştüğünü açıklamıştır." cümlesiyle nihayet biraz yol katetmiş oluruz. Fakat yine olmadı. Bu cümleyi kurunca başkasının "Eee, bunun nesini savunulacak?" demesi gayet doğal doğaldır, çünkü bu olmuş bitmiş bir olaydır, bir olgudur. Ben üniversitede geçirdiğim bir sene boyunca böyle bir iddiada bulunup bunun üzerine yazı yazmadım. "Atatürk, Kurtuluş Savaşı'ndaki başarısından ötürü etkili bir liderdir." tarzında şeyler yazmıştım. Atatürk'ün etkili bir lider olması tarih kitabında geçen bir olay değildir, 1881- Atatürk etkili bir lider olarak doğdu diyemeyiz, dolayısıyla bunu nedenleriyle açıklamamız gerekebilir. Buna karşı iddia / antitez üretilebilir de. Dolayısıyla Newton x açıklamıştır da iyi bir iddia/tez değildir.  Belki olayı geniş zamana uydurup "Newton cisimlerin neden yere düştüğünü yer çekimi kanunun x ve y prensipleriyle açıklar." dersek (prensip olayını attım kafadan) bir şeyler yazı yazabiliriz. Neyse konuyu dağıtmadan toparlayayım, sonuç olarak burada kastettiğim şey, bir iddiayı kesin kelimelerle kurulmuş ve nedenleri de içeren bir cümleyle kanıtlayacak olmamız. Fikirden çıkıp iddiaya bağladım olayı, iddia yani tez (thesis) bir yazıda bir tane olur ve yukarıdaki gibi kesin ve nedenli bir cümleden oluşmalıdır. Ama sadece iddia değil, yazılarınızdaki tüm cümleler kesin ve birbirinden ayrılmış düşüncelerin ürünü olmalı. Yani yukarıda yazdığım özellikler sadece iddiaya mahsus değil, her cümle için geçerli. Biraz bekleyin, anlatacağım.

Kesin kelimeler dedik. Bu kesin kelimeleri de "akademik kelime listesi" (academic word list) dediğimiz listeden seçeceğiz. Bunları internetten bulabilirsiniz veya okulda size öğretirler.

Şimdi bu giriş kısmında neyden bahsettiğimi özetleyeyim, sonra niye bu yazıda hazırlık geçme sınavındaki essay yazmanın, okuldaki İngilizce dersindeki essay yazmaktan farklı olduğunu söyleyeyim.
1- Yazılarımız güvenilir kaynaklara dayanmalı.
2- Savunulabilir bir iddia/tez oluşturmalıyız ve nedenlerini de aynı cümle içinde vermeliyiz.
3- Bu iddiayı muallak olmayan, kesin fikir ve cümlelerle desteklemeliyiz.
4- Bu kesin cümleleri de kesin kelimelerle kullanmalıyız ve bu kesin kelimeleri akademik kelime listesinden seçmeliyiz.

Okuldaki İngilizce dersinde bu şartları mutlaka sağlamalısınız. Sağlarsanız dersi çok rahat geçersiniz çünkü zaten dersin amacı bu, bunları kavratmak.

***

Hazırlık geçme sınavında ise 1. ve 4. şartı sağlayamayabilirsiniz. Çünkü elinize kağıt tutuşturup 3 saatte şu konuda düşüncelerinizi yazın diyorlar. Makale bulmanız için internetiniz yok. Akademik kelime listesine bakamıyorsunuz zaten o sınavı geçenlerin bir çoğunun böyle bir listeden haberi yoktur.

Dolayısıyla bunlar yerine yapacağımız şeyler.
1-

A) Kaynağa dayandırıyormuş gibi yapın. "Sokrates 'Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.' demiştir, bence de bir şeyler öğrendikçe daha fazlasını öğrenmemiz gerektiğini görürüz ve en sonunda Sokrates'in ulaştığı hiçbir şey bilmediğini anlama mertebesine ulaşırız." cümlesi gibi cümleler kurabilirsiniz. Fakat bunu yaparken sakın sözle ilişkisiz fikirler beyan etmeyin. "Sokrates 'Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.' demiştir, bence de cahiller bilmediği şeyi kafadan atmak yerine Sokrates gibi bilmediğini söylesin olsun bitsin." demeyin. Çünkü kendi kurduğunuz cümlenizle çelişmiş olursunuz, yani cahil gibi kafadan atmış olursunuz :) Zira Sokrates o sözü cahil olduğundan söylememiştir. Neyse derin konulardan çıkayım ve kısaca söyleyeyim ki: kaynağa uyduracağım diye kendinizle çelişip mantıksız cümleler kurmayın. Yanlış cümle, kaynağı belirtilmemiş bir cümleden daha kötü olacaktır hazırlık sınavında. Bir kaynağa dayandıramıyorsanız B'ye geçin.

B) Kaynağa dayandırmayın. Ama kafadan atmayın. Bilmediğiniz değil bildiğiniz bir konuda yorum yapın.

4-

Akademik kelime listeniz yok, hazırlıktan önce birkaç kelime çalışıp sonra sınavda yerli yersiz kullanıp her şeyi berbat etme ihtimaliniz var. Bunun yerine dosdoğru söyleyeceğinizi söyleyin. Yalın cümleler kurun. Artistlik yapacağım diye cümleleri uzatmayın. En anlaşılır biçimde yazın. Fikirlerin kesin olması önemlidir demiştim, hatırladınız mı?

Not: Yukarıda "Bence de" ile başlayan bir cümle kurdum. Makalelerde pek şahıs zamirleri geçmez, dolayısıyla İngilizce derslerinde "I" ve "We" kullanmanıza izin vermeyebilirler. (Yazdığınız essayleri güvenilir kaynaklara dayandırmanız gerekir demiştik, sizin bir otorite olmadığınız için "I think" diyemezsiniz essaylerinizde mesela.) Bunları kullanmayacağız diye türlü maymunluklar yaparız biz de. Bu maymunluklar sınavda sıkıntı çıkarabilir. Bu yüzden size önerim; eğer "I" ve "We"yi kullanmamanız durumunda anlamı kötü bir şekilde değişmeyecek, zarar görmeyecek bir cümle kuruyorsanız "I" ve "We" kullanmayın, fakat cümleler lahana turşusuna dönüyorsa kullanın gitsin.

***

Şimdi adım adım basit bir essayi nasıl yazacağınıza geçiyorum.

Size sınavda bir soru verecekler. (Sorudan önce bir yazıda verebilirler. Sınava bağlı.)
Amacınız bu soruyu cevaplayacağınız bir essay yazmak.
Soruyu cevaplamayan, sorunun bağlamından çıkan essaye çöp essay denir.

Soru: What makes an efficient leader? 
Geçen sene İngilizce dersimde konum "Liderlik" idi, ben de bu konuda essayler yazdım. Dolayısıyla birazdan yazacaklarım hoca onaylı diyebiliriz. :) (Dersi A ile geçtim.)

Soruyla bakalım. Bize neyin etkili bir lider yapacağını soruyor. Yani hangi özellikler? Sınavda yazıya direkt başlamadan önce düşünüp plan yapmanızı öneriyorum. Yapalım bakalım:

Bence; vizyon, azim/kararlılık ( :D), başarı, etik değerlere sahip olma, tutarlı olma, hitabet bir insanı lider yapan önemli özelliklerdendir. Vizyon (vision) ve azmi (persistence)'ı seçelim.

Soruyu cevaplayalım: Vision and persistence make an efficient leader. Evet bu kadarcık. Uçmanıza gerek yok. Soruyu gayet güzel, herkesin anlayacağı dilden cevapladık.
Hadi biraz da güzel bir cümle kurayım derseniz en fazla bunu yapın:
"Vision and persistence are the qualities that all leaders must have."
Sorun şu ki bu cümle okuyan tarafından mutlaka anlaşılmalıdır. Çünkü okuyan kişi bundan sonra yazdıklarınızı bu cevaba göre yazacaktır. Cümle karmaşıklaştıkça barındırdığı hata ve yanlış anlaşılma oranı artacağı için bu "cevap cümlesi"ni oldukça basit tutun. Buna thesis diyeceğiz.

Hala yazıya başlamadık. Çünkü cevabı yani thesisı yazıp sonra havadan sudan bahsedemeyiz. Vizyon ve azim etkili lideri oluşturur ama nasıl oluşturur? Vizyonun bu konuda nasıl bir rolü olur? Vizyonun katkısını destekleyen örnekler gerçek hayatta mevcut mu? Vizyon neden önemlidir?

Vizyon önemlidir çünkü:
a) Vizyon lidere bir amaç verir. (gives a purpose)
b) Vizyon liderin takipçilerine sorumluluk verir. (gives responsibility)

Azim önemlidir çünkü:
a) Liderin baş koyduğu yolu tamamlamasını sağlar. (is crucial to follow through with the program)
b) Takipçilerin lidere inanmasını sağlar.  (is crucial to make followers believe)

Yani planımız şu:
I - Introduction (Giriş)
Thesis: Vision and persistence are the qualities that all leaders must have.
II - Bodies
    A. VISION
           1 - gives a purpose
           2 - gives responsibility
    B. PERSISTENCE
           1- is crucial to follow through with the program
           2- is crucial to make followers believe (in purpose/leader)
III - Conclusion

Bu yaptığım taslağa outline denir. Sınavda böyle uzun uzun yazmanıza gerek yok tabii ama bu planı mutlaka yapın. azimliyazar.blogspot.com

Planı yapıp taslağımızı hazırladığımıza göre artık yazmaya başlayabiliriz.

Başlık koyun. Ne kadar etkiler bilemiyorum. Başlığı sonradan koyarlarsanız başa hafif bir çizik atın da sonradan koymak aklınıza gelsin.

[Yukarıda kendi essayimin outline'ını kullanmıştım ama buradan itibaren doğaçlamaya yapacağım. Yazacaklarım mükemmel değil, ama size fikir verir.]

Şimdi giriş yani Introduction'u yazıoyruz. Introduction'a mini essay denir çünkü yazı boyunca ne anlatacağımızı kısa cümlelerle (özet halinde) sıralarız. Kullandığımız makalelerdeki fikirleri de yazarız. Sınavda makale filan kullanamadığımız için sadece fikirleri yazacağız. Dolayısıyla bu kısım biraz kısa olacak.

Introduction'ın ana kuralı: Genelden Özele. Buna huni metodu denir. Yani huninin üst kısmı gibi geniş ifadelerden huninin dar kısmı gibi kısıtlı bir konuya geçiş yaparız. En sonunda da thesis'ı yazarız.

Başlangıç cümlesi: Bu cümle için çeşitli artistik kalıplar var. Alıntıyla başlama, sorunu ortaya koyma, falan fisman. Siz sınavda çok takmayın bunları. Yukarıda dediğimi yapın; genelden özele gidin. Fikirlerinizi sıralayın. Thesis'ı yapıştırın. Dolayısıyla başlarda konuya giriş yapın / konuyu tanıtın. Sınavda artistiğe çok boğulmamak lazım.

Ben konuyu şöyle tanıtmayı uygun gördüm:
Efficient leaders are very rare because there are certain qualities to be an efficient leader that most people do not have.

Giriş yapmak için sadece "Etkili liderler nadirdir çünkü etkili lider olmak için çoğu insanın sahip olmadığı bazı özellikler mevcuttur." cümlesini uygun gördüm. Öncesinde daha da geniş bir ifade kullanabiliriz. "Leaders are people who influences other people." filan diyebiliriz. Fakat böyle bir cümle yazarken demogoji yapıp Süleyman Demirel misali "hiçbir şey söylememe" ihtimalimiz de oldukça fazla. Örneğin dozajı arttırıp "Leaders are people who leads people." tarzı bir şey söyleyebilirsiniz ki bunu önermiyorum. Hele de "Liderler geçmişten günümüze çok önemli bir role sahiptir." anlamına gelecek bir şeyi asla söylemeyin. ("Since the beginning of time" kalıbını asla kullanmayın. Özetle giriş yapmak için bence bir cümle yeterli, çok laf ebeliği yapmamak lazım.

Bu arada eklemek istediğim küçük bir nokta var; essayi yazarken don't gibi kısaltmalar kullanmayın, uzun yazın. I'd like to değil, I would like to, won't değil will not vs.

Şimdi yazıda tezimi desteklemek için kullanacağım fikirleri sıralıyorum:
One of them is having a vision. Vision is significant because it gives a purpose to leaders and gives responsibilities to followers. Another important characteristic is persistence. Persistence is crucial to follow through with the program and also crucial to make followers believe in purpose.

[Kelimeler içinde biraz rotasyon yaptım burada. "important" yerine significant yazdım, quality yerine "characteristic" yazdım. Yine persistence is important because yazmak yerine "is crucial to.." kullandım. Bunu sürekli aynı şeyi söylüyor gibi gözükmemek için yaptım. Bu değişiklikleri yapabiliyorsanız yapın ama cümlelerin anlamını kaybetme ihtimali varsa yapmayın. Asıl amaç fikirleri anlatabilmek unutmayın. ]

Vision ve persistence, thesis'ımızı destekleyecekti. Onları yazdık. Yazarken neden önemli olduklarını da yazdık. Kısacası outline'da plandığımız essayi introductionda tanıttık. Son olarak thesis'ı yapıştırmak kaldı.

Thesis'tan önce bir de geçiş cümlesi koyarsak iyi olur.

All those attributes are main elements of leadership and have significant effects on a leader's leadership.

Geçiş cümlesi olarak da "Tüm bu özellik liderliğin yapıtaşlarıdır ve bir liderin liderliğinde önemli etkiye sahiptir." yazdım. Çok iyi bir cümle olmadı ama en azından görevini yapıyor (bence.) Böyle bir geçiş cümlesi yazamıyorsanız yazmayın, çok önemli değil.

Son olarak thesis'ı yapıştırıyoruz: 
Vision and persistence are the qualities that all leaders must have.

Introductionımız bu:
     Efficient leaders are very rare because there are certain qualities to be an efficient leader that most people do not have. One of them is having a vision. Vision is significant because it gives a purpose to leaders and gives responsibilities to followers. Another important characteristic is persistence. Persistence is crucial to follow through with the program and also crucial to make followers believe in purpose. All those attributes are main elements of leadership and have significant effects on a leader's leadership. Vision and persistence are the qualities that all leaders must have.

Şimdi body dediğimiz gelişme paragraflarına geçelim. Sınavda size muhtemelen bir ya da iki body yazdırırlar. Söylemezlerse iki body planı yapın, zamana göre ikincisini yazın. İkincisini yazamazsanız giriş cümlesindeki ikinci bodyle ilgili fikirlerin üzerini karalayın.

İlk bodyde vision üzerinde duracağız.
Başlarken yine vizyon şu yüzden önemlidir gibi bir cümleyle başlayın. Bodye başlama cümlesi thesistaki hangi fikir üzerine duracağınızı ve o body paragrafında hangi fikri açıklayacağınızı anlatan bir köprü niteliğinde olsun.

"Vision is the primary attribute as it gives a purpose to leaders and gives responsibilites to followers."
Böyle başladım. Daha basit bir cümle de kurabilirsiniz. Daha karmaşığını kurmayın derim. Sadece outlinedakini yazın, hangi özellik bir lideri etkili lider yapar ve bu özellik neden bir lideri etkili kılar. Buu yazdık, yeterli.

Sonra yapacağımız şey, bu özelliğin bir lideri etkili kılmasındaki nedenler ve bu nedenlerin neden neden olduğu. :) Yani bu nedenleri nasıl destekliyorsunuz.

Bunu vizyona uyarlayalım. Vizyon lideri etkili kılardı çünkü lidere bir amaç verirdi. Bu vizyonun lideri etkili kılmasındaki birinci neden. Bunu destekleyelim. Nasıl destekleyebiliriz? Aslında normalde bir makaleyi kaynak görerek destekleriz ama daha önce de söylediğim gibi sınavda bunu yapamıyoruz. O zaman mecburen günlük hayata bakacağız. Konumuz liderlik olduğuna göre örnek gösterecek bir lider bulalım. En bildiğim lider Atatürk, ben Atatürk'ü örnek gösteriyorum. Vizyon lidere bir amaç verir dedik. Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'ndaki amacını yazalım ve yurdu işgalden kurtarmak diyelim. (Vizyonla bunun ne farkı var derseniz vizyon Atatürk'ün nihai hedefi diyebiliriz, yani milli egemenliğe dayanan, bağımsız, çağdaş bir Türkiye. Yani vizyon uzun dönemde ulaşılması beklenen bir nokta. Bu vizyon da Kurtuluş Savaş'ında "işgalden kurtulup bağımsız" olma amacını verir.) İkinci neden de liderin takipçilerine sorumluluk verir. Benim aklıma milli iradenin ön plana çıkması (malum, TBMM kurulmadan önce cemiyetler vardı, bunlar birleştirildi. Milli irade bir anda ortaya çıkmadı yani. , halkın kurtuluşa inanıp savaşa ve TBMM hükümetine ve dolayısıyla Atatürk'e destek vermesi hatta Sovyet Rusya gibi yabancı ülkelerin de bu amaca inanıp lojistik destek yapması geliyor. Daha arttırıp detaylı şeyler de yazabiliriz tabii ama unutmayın sınavdayız. En basit ve yanlış olma ihtimali en az şeyi yazacağım ben.

Toparlarsak:
Vision is the primary attribute as it gives a purpose to leaders and gives responsibilites to followers.

cümlesi ile giriş yaptık. Şimdi "gives a purpose"ı belirten cümleyi yazalım.
Without vision, there would be nothing to fight for and efforts will be wasted, so it gives a purpose. 
Olayı seçtiğimiz lidere şimdi bağlayabiliriz. Yani neden-açıklama/örnek, neden-açıklama/örnek şeklinde gidebiliriz.
Ama gives a purpose ve gives responsibilities to followers bağlantılı duruyor. İkisini yazdıktan sonra toptan bir açıklama yapmak bana daha mantıklı geliyor. O yüzden ben neden-neden-açıklama/örnek şeklinde yazacağım.

İkinci nedeni yani gives responsibilitiesla ilgili cümleyi yazayım. Araya bir de ikinci fikri belirteceğimiz için "Furthermore, additionally, moreover" (conjunction) kondurabilirsiniz. Böylece öbür nedene/fikre geçiş yaptığınızı belirtmiş olursunuz. Bu üçünü not edip doğru yerde kullanmanızı öneririm. Yani ikinci nedene/fikre geçiş yapacağınız yerde. Ama nerede kullanacağınızdan emin değilseniz kullanmayın. Bunları unutursanız "Also" yapıştırın, bunlar kadar iyi olmasa da işinize yarar.
(Vaktiniz varsa buraya bir göz atın: http://grammar.ccc.commnet.edu/grammar/transitions.htm)

Furthermore, if followers adopt their leaders' vision, they will take responsibilities. This enhances their efforts to make vision come true.

Without vision, there would be nothing to fight for and efforts will be wasted, so it gives a purpose. 
Furthermore, if followers adopt their leaders' vision, they will take responsibilities. This enhances their efforts to make vision come true

Bu satırlarda hem vizyonun önemli olmasının nedeni, hem de nedenin vizyonu neden kıldığının açıklaması var. İlk cümlede vizyon olmassa uğruna savaşacak bir şey olmaz ve emekler boşa gider bu yüzden vizyon amaç verir diyoruz. Bu vizyonu önemli kılan bir neden. İkinci nedeni iki cümleyle açıkladım. Eğer takipçiler liderin vizyonuna adapte olurlarsa/inanırlarsa sorumluluk alırlar. Bu, onların eforlarını arttırır. 

Şimdi günlük hayattan, bu durumda tarihten, örneğimize geçelim.

For instance, Ataturk had the vision of "Independent Turkey". This vision gave him the purpose of fighting against enemies to sustain indepence during Turkish War of Independence. People believed in his cause so they act in harmony in this war.

Son olarak, bodymizi vizyonu etkin kılan iki nedenimizi tekrar yazarak bitiriyoruz. Evet tekrar yazıyoruz, emir büyük yerden. Kelimeleri değiştirebilirsiniz isterseniz.


Thus, vision is what makes an efficient leader as it gives a purpose to leaders and gives responsibilites to followers.

Thus kısmı hariç body'nin başında kullandığımız cümlenin aynısını yazdık neredeyse. Bu kural gibi bir şey. (Bizim okulun İngilizce hocaları için kural en azından.) Body'nin giriş cümlesini "restate" ediyoruz. Yani body'i sonlandırıyoruz. Sonlandırırken bir de sonlandırma kelimesi yazıyoruz. "Thus, therefore, hence." Bunları da not edin ve bu son cümlede kullanın. Finally, in conclusion gibi kelimeleri burada kullanmayın onlar sonuç paragrafı için.

İkinci body de size ödev olsun. (bkz: tembellik)

Sonuç yani Conclusion'a gelelim. Conclusion en basit kısım. Önce "In conclusion" ile okuyanı selamlıyoruz. Sonra thesis'ı yeniden yazıyoruz. Sonra o thesis'ı savunan nedenleri (neden hep neden diyorum ki ben bunlara? main point denir bunlara aslında) sıralıyoruz. 

     In conclusion, vision and persistence are core elements of efficient leadership. Vision has significant importance because it gives a purpose to leaders and gives responsibilites to followers. It also gives responsibilites to followers who adopt it. Moreover, [insert body 2 here]... 

Araya moreover koydum, çünkü body 2'de persistencetan bahsediyoruz, persistencela vision ayrı fikirler dolayısıyla öbür fikre geçerken furthermore, additionally, moreover kullanmak lazım. Moreoverdan sonra persistence'ı etkili yapan nedenleri sıralayacaktım, eğer bodyyi yazsaydım.

Ardından bir de kapanış cümlesi. Bu kapanış cümlesi sizin görüşleriniz olmalı. (Gerçi kaynak gösteremediğimiz için tüm essay sizin görüşünüz oldu ama neyse.) Geleceğin liderlerine nasihat verebilirsiniz. Ben verdim: 

Leaders of the future ought to examine and understand these core elements and see what paths they will follow through. 

Ve essayimizi noktalamış olduk. Oh.

Tüm essay:

                                                CORE ELEMENTS OF LEADERSHIP

      Efficient leaders are very rare because there are certain qualities to be an efficient leader that most people do not have. One of them is having a vision. Vision is significant because it gives a purpose to leaders and gives responsibilities to followers. Another important characteristic is persistence. Persistence is crucial to follow through with the program and also crucial to make followers believe in purpose. All those attributes are main elements of leadership and have significant effects on a leader's leadership. Vision and persistence are the qualities that all leaders must have.

     Vision is the primary attribute as it gives a purpose to leaders and gives responsibilites to followers. Without vision, there would be nothing to fight for and efforts will be wasted, so it gives a purpose. Furthermore, if followers adopt their leaders' vision, they will take responsibilities. This enhances their efforts to make vision come true. For instance, Ataturk had the vision of "Independent Turkey". This vision gave him the purpose of fighting against enemies to sustain indepence during Turkish War of Independence. People believed in his cause so they act in harmony in this war. Thus, vision is what makes an efficient leader as it gives a purpose to leaders and gives responsibilites to followers.

     [Insert Body 2 here.]

     In conclusion, vision and persistence are core elements of efficient leadership. Vision has significant importance because it gives a purpose to leaders and gives responsibilites to followers. It also gives responsibilites to followers who adopt it. Moreover, [insert body 2 here]... Leaders of the future ought to examine and understand these core elements and see what paths they will follow through. 


Not: Yukarıda hiç bahsetmedim, sınavda "tanık gösterme" yapamıyoruz çünkü kaynağımız yok diye, ama ola ki yaparsanız; "Azimliyazar argues that...", "X kişisi claims that..." şeklinde cümleler kurup argue, claim, explain, examine, believe, suggest, verify." gibi kelimelerle kişinin iddiasını nasıl ortaya koyduğunu dile getirebilirsiniz. Benim bunun üzerine bir şey yazmama pek gerek yok. Daha önce de söylediğim gibi bunu hazırlık sınavında essay yazacak ama nasıl yazacağı konusunda bir fikri olmayan kişilere yazıyorum. Bu konu hakkında bir şeyler bilenin bu yazıda işi olacağını zannetmem. Bilmeyen kişi de okuldan öğrenir, buradan öğrenmesi zor.


İyi hazırlıklar.

TMLER BAYRAMDA - AĞUSTOSTA NE YAPMALI?

Sitenin eşit ağırlıkçılara özel ilk yazısı hayırlı uğurlu olsun. Bu yazıyı yazan Dilan'a çok teşekkür ederim. :) Yazıyı çok beğendim, özellikle hazırladığı kartlarla edebiyat çalışmayı zevkli hale getirmesi çok güzel.

*****

Merhaba, öncelikle sizi şuraya alalım ben kimim neyim:
http://forum.donanimhaber.com/m_94183082/f_//tm.htm#94200806
Dün de resmi olarak Boğaziçili oldum arkadaşlar :) İnşallah darısı başınıza olacak.
Başlamadan önce önemli not : Yazacaklarım belli bir birikime sahipler (Anadolu lisesinde okuyup 11de çalışmış olanlar) için geçerli. Yani 1.dereceden denklem bilmiyorsanız tabii ki yazın LYS çalışmayın gidin temelinizi yapın.
Öncelikle, eğer bu yazıdan sadece tek bir şeyi uygulayacak olursanız o şu olsun: YAZIN YGS ÇALIŞMAK PİŞMANLIKTIR. Bunu bu kadar emin söylüyorum çünkü yaşadım. 1 ay boyunca yerimde sayarak en verimli zamanlarımı harcadım çünkü bana neden ygs çalışmamam gerektiğini kimse söylemedi.
Neden YGS Çalışılmamalı?
1. YGS'nin %50si çalışmaksa %50si şans ve zekadır. Eğer o an şansınız yaver gitmez ve heyecana kapılırsanız (ki ilk kez girenlerin çoğu heyecana kapılır) normalde yaptığınız puanın (çok) altında yapabilirsiniz.
2. Hem daha zor, hem daha çok, hem daha uzun koskoca LYS konuları duruyorken 8.sınıf sorusunun sorulacağı YGS'ye bu kadar önem vermek delilik olur.
3. Birkaç hafta sonra (mezunlar için 1 ay) zaten dershane açılacak ve YGS yüklenecekler. Şu an çok hevesli olduğunuz için de zaten yalayıp yutacaksınız.

DÜNYANIN EN ŞİRİN DERSİ: MATEMATİK
Arkadaşlar lütfen matematikten korkmayın. Birçoğunun TM seçmesinin nedeni de bu aslında ama özellikle LYS konuları sizden sadece emek istiyor. Çok zeki olmanıza veya 9.sınıftan beri günde 500 soru çözüyor olmanıza gerek yok. Tek yapmanız gereken her konuya gerektiği değeri vermek.
12LER: Zaten dershanenin açılmasına 1-2 hafta kaldı. Bu haftada size önerim trigonometriyi bitirmeniz. Hiçbir işiniz yok şu an sadece trigonometri bile çalışsanız YGS'den sonra kendinize teşekkür edersiniz. Trigonometri dedim çünkü uzun bir konu ve her yerde karşınıza çıkacak. Düşman değil dost olarak şimdiden halledin. Fem çözebilirsiniz (güzel temel attırıyor) ya da herhangi bir kitaptan bitirin. !!!! Yapamadığınız soruları kesin ve dosyalayın YGS'den sonra herkes kitap bitirirken siz onları çözüp deneme çözeceksiniz!!!!
Dershane açılınca, dershaneyi takip edin yani anlamanıza göre 1-2 kitap bitirin. Ama sadece bunla kalmamalısınız arkadaşlar bu 1 aylık hızlandırmada anlatılacak konular gerçekten basit. Sayılar, 2. derece denklemler falan. Sadece bunlarla en verimli zamanı doldurmayın. Mat2den alın başınızı gidin 11 konularını bitirin çok rahat edersiniz. Kolay diye küçümsemeye hiç gerek yok karmaşık sayılardan son zamanlarda ne kadar zor çıktığını görmüşsünüzdür. Hem daha yeni gördünüz o konuları ekstra video falan da izlemenize  gerek yok hatırlarsınız. (Ama isterseniz youtube'da Behzat Rasuli baya bi 11 konusu anlatıyor) Tabi burda da soruları kesip dosyalamayı unutmuyoruz, onlar sonra bize lazım olacak.
(Dosyalama konusu: Yapamadınız soruyu hocaya sordunuz anlattı, eve geldiniz açıp tekrar ediyorsunuz hmm şöyleymiş ben şurayı görememişim, tamam tamam diye. Sonra soruyu bi güzel siliyorsunuz ertesi gün tekrar çözmeyi deniyorsunuz. Çözdünüz mü tamam atıyorsunuz onu dosyaya. Çözemediyseniz bir yıldız atıyorsunuz o soruya tekrar hocaya sorup aynı işlemi uyguluyorsunuz. Ama silme kısmı bir süre sonra bayabiliyor böyle olursa ara sıra dosyadan rasgele soru seçip tekrar edebilirsiniz.)

MEZUNLAR: Açık ve net arkadaşlar mat2ye yüklenin. 10-11 bitirmenizi tavsiye ederim acayip rahat edersiniz.

MAT 1: Bence en çalışabilitesi olan konu problemler. Diğerleri zaten kolay çıkıyor, ve lys dururken çalışmak anlamsız. Problem fasikülü bitirip kendi taktiklerinizi oluşturabilirsiniz.Bununla ilgili bir kız çok güzel şeyler söylüyordu:
http://www.frmtr.com/hayat-bilgisi/5015643-bir-kizin-basari-hikayesi.html

GEOMETRİ: Geldik diğer korkulu rüyaya. Eğer temeliniz yoksa doğruda açılardan başlayın hiç korkmayın, tek önemli nokta ''görme yeteneği'' kazanabilmek için sık tekrar etmek ve çok soru çözmek.
Eğer temelinz varsa, 10.sınıfı yalayıp yutmanız yeterli olacaktır. Güzel bir üçgen bilgisiyle dershaneyle birlikte götürürseniz full bile çekebilirsiniz.

COĞRAFYA: Burda da LYS çalışmak anlamsız çünkü zaten hepsi ezber ve YGSden başka çok fazla konu yok. Yani sağlam bir YGS ile hem YGS'yi atlatırsınız hem de 2 ayda kolaylıkla LYS'yi halledebilirsiniz.  Örneğin benim gibi TM3'ten tercih yapacaklar için coğrafyanın hayati önemi var katsayısı çok yüksek. Yani şu an YGS'yi silip süpürmek için en güzel zaman. 12'lerin zamanı olmayabilir ama mezunların bitirmesini öneririm. 12'ler de gidebildiği yere kadar (mesela dış kuvvetler kalabilir uzun ve ezber bi konu) bitirin. Ama örneğin Dünyanın Şekli ve Hareketleri konusu, iyi bir hocadan dinlemeyip ezber yaparsanız kaçırabileceğiniz bir konu. Onu da dershanede dinlemeye bırakabilirsiniz mesela. Artık burda kararı siz vermelisiniz demek istediğim ''hoca anlatmadan anlamıyorum'' dediğiniz konuları dershaneye bırakın kendi kendinize anlayacağım diye zaman kaybetmeyin. Ha tabii ki diğerlerini de zaten dershaneyle tekrar edeceksiniz.
Burda en önemli şey kendi notlarınızı -eğer yoksa- çıkarmanız çünkü sene içinde açıp oradan tekrar etmenin çok büyük önemi var.

TÜRKÇE: Bir TM için Türkçenin önemini belirtmeme gerek yok herhalde, hayatınızı kurtaracak ya da sizi batıracak ders Türkçedir. Günde 2 paragraf testi çözmeye hemen bugün başlayın. Dilbilgisini dert etmeyin zaten maximum 4-5 soru geliyor onları da dershane hocanızdan dinlemekle yapabileceğinizi düşünüyorum. Yazın en önemli şey paragraf olmalı, azimliyazar'ın anlattıkları zaten baya yararlı, ben de kesinlikle konu anlatımına çalışılması gerektiğini düşünüyorum.

TARİH: Bu konuda tek önerim çok soru çözün olabilir. Ben yazın hiç tarih çalışmadım çünkü sadece YGS odaklı bir ders ve ezber falan istemiyor sizden sadece yorum yeteneğinizi geliştirmenizi istiyor. Bunu da ancak çok soru çözerek kazanabilirsiniz -eğer benim gibi ilgili değilseniz-

EDEBİYAT: Kart yapın arkadaşlar. Günde en az 1 kartla başlayın, bu kartları her yere asın ve yemek yerken ailenizle sohbet etmek yerine o kartları okuyun.  Dişinizi fırçalarken, aynaya bakarken (hayır abartmıyorum) o kartlara bakın. Bir süre sonra alışkanlık haline gelecek. (Şu an dişlerimi fırçalarken bir eksiklik hissediyorum mesela) Şöyle düşünün bir ilanı her yere astıklarında ''Off ezberledim artık her yerde o reklam'' demiyor muyuz? Edebiyatta da aynı şey geçerli.
Kendi kartlarımdan birkaç örnek:







Önceleri kağıdın bir tarafına yazarın adını yazıp diğer tarafına bilgi ve eserlerini yazıyordum, sonra ikisini de aynı tarafa yazmaya başladım daha rahat ettim çünkü görsel hafızam var ve o sayfa aklımda kalıyordu. Siz de deneyip kendinize uygunu bulabilirsiniz. Kartların şekilleri eserlerle bağlantılı da bağlantısız da olabiliyordu ama genelde bağlantılıydı, en önemli şeyse bütün kartlar farklıydı yani beyaz kağıdın üstüne aynı renk kalemle yazmadım hepsini.


Tabii burda en önemlisi azimliyazar'ın da dediği gibi tüm gün- her gün çalışmaya şimdiden alışmak. Facebook, twitter, instagramla hala vedalaşmadıysanız hemen şimdi kapatın ya da dondurun. SOSYAL MEDYA BİR YERE KAÇMIYOR AMA SİZİN İSTEDİĞİNİZ OKUL VE BÖLÜM KAÇIYOR. Sınavdan sonra isterseniz facebook'a yapışık yaşarsınız ama şu an insanların fotoğraflarına bakmaktan daha önemli işleriniz olduğunun farkına varın.

Bayramda el öpmeye gitmeyin vs dememe zaten gerek yok diye düşünüyorum, çok iyi çalışırsanız son gün kendinize bir ödül verebilirsiniz sadece. Kolay gelsin :)

Dilan

Sonuçlarınız Hayırlı Olsun

Kazananlara iyi bir üniversite hayatı dilerim. Mezuna kalanlara kolay gelsin.

YGS LYS Soru-Cevap 3

Önemli: Lütfen aşağıdaki adresteki birinci ve ikinci yazıyı ve daha sonrasında sorunuzla alakalı gözüken yazıları okumadan (bana kalırsa hepsini okuyun çünkü ilk yazılarım birbirine girmiş vaziyette.) ve sağdaki kutudan arama yapmadan soru sormayın.
http://azimliyazar.blogspot.com.tr/2013/07/ygs-lys-dizin.html

Önceki Soru Cevap yazısının linki:  http://azimliyazar.blogspot.com.tr/2014/05/ygs-lys-soru-cevap-2.html

Sorulara dönüş sürem ortalama 2 gün olup 5 güne çıkabilir.

"TM'yim napmalıyım, bana ne önerirsin." tarzı genel soruları yanıtlamıyorum. Önce yol haritanızı bu blogu okuyarak ve kendiniz araştırarak belirlemeniz gerek, her şeyi ben özetleyemem. Kaynak isteyen soruları yanıtlamıyorum kusura bakmayın. Kaynak olayına çok takıyorsunuz, blogta "YGS'den önce 2008 yılında basılmış final yarıyıl tatili çalışma kitabını" çözdüm dememe rağmen hala aynı sorular..

Özenli ve detaylı sorular özenli ve detaylı cevaplandırılacaktır.

Özel sorular için: dolkrutos@gmail.com
Fakat buradan sormanız başkaları için yararlı olacaktır.

Bir de uyarı. Gerçi zaten olayın farkındasınız ama yine de söyleyeyim; üniversite 2.sınıftayım. Bu sene mezun olan ve benim gibi ortalama bir Anadolu lisesinden çıkıp son sene kasıp başarılı olan kişilerden yardım almalısınız. Ben mezun olalı bir sene oldu çünkü. Ama yazılarımı mezun olduğum anda yazdığım için o psikolojiyle yazıldılar, onların geçerliliğini koruduğu söylenebilir.

İngilizce - I - Kelime Bilgisi ve Memrise

Duyuru: Çok fazla kaynak ve üniversite tavsiyesi isteğiyle karşılaşıyorum. Size ekmek çıkmaz buradan arkadaşlar, kusura bakmayın.

İngilizce konusunda birkaç yazı yazacağım ama bu aralar yoğunum. Zaten yazdığım yazılar iyi okullarda en fazla bir kur filan atlatır, öyle çok bir şey beklemeyin. İngilizceniz lisede iyiydiyse, gideceğiniz bölüm Türkçe ise fakat yine de hazırlık varsa, İngilizce'de belli bir düzey istiyorlarsa kendiniz gramer çalışarak hazırlığı atlayabilirsiniz. Fakat gramer konusunda yazabileceğim bir şey yok, çok uçsuz bucaksız bir konu çünkü. Kısacası yazılar için çok acele etmeyeceğim.

Kelime bilgisini arttırmayla başlayalım. Meselenin ne kadar önemli olduğuna girmeyeceğim. Ayrı bir giriş yazısı yazınca girerim belki. Şunu bilin; ben Bilkent'in hazırlığını kolaylıkla atladım. Bu seviyeye herhangi bir özel okula gitmeden, özel ders veya kurs almadan geldim. İngilizce'min bu kadar iyi olmasının nedeni sözlük alışkanlığım. Çok küçük yaşta sözlük kullanmaya başladım, oynadığım playstation oyunlarını anlayabilmek için kullanıyordum. (Anlayamazsam bölümü geçemiyordum çünkü.) Bence bu işin başı kelime bilgisidir.

İşte size önerilerim:

Önce şuradan bir seviye tespiti yapın:

http://www.seviyetespiti.com/Test.aspx

Seviyenizi kesin olarak belirlemez ama en azından ne durumda olduğunuzu kestirebilirsiniz.

Bu siteye üye olun:

www.memrise.com

Bu sitenin olayı şu: çeşitli kelimeleri soru-cevap/eşleştirme antrenmanlarıyla ezberliyorsunuz. Buna tohum ekmek deniyor. Sonra site belli zaman dilimlerinde tekrar soru sorarak tekrar yaptırıyor. Buna da sulama deniyor. Sulamanın bir sonu yok, ölene kadar sularsınız. Ama sulama aralıkları aynı değil. Yani diyelim yeni bir kelime öğrendiğiniz. Önce 4 saat sonra soruyor. Bilirseniz 1 gün sonra. Bilirseniz 1 hafta 1 ay işte bilimsel olarak bilgiler ne zaman kalıcı hafızaya geçiyorsa ona göre soruyor. Benim 3 ay sonra sulanacak kelimelerim var mesela.

Kısacası şu her yerde duyduğunuz "belli aralıklarla tekrar etmeniz lazım" olayını bu site size yaptırıyor. Size sadece siteye girip "Water" yani "Sula" tuşuna basmak kalıyor.

Aşağıda yanda gördüğünüz gibi diller var. Ama İngilizce'den başkasına yan gözle bakmayın ha! İngilizceyi biliyorsanız bile enerjinizi İngilizce'ye harcayın, daha fazlasını öğrenin.




(Başka şeyler de var, Matematik formüllerini ezberlemek için bile kurs var ama bence işlevsiz. En uygunu  dil öğrenmek.)

Aşağıda iki link var.

http://www.memrise.com/courses/english/english/

http://www.memrise.com/courses/turkish/english/

İlk link yani http://www.memrise.com/courses/english/english/  İngilizce'yi İngilizce öğretiyor.
İyi de olur mu öyle şey? Evet olur. Burada hazırlıkta dersler İngilizce. Gayet de öğreniyor millet.
Ben de size İngilizce'yi İngilizce öğrenmenizi öneririm, en azından bu siteden. Nedenlerine gelince:
- İngilizce konuşulan kurslarda üye sayısı bol. Sırf Cambridge'in hazırladığı "Upper-Intermediate" words kursunda 234 bin öğrenci var. (Oha) Sonra rakam 24 bin, 10 bin, ve daha da düşse de her şekilde Türkçe konuşulan İngilizce kurslarını geçiyor çünkü Türkçe konuşulan İngilizce kurslarında 1000 kişiyi geçen sadece 1 kurs var. Tabii halkımızın çok hevesli olduğunu muhtemelen 1000 kişilik bir kursa 50-100 kişinin filan aktif olduğunu unutmayalım.
- E kalabalık ne işe yarıyor, derseniz, forumlarda tartışmalar oluyor. İnsanlar buldukları hataları forumda belirtiyor. Kursu açan kişi de katılımcı çok olduğundan kursuna önem veriyor.
- Ama en önemlisi flaşkart (flashcard) meselesi. Şimdi bunu açalım:

Tohum ekme ve sulama özelliğinden bahsetmiştim. Ama soru cevaplıyorsunuz sonuçta. Hah işte burada sitenin öne çıkan özelliği burada, hatırlama işlemini flashcardla gerçekleştiriyorsunuz. Bir kelimeye ve anlamına baktıktan sonra bir flaşkart seçiyorsunuz:



Seçtikten sonra kelimeyi unutur ve verilen eşleştirmeyi/soru yanlış yaparsanız flaşkart önünüze çıkıyor "Bak bununla hatırlamaya çalışmıştın." diye.

En önemlisi de flashcardlar görsel hafızanızı kullandığı yani sağ-sol beyin uyumunu yakaladığı için sözcükleri öğrenmek kolaylaşıyor. Şu Melih Duyar reklamlarında gördüğünüz "Dan-Çın" olayı gibi.


Adamın biri zindandaymış. Diğer tutsaklarla anlaşmak için boruya metalle vuruyormuş. Borudan "Dan-çın" diye sesler geliyormuş. Dungeon = zindan.

İstatistiklere göre bu Türkiye'de Yes'ten sonra en çok bilinen kelimeymiş. (Kaynak: Zaytung)

Bu tür kartlar bu sitede bedava olarak var. İşte kalabalık kursların iyi olmasının en önemli nedeni. Flashcardları kursu hazırlayanla öğrenciler beraber ekliyor. 234 bin kişilik kursta doğal olarak çok flashcardlar oluyor ve arada hayalgücü yüksek insanlar öyle flashcardlar yapıyor ki bir daha o kelimeyi tekrarlamanıza gerek kalmıyor.

İngilizce kurslarda kullandıkları açıklamalar öyle çok zor değil. Örneğin "Upper-Intermediate" kursundaki ilk sözcük olan "Agriculture"'un anlamına "farming" yazmışlar. Upper-intermediate kelimeleri öğrenmeye çalışıp farming'in anlamını cidden bilmeyen var mı? Her kursta 25 kelimeden 4-5'ini anlamama olasılığı var, bunlar da sitedeki flashcardlar devreye girer, en olmadı sözlük kullanırsınız.

Benim önerim dolayısıyla http://www.memrise.com/courses/english/english/ Bu linkten kurs seçmeniz olur. Ama İngilizceniz çok kötüyse son çare Türkçe öğrenmek olabilir.

http://www.memrise.com/courses/turkish/english/

Ama kurslar sinek avlamakta.

Tekrar söylüyorum, Intermediate+ bir seviyeniz varsa İngilizce öğrenin. "Ben üşengeçim Türkçesi için sözlüğe bakamam." demeyin. "İngilizce'yi İngilizce öğrenirsem bir şeyler eksik kalır." gibi garip kuruntulara da kapılmayın. azimliyazar.blogspot.com

Sağ üstten popular'a tıklayıp popular kurslara bakın. Seviyenize göre bir tane seçin.


Seviye (level) seçin. Tabii ki birden başlayın.



Gerisi "Plant" (yeni kelime öğrenme) ve "Water" (öğrenilenleri sulama) işinden ibaret. Siteye her gün girin. Yoksa yukarıdaki resimde gördüğünüz gibi kelimeler birikir. Bir günde 600 kelime hatırlamak zorunda kalırsınız. Tabii buna hatırlama denirse.

Her gün girmek için siteyi tarayıcınızın ana sayfası yapabilirsiniz.

Bir kursa kaydolduktan sonra anasayfada çıktığı için yeniden o kursu aramakla uğraşmaya gerek yok.

Haydi iyi öğrenmeler.