Nerede Bu Azimliyazar?

24 Ocak'ta finalim ve proje sunumum bitiyor arkadaşlar.

24 Ocak'ta görüşmek üzere.

Doğu Avrupa 23. Gün - Krakow: Krakow Yahudileri ve Auschwitz

Yahudi turunu yine aynı rehber veriyordu (döktürüyordu) Grupta birkaç tane yaşlı amca vardı, İsrailliymişler. Normalde paralı rehber eşliğinde geziyorlarmış ama bizim reisi beğendiklerinden onun gruba katılmışlar. Bazen rehber anlatırken tribe falan giriyorlardı. Bir tanesiyle muhabbet ettim (sonra birbirine benzedikleri için yanlışlıkla içlerinden biriyle daha muhabbet ettim.) Bisikletle Avrupa turu yapıyorlarmış, önceki gün Auschwitztelermiş. "Sizinkiler nasıl kurtuldu soykırımdan?" diye sordum (mallık edip siz nasıl kurtuldunuz diye soracaktım az daha) "Bizim aile 1932'de durumun vahametini fark edip İsrail'e göç etmiş, ben İsrail'de doğdum." dedi. "Biz de aslında Selanik göçmeniymişiz." dedim. "Oradaki Yahudileri hep Auschwitz'e sürdüler." dedi. Diğer amca da "Ya sizin ülke de iyiydi de şu sizin başkan laf etti diye biz turist olarak gelince kötü davranmaya başladılar" dedi.

Bu seferki tur önceki kadar ilgi çekici değildi tabii, hatırladığım birkaç şeyi yazayım.

Yahudi mahallesi (Kazimierz diyorlar, kuran kralın adı, güzel isim) Krakow şehrine 1335 yılında yeni mahalleler eklenip çevresine sur örülmesiyle kurulmuş. Tabii "Buraya yeni mahalle kurduk ismi Yahudi mahallesi, tüm Yahudileri bekliyoruz." diye değil de Polonya'nın Yahudilere dini özgürlük tanımasıyla Yahudiler buraya akın edince Yahudi mahallesi olmuş.

İkinci Dünya Savaşında büyük bir kısmı yıkılmış, sinagoglar ahır olmuş.

Yahudilerin ana mesleği para kazanmaktır, bunun için de o çağın en para getiren mesleklerini yaparlar tabii o zamanlar bu meslek tüccarlık. Burada da ana pazar meydanıyla kapışmak için Plac Nowy diye ayrı bir pazar meydanı kurmuşlar. (Kapitalizm foreva) Hemen ortasında da bir kesimhane var, koşer et (Yahudilerin helali) için.

Tabii ortada koşer et arayan Yahudi kalmayınca sandviççiler basmış. Ucuza sıcak sandviç (zapiekanka) yenebiliyor:



Hemen çevresinde de eskiden olduğu gibi ıncık cıncık satılıyor.


(Kaynak: inyourpocket.com)

Burası eskiden sinagogmuş ama şimdi bar olmuş. Duvarlarda hala Yahudi sembolleri görülebiliyor.





Bu da eski sinagoglardan. Yalnız sinagoglar genelde kare ve mütevazı yapılar oluyor. Cami ve kiliseler gibi heybetli şeyler beklemeyin.



Bunu Yahudilerle bi alakası yok ama hoşuma gitti:



Bu kilise St. Joseph kilisesi, Disney kilisesi diyorum kısaca ben. Niye şehrin bu kadar uzağına kurulmuş hiç bir fikrim yok, rehber de anlatmadı, ben de yanından geçerken "Aha bu neymiş böyle ya" diyerek fotoğrafını çekip gruba geri katıldım. Muhtemelen 1905'te yapıldığı için tarihi bir önemi yok, o yüzden anlatmıyorlar, şehre gelen turistlerin bir çoğunun haberi bile yoktur. Benim gezi sırasında gördüğüm en güzel kiliseydi.



Bu sandalyeli yer eskiden Krakow gettosunun (Almanların "Yahudiler artık burada yaşayacak diğerek kurduğu yer.) içinde kalan meydanmış, insanlar da burada sosyalleşiyormuş.



Sonra herkes pılısını pırtısını toplayamadan Naziler tarafından toplanınca burası insanların eşyaları etrafa saçılı halde kalakalmış. Bu tür bir "gidiş"i sembolize etmek ve sandalyelerin üzerini boş bırakarak birinin ortada olmadığını sembolize etmek için böyle bir anıt yapmışlar.

Rehberi reis "Bugün Krakow'da 600 kadar Yahudi yaşıyor. Burada Yahudi Kültür Merkezi var. Kapıları camları açık, kimseden korkuları yok. Bir şeyleri değiştirmek için çabalıyor." gibisinden cümleler kurarak bitirdi.

Eski kesimhaneye gidip sandviç yedim. İki yıl önce geldiğimizde arkadaşlar sandviçe acı sos koydurup acıdan yiyememişlerdi, gözlerinden yaş gelmişti hatta, hepsini ben götürmüştüm. Yine denedim, hala acı. :P

Hak'la tekrar buluştuk. Akşam pek bir şey yapmadık.

*

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Bugün plan Auschwitz'e gitmekti. Özel turlara 120 lira bayılmak yerine direkt otobüs terminaline gidip "Biz Auschwitze gidecez" dedik. Gidiş geliş toplam 24 lira falan tuttu sanıyorum.

Gidiş benim Bursa Orhangazi'den köye giderken kolonya ikram edilip Orhan Gencebay dinletilen tarzda bir minibüste oldu. İçerisi de çok sıcaktı. Kalkıp pardon diyip tavanı açıp, turistlerin alkışları ve tezahüratlarıyla yerime oturdum. Bir an için minibüsteki en karizmatık kişi olmanın haklı gururuyla iç çektim.

Auschwitz'te rehberli turlar ücretsiz, anlaşılan Polonya hükümeti insanların acısını paraya çevirme fırsatını geri tepmiş. Fakat muazzam bir kuyruk var turlar için. İnternetten rezervasyon yapılıyormuş (gece bakmıştım ama neyse orada hallederiz demiştim), ben telefonu açtığımda sadece 1 kişilik yer vardı. Kuyrukta sıra bize sıra geldiğinde tabii onu da kurutmuşlardı. Mecburen saat 4'ten sonra kendi başımıza takılacağımız bileti aldık. Hostelde tanıştığımız Tayvanlı amca da oradaydı, ben şimdi girecem diye inat etti Fransızca gruba yazıldı tek kelime Fransızca bilmemesine rağmen ehehe.

Saat 4'e kadar 1 saatimiz olduğundan iki tane daha kamp alanı varmış, onlara gittik.

Tren garının önünde o malum fotoğrafı çektik:



Kendimizi de çektik tabii ama yolocaust akımının kurbanı olmamak için asık yüzlü pozlar verdik.

Doğrusu bu geziyi daha çok "Yahu ikinci kez Krakow'a geliyoruz. Bari şurada da bulunalım." diye yaptık. Hani muhtemelen uzun uzun gezilip güzel ve bilgilendirici yazılar çıkartılabilirdi ama, ben yapmayacağım çünkü birincisi bunu benden daha iyi yapan bir sürü gezi yazısı var, ikincisi bunu gezi yazılarından da iyi yapan bir dolu film var. Bilgilenmek için de belgesel izlesin isteyen. Poznan'daki bilmemne heykelinin ne anlama geldiğini her yerde bulamayabilirsiniz (hatırlamak için araştırması bile çok zordu) ama bu yer için durum aynı değil.

İlk gezdiğimiz yerde geniş bir alan ve birkaç derme çatma barakadan başka bir şey yok. İnsanları ahır gibi yerde yaşatıyorlarmış.

 

Buraya biraz daha bakınıp asıl yere gittik. Burada binalar birkaç katlı ve dipdibe.



Nedense buraya girmek için havaalanındaki gibi güvenlikten geçmek gerekiyor.



Binaların içi müzeye dönüştürülmüş, çeşitli dökümanlar var ama çok var. Bir tur atıp çıktık.





Geri döndük. Tayvanlı amcaya sordum nasıl geçti senin tur diye. "20 yıl önce geldiğimde daha iyiydi. Şimdi çok ticari olmuş olay." diye yakındı. Hıh denim bizim memlekette olsaydı kim bilir neler olurdu.

*

Akşam kesimhaneye gidip sandviç alıp oturduk. Yorucu bir günün sonunda akşam çökerken kalabalığa bakıp sandviç yemek bir yandan da güvercinlere kırıntıları atmak oldukça rahatlatıcıydı.

"Heeeeeeey!!!!" diye bağırdı Hak.

Wroclaw'da beraber takıldığımız, sonra bize "Hey belki Krakow'da da görüşürüz" demesine rağmen hıyarlık edip hiçbir iletişim bilgisini almadığımız Amerikalı Nathan da sandviçini bitirmiş önümüzden geçiyordu.

Dedik "Ya pardon öyle hiç iletişim bilgisi almadan ayrıldık görüşemedik." falan. Biraz muhabbet ettik. Kırıntı attığımız güvercinlerden biri oralı olmazken biri her şeyi yeme derdindeydi, "Bu homeless güvercin herhalde." diye dalga geçti Nathan, şakalaştık. Elimizde kalan bozuk zlotyleri saydık. Dedik buradan bir tane daha sandviç çıkar. Tam o anda bizim donanımhaber ölücüsü olduğumuzu anlayan bir abla gelip "Ben bunu bitiremedim ya siz yer misiniz?" dedi yenisini almaya gerek kalmadı. (Kalan zlotylerle ne yaptık hatırlamıyorum.) Nathanla kalenin önünde bir hatıra fotoğrafı çektirdik. Nathan "Stop following me guys!" diye tembihledi ve gülerek ayrıldık.

Akşam toplanıp saat 10'daki Budapeşte otobüsüne yetişmek için yola çıktık. Yine pintiliğimiz üzerimizde çantalarla kan ter içinde otobüs terminaline gitmeye çalışıyoruz. En sancılı yetişme macerası bu oldu, terminal açık ama kapısı kapalı. Vuruyoruz cevap veren yok. Hizmetli var bir tane etrafı süpüren, tınlamıyor bile. Tam Polonya'dan ayrılıcakken kafamdaki Polonyalı imajı değişmeye başladı birden bire. (Belki Krakowlular öküzdü?) birkaç turist ablayla beraber oraya buraya koştura koştura girişi bulduk ve yine otobüse son anda yetiştik.

Güle güle Polonya.

Not

Arkadaşlar selam. İsviçre'ye yerleştim. Hem biraz tecrübe edinip öyle yazmak için hem de gezi yazılarını bitirebileceğime inandığım için (Wroclaw ve Krakow için yazılacak çok şey vardı o yüzden yazmak kolay olmadı. Sonrası kolay olacaktır.) henüz doktora yazısı yazmayıp gezi yazılarına devam edeceğim. Yalnız hepsinin bitmesi biraz zaman alacaktım, şu an biraz yoğun çalışmaktayım.

Burada rahatım yerinde. Geçim sıkıntısı hiç çekmiyorum. Şu anki projem twitter üzerinden veri analiziyle ilgili, detayları sonra anlatırım. Onun dışında bir de Fransızca öğreniyorum, belirli bir seviyeye geldim onda da.

Doğu Avrupa 22. Gün - Krakow: Serin Hikayeler

Otobüs terminaline girdik, alışveriş merkezi gibi bir yerdeyiz. Gelişmiş şehrin farkı belli oluyor hemen. Çıktık. Hostele gitmek için tramvaya gideceğiz ama gidemiyoruz, eski şehrin orada yol çalışması mı ne varmış, tramvay oradan geçmiyor dediler. İyi ki dedim gelişmiş şehir diye. Eşyalarla kan ter içinde hostele gidiyoruz.

Hostelin ismi "Good Bye Lenin Hostel", ismi çok güzel olsa da şu ana kadar ki en saçma hostel deneyimi oldu malesef, Krakow'a içmeye gelen İngilizlerle (gerçi bir tanesi İrlandalı bir tanesi Alman'dı ama farkı anlamak zor) aynı odada kaldık, dolayısıyla adamları anca sabah ve gece görebildik. Neyse en azından gürültü yapmadılar.

Dışarı çıktık. Planım hazır günlerden cumartesiyken bir "Pub Crawl" yapmak. Pub Crawl turist rehberlerinin turistleri (İngilizleri) toplayıp bar bar dolaştırması, arada da turistlerin sohbet etmesi. Crawl emeklemek veya sürünmek demek, niye bu adı koymuşlar bilmiyorum. İki sene önce Budapeşte'de gittiğimde eğlenceli gelmişti, barların güzel konseptleri vardı tur hem ucuzdu da. Belki burada da eğlencelidir diye yazılalım dedim. (60 zloty/liraydı, pahalanmış.)

Tur rehberlerinden biri Ukraynalı'ydı. Kızın şehri işgal edilmiş, o da buraya gelmiş.

Gittiğimiz ilk barda beer pong oynadım (bardağın içine top atma oyunu). Daha önce oynamamıştım, sadece iki masa ötedeki arkadaşın bardağına topu basket atarak skillerimi konuşturmuştum. O da son isabetli atışım olmuş, Krakow'da bir tane bile sokamadım ya la. Partnerim olan İngiliz (gerçi Gallerliymiş ama farkı anlamak zor) ilk başlarda "it is okeeey" dese de oyundan sonra beni her gördüğünde "Senin oynayacağın oyunu ben." demeye başladı. Bu da böyle bir anımdır. Adamın oyununu trolleyip alt kata indim, Hak iki Amerikalıyla muhabbete girmişti. İzlanda'da kamptalarmış, İzlanda'ya gidip üç hafta ayılarla mahsur kaldıktan sonra Avrupa'ya dönmüşler. Kampı perişanlık olarak gördüğüm için beni pek açmadı. Bir saat sonra diğer bara geçtik.

Ne barı? Pub Crawl bir anda "Düğün salonu crawl"a döndü. Tıka basa clublara girip duruyoruz. Muhabbet bitti. Ama iyi dans ettim. Yalnız beraber dans ettiğim insanların beni İtalyan Türk olduğumu öğrenince dansı bırakması gibi abuk olaylara şahit oldum. İtalyanım demek lazım anlaşılan. Si.

Aklıma "Inglourious Basterds" isimli efsane filmden şu sahne geldi:


Özetle Krakow'da Pub crawla gitmeyin.

*

16 Temmuz 2017 Pazar

Bugün plan sabah yürüyüş turuna katılıp, akşama doğru değişiklik olsun diye bir daha yürüyüş turuna katılmak. İki sene önce Krakow'a gittiğimde (ve ne yaptıklarımı bloga yazmaya üşendiğimde) yürüyüş turuna da gitmiştim, bir çok şeyi hatırlıyorum ama yine de hafızamı tazeleyeyim diye yine katıldım.

İki sene önceki turda İngilizcesi benim seviyemde olan bir tur rehberi anlatmıştı şehri, adama sempati duymuştuk aaa yerel rehber bileğinin hakkıyla kazanıyor falan diye. Artık İngilizce'de "level atladığım" için şimdi sempati duymazdım, görünen o ki Polonya da level atlamış, bu sefer İngilizcesi süper olan bir tarih öğrencisi geldi, adam işini gerçekten hakkıyla yapıyor. İtiraf ettim zaten "İngilizce'n çok iyiymiş." dedim, "Sağol ya, arada belli ettiğim oluyor." dedi. Yardımım dokunsun diye tripadvisordan hakkında yorum da girdim.

Krakow yürüyüş turu için en iyi şehir. (Sıralama yaparsam 1- Krakow, 2- Belgrad, 3- Budapeşte. Belki 4. de Prag olur.) Şehirde hem ortaçağ tarihi var, hem de üzerine bol bol efsanelerin anlatıldığı enteresan mimari yapılar, yakın tarihte de görmüş geçirmiş, kalesi var, ilginç heykelleri var, her şey var.

Krakow Polonya'nın ilk başkenti. Litvanya ve Polonya birleştikten sonra 1596'da kolaylık olsun diye başkent Varşova'ya taşınana kadar eşbaşkent olarak kalmış (öteki başkent Vilnius). Diğer Ortaçağ Polonya şehirleri gibi (aslında diğer tüm Avrupa şehirleri gibi) nehir kenarına kurulmuş. Şehri önemli ve zengin kılan detay tuz madenlerine sahip olması. O zamanlar yarım kilo altın bir kilo tuza denkmiş (öeeeeeh)

Krakow'un önemli bir özelliği diğer Polonya şehirleri gibi Almanlar tarafından yakıp yıkılmaması. "Krakow Alman şehridir, niye yıkalım ki?" demişler. Asıl hasarı Ruslar vermiş Almanlara saldıracağım diye. Ama Almanlar tünelden kaçıp şehri terk edince onların da aşırı bir zararı olmamış.



Burası Slowacki Tiyatrosu, 1893'de kurulmuş ve işgal altındaki Polonya'nın dil ve kültürünü kaybetmemesi konusunda önem sahibiymiş. Böyle bir işlevi olan bir yerin kurulmasına nasıl izin verdiler merak ettim, araştırdım, meğer Avusturya özerk bölge ilan etmiş Krakow ve çevresini o ara (Galiçya'yı) Krakow serbest kalınca sanat falan gırla, Leh Atina'sı ve Leh Mekkesi (?) diyorlarmış Krakow için.

Krakow Eski Şehir Meydanı. Evet diğerleri gibi burası da pazar meydanıymış. (Pek güzel çekememişim malesef, gören intihar eder) Ortadaki saat kulesi.



Saat kulenin arkasında bir tane daha eski şehir meydanı var, aslında tek meydan var ama ortadaki binamsı ikisini ayırıyor. Meğerse dünyanın en eski alışveriş merkeziymiş bu. Kuyumcular falan var içeride. Zara var :) Pek ilgi çekici değil.

Diğer tarafta St. Mary Bazilikası diye ünlü bir bazilika var, bu bazilikanın fotoğrafını çekmediğimiz için kendimi ve arkadaşımı ayrı ayrı tebrik ederim. Neyse zaten kadraja sığmıyordu. Şöyle bir şey: (normalde bu kadar güzel gözükmüyor ve hiç bu kadar tenha görmedim burayı)



Kaynak yazacaktım ama fotoğrafı aldığım site açılmıyor resmi koyup kapatıp gitmişler.

Bazilika'nın bir kulesi diğerinden uzun. Efsaneye göre iki mimar kardeş yarışıyormuş kuleyi uzatak. Biri diğerini kıskançlıktan öldürmüş sonra kendi de intihar etmiş. Biraz Habil ile Kabil hikayesine benziyor. Gerçek şu ki kilisenin yarısı sonradan ekleme.

Bazilika'nın üstünden bir trompet sesi duyuluyormuş (biz duymadık), çalan melodi aniden kesiliyormuş. Bunun nedeni Moğollar buraya geldiğinde tepedeki trompetçi var gücüyle çalmış halkı uyarmak için ama Moğol okçusu almış façasını aşağı.. Bu hikayeyi yıllar önce kendisine "Neden bu melodi aniden kesiliyor?" diye sorulmasından bıkan bir rehber uydurmuş, fakat turistlerden birinin yazar olduğundan habersizmiş. Dolayısıyla durup dururken böyle bir efsanenin yayılmasına sebep olmuş. Hikayenin aslını çok hatırlamıyorum, pek ilginç değildi, kapıların kapanmasına mı ne işaret ediyormuş, memlekette yıkılmadık kapı kalmayınca melodiyi de kısaltmışlar. (Bu Krakow da ne efsane yaptı.)

Tavus kuşunu beğendim:



Keçi (jazz festivali için dikilmiş)



Bıçak:



Eeee? Hırsızlık yaparsanız kulaklarınızı ve burnunuzu keseriz hırsızlık yaptığınız anlaşılır ona göre diye asmışlar :P

Burası Jagiellonian Üniversitesi (Jagiellonianlar Polonya-Litvanya birleşince Polonya'ya hükmeden Litvanyalı aile)



Buraya tur eşliğinde ikinci girişim, yine dışını çekmeyi unuttum. Herhalde bina yine kiremit rengi olduğundan sıradan gelmiş, önemli bir yere girdiğimi fark etmemişim.

1364'e kurulmuş, Polonya'nın en eski üniversitesi. Kopernik buradan mezun. Buraya erasmusa gelmezdim ben.

Tek turist biz değiliz:



Wavel kalesine doğru gidiyoruz. Azıcık tepede ama çıkmaya değiyor. Harika binalar var.



Geniş bir yeşil alan, kenarlarda zambaklar. Fotoğraf cenneti ama ben yine becerememişim:



Bunu kim yapmışsa Gotik, Rönesans, Barok ne varsa karıştırmış:



Krakow'un sembollerinden biri ejderha. Kalenin yakında büyük bir mağara varmış. İçinde ağzından ateş saçan bir ejderha yaşarmış. Kral "Bu ejderhadan beni kim kurtarırsa kızımı ona vereceğim." demiş. Sonra yeşil bir dev gelmiş ve.. Yok o başka hikayeydi. Elemanın biri kuzunun içine sülfür doldurup ejderhaya vermiş. Ejderha onu yemiş. Sonra çok fena susamış. Nehirden su içmiş, çok ince karnı patlamış ve ölmüş. Arkadaş nereden buluyorsunuz böyle hikayeleri.



Ejderhanın pek estetik bir görünümü yok. Ara sıra ağzından ateş çıkartıyor o olay. Ankara'nın yeni belediye başkanı ben olursam osuran adam heykeli yapıp trolleyeceğim.

Tur bitti. Hostele gidip dinlendik. Ardından Yahudi turuna katıldık ama onu sonra anlatırım.