GüneydoğuAsya'da 6. Gün - Cu Chi Tünelleri / Vietnam


Tarih: 11 Mayıs 2016 

Vietnam'daki son günümüz. Hostelin alt katına kahvaltı için inip noodle'ımızı (kahvaltıda yenebilecek tek doyurucu yemek) yiyip kahvemizi içtikten sonra pılımızı pırtımızı toplayıp hostelden ayrılıp tur acentasına doğru yola çıktık.

Tur rehberimizin kendisi komik bir adam değildi de tipi komikti. Sıskaydı. "Şimdi Cu Chi Tünellerine gidiyoruz. Bu tünellere Amerikınlar saldırdı. Ama Amerikınlar ayı gibi adamlar. Et yiyip irileşiyorlar. Biz pirinç yiye yiye sıska kaldık. Tünelleri de kendimize göre yaptık. O yüzden onlar için tünelin ucu.. neyse." Ağzında mikrofonla "Ailem! Siz ailemsiniz! Benim ismim bilmemne, ama siz bu ismi hatırlamazsınız (adam haklı beyler), ben çok zayıfım, en iyisi siz bana Slim deyin, ben de size Slim Family diyeceğim." diye anons yaptıktan sonra bize Slimfemili diyip durdu.

Cu Chi (guçi diye okunuyor) Tünellerinin önemini açıklamak gerekirse; daha önce Kuzey Vietnam'ın güneydeki diktayı yıkmak için gerilla savaşına başvurduğundan bahsetmiştim. Gerillaların yuvalandığı yer burası. Amaç yerin altına girip Amerikalıların havadan bombalamasından kurtulmak. Ormanın içinde olduğu için nispeten güvenli. İçeride köy kurmuş adamlar. Atıkları da nehre bırakıyorlar. Hava basıncından dolayı (760 mmhg olarak alınız.) tünelleri su basmıyor (bastığı da oluyormuş.)

Şu kısa videoyu izleyin:


Böyle yapraklı bir alana geldik. Rehber abi bir şeyler anlattı sonra turistlerin %99'unun buraya gelme sebebi olan o geyik aktiviteye başladık; sıra sıra tünele girip fotoğraf çekmek.


#BirDahaGelinseYapılacakTrollük-1: Amerikan üniformaları, dövmeler ve dazlak kafayla tünele girmek.

Saçma bir aktivite olduğunu düşündüğümden ben girmedim. Kendime kendime felsefe yaptım yav bahardayız buraya neden bu kadar yaprak düşmüş? Kış gelince savaşı tatil mi ediyorlar? diye. Sonra burada kış diye bir şeyin olmadığını, hatta mevsim olmadığını hatırlayınca gerizekalılığıma küfrettim.

Bu hava alma tepesiymiş. İçerideki gazın çıkması için.



Grupta bir şey dikkatimi çekti. 2 Malez ablayla bir abi geziniyordu ama abi Malez'e benzemiyordu. Bizim köydekilere benziyordu (yanılmışım Karadenizliymiş). Önce kuğul takılayım dedim ama sonra abinin kazıkları çekerken kendi kendine konuşup "Şunları da çekelim bakalım." demesiyle anlaşıldı bu da vatan hasreti çekiyor diyip "Merhaba abi naber" diye lafa giriştim.

Ezher abi (ismim Mısır'daki üniversiteden aklında kalsın dedi) Kuala Lumpur'da İngilizce öğretmeniymiş. Uzun süredir Malezya'da yaşıyormuş. Karısı da Malez. Beni evine buyur etti, adresi de verdi hatta. Şu tarihte oğlumun düğünü için Türkiye'ye gireceğim onun dışındaki günlerde beklerim dedi fakat tabii Kuala Lumpur'daki tek günümde oğlunun düğününe denk geldi :) Kısmet. Bu arada kendisi Vietnam'da tanışıp konuştuğum tek Türk oldu (bir de müzede yanımdan bir çift geçmişti ama durdurup konuşmamıştım.)

Tuzak!


Rehber abi bize tektek bubi tuzaklarını tanıttı. 6-7 tane tuzağını izledikten sonra "oğlum siz bunları kendinizi savunmak için mi hazırladınız yoksa eğlencesine mi?" diye sorasım geldi.

Video:


"Buna yakalanan Amerikın boylar kurtulduktan sonra "ladyboy" oldular." diye dalgasını da geçti.


Bu terlikler de düşmanı yanıltmak üzere üretilmiş, bıraktıkları izler geleni giden olarak gösteriyormuş.



Tanklar felan koymuşlar savaş hatırası diye yine. Yarma bir abi geldi tankın ucunu kaldırdı. Bir de ben deneyeyim ama çok uğraşmayayım sakatlanırım sonra falan dedim. Yerinden oynatamadım. İnsanlar bana bakıyor. Bari rezil olmayayım diye ikinci kere deniyeyim dedim bu sefer kalktı ama sonra kollarım ağrımaya başladı. :(



Geldik turun en saçma kısmına. Tur rehberi bizi bir yerde durdurdu ve "Burada atış yapabilirsiniz, 10 mermi 10 dolar" dedi. Silah menüsü falan vardı. Aralarında AK47 de vardı. Atışı da hemen bitişiğindeki açık araziye yapıyorlardı. Bubi tuzakları videosundaki gürültünün kaynağı buydu.
Ben yok kalsın diyip süt mısır satın alıp yedim ehehe.





İkinci bir tünele girme aktivitesi. Bu sefer ben de girdim.



(Ne çekiyon lan?..)

Korkutucuydu. Karanlıktı. Ucu nereye çıkacak belli değil gibiydi. Bize "Tünelin tamamını gezemezsiniz, istereniz ilk soldan sapıp çıkın, isterseniz ikinci soldan." dediler. Ben tünelin başındayken "Elimden geldiğince giderim." diye düşünüyordum ama malesef grubun en önündeki şişman abla da öyle düşünüyordu ve tünel giderek küçülüyordu. Bu kadın bir yere sıkışırsa hepimiz geri geri emeklemek zorunda kalacaktık herhalde çünkü yön değiştirmek mümkün gözükmüyordu. Neyseki herkes ikinci çıkışla ayrılmaya karar verdi, ben de çıktım oh dedim temiz hava. (Adamlar burada yaşıyormuş?)



Rehber dedi ki Amerikalılar buralardan geçemeyip sıkışıp kaldıkları için sırf burası sömürgelerinden Asya'nın zayıf delikanlılarını ithal ediyorlarmış. Tabii bu çözüm değil, bunlar da içerideki tuzaklara yem oluyorlarmış.

Sonra da tapyoka diye patates gibi bir şey ikram ettiler, tadı fena değildi.


Dükkana girip hediyelik içkilere göz attık. Evet içki.



*

Yalnız bu silah ve tünel aktivitelerini düşünürken "ya aslında bu tip simülasyonlar işin içine girince hem insan daha iyi eğleniyor hem de daha eğlenceli oluyor, biz de yapsak ya, İstanbul'u toplarla felan dövsek." diye düşünüyordum ki 18 gün sonra buna benzer bir gösteri yaptılar. Turizm bu kadar kötüye gitmeseydi bence turistik yerlerin yakınlarına sahip olduğumuz ama sahip olduğumuzu hiç belli etmediğimiz Orta Asya kültürüne dair aktiviteler de yapılabilirdi, örneğin Akdeniz'de Yörük köylerine ziyaret, yoğurt ve tarhana yapımı, Bursa'da ipek böcekçiliği, Ankara'da turan taktiği simülasyonu? (evet uçtum) Tabii Türkiye'ye 1 haftalığına gelecek adam için yeterince malzeme var da, uzun süre gezecek adam için yazıyorum ben bunları. Ama şu da var Türkiye'deki turist profili Avrupa'daki veya Vietnam'daki turist profilinden farklı. Burada pek sırt çantalı gezgin göremiyoruz, daha çok ailelere yönelik Akdeniz, İstanbul ve Nevşehir turizmi var. (Onu da kaybediyoruz ya) Bu kişilerin de böyle kültürel aktivitelerle uğraşacağını pek sanmıyorum.

*

Bir de Vietnam savaşıyla ilgili video izledik ve tur bitti. Döndük ve Kamboçya otobüslerine bindik. Artık bu garip memlekete veda vakti.

Hoşçakal Vietnam!



Yorum Gönder